İnsan

Hayatın bir anlamı var mı?

Hayatın bir anlamı var mı?

Hayatın anlamı sorusu çoğu kişi tarafından yanlış olmasa bile eksik anlaşılır. Bu yüzden de, örtük ya da açık, hafife alınır. Var tabii, olmaz mı yanıtı verilir -kolaylıkla, zahmetsizce ve çoğunlukla ezberden. Oysa yüzeyden yaklaşamazsınız bu soruya. Yaklaştığınız her seferde geri kusar sizi. Ciddiyet talep eder. Hesaplaşmadıkça içinizde taşıdığınız gerilimi besler. Köşeye sıkıştığınız anların iç sıkıntısı haline gelir. Zira hayat memat meselesidir de. Albert Camus, “Gerçekten önemli olan bir tek felsefe sorunu vardır, intihar” der.

Diğer yandan, sorudaki yanlış anlaşılmaya olan bu yatkınlık aslında onun hemen görünmeyen, dikkat isteyen yanından kaynaklanır. Nitekim soruyu “Hayatın benim dışında bir anlamı var mı?” sorusuna çevirirseniz herkes bir duraksar. Meali budur. Ona atfettiğim, değiştirdiğim, bazen birileriyle paylaştığım bazen de paylaşmamayı yeğlediğim, öyle olmasını umut ettiğim anlamı dışında bir anlam?

İnsanlık durumunu göz önünde bulundurduğumuzda olmadığı çok belli. Peki o halde neye dayanarak hayatın bir anlamı var diyoruz? Bunun kaynağı ne? Sabit bir anlam yoksa, ki çoğu insan sezgisel olarak bu konuda hemfikirdir, benim atfettiğim anlam da sürekli geçerliliğini yitirmeye yazgılı demektir. Bu yüzden, her yana bir boşunalık duygusunun yayılmasına şaşırmamak gerekir. Demek ki, kaynağın sadece kendimiz olduğunu söylemek yeterli değil. Camus’nün ayak izlerini takip etmenin bizi bu konuya ilişkin hakikatle yüz yüze getireceğini düşünüyorum.

Doğaya dönmek de deva değil

Camus, yaşamın saçma (absürt) olduğunu söyler. Çünkü içinde yer aldığımız dünya, dahil olamadığımız, tam olarak açıklayamadığımız, dolayısıyla sürekli bir yabancılığın kendini var ettiği bir dünyadır. Yani yaşam bizi aşar; biz ile dünya arasında hep bir mesafe kalır. “Bildiğimizi sandığımızla, gerçekten bildiğimiz arasında sürekli bir ayrılık” vardır. Her şey de işte o boşluktan aşağıya yuvarlanır. Absürt duygusu kaçınılmazdır. Yaşamın her yanına sirayet etmiştir. Mesela başkaları bizim için birer muammadır. O başkası bir sevgili bile olsa günü geldiğinde boşluk kendini gösterir.

İlaveten, monotonluk var olan absürt duygusunu pekiştirir. Her günkü rutin işler, makinemsi bir hayat, bıkkınlığı kaçınılmaz kılar. Sıkıntı ile çaresizlik insanın temel varoluş biçimi olur çıkar. Yüzünüzü doğaya dönmek de derde deva olmaz. Onu anlamanın zaten hayli uzağındayızdır. Doğanın “izi ne büyük bir güçle yok sayabileceğini sezinlemek” katlanılmaz gelir.

Geleceğe yaslanarak yaşamak

Bu arada da zaman geçmektedir. Okunacak kitaplar, görülecek yerler, dinlenecek ezgiler, ziyaret edilecek dostlar vardır. Ama hiçbirine, içinde bulunulan zamanda yer yoktur. Bir tek, tutumumuz değişmez Camus’ye göre: “Geleceğe yaslanarak yaşarız.” Oysa nihai son ufkumuzdadır. Ölüm bitirecektir deneyimlerimizi. Bilinmeyen o karanlık ülke gecikmişliğimizi, yarım halimizi hatırlatır durur.

Hal böyleyken, lafı dolandırmaz, en sert soruyu sorar Camus: “İntihar bir seçenek olamaz mı?” Çünkü bu uyumsuzluğu çözmenin yollarından biri, Ben’i ortadan kaldırmaktır. Ne var ki, bunun bir çözüm olmadığını söyler Camus. Zira kişinin kendisini ortadan kaldırması absürt durumu ortadan kaldırmayacaktır. Sorun bâkidir. Farkına varılması gereken, insanın böylesi, yani absürt duyguyu kaçınılmaz olarak yaşayan bir varlık olduğu gerçeğidir. Dolayısıyla, çözüm de ancak bu çerçevede olursa tatminkâr ve anlamlı sayılabilir.

Sürekli, en baştan başlamak

Camus, çözümü, insanın kendi haline başkaldırısında bulur. En ayrıcalıklı başkaldırı biçimi ise yaratıcılıktır. Çünkü insan, yaratıcı faaliyetiyle kendisine yabancı olmayan, bütünüyle tandık bir dünyayı var edebilecektir. Üstelik bu, bitimsiz bir çabadır.

Mesela bir yazar bir roman yazdığında yabancılığını tamamıyla aşmış olmaz. Sadece geçici bir nefes almadır onunki. Sisifos gibi, geri yuvarlanan kayayı tekrar yukarı taşımak için yeniden o işe girişmesi, yaratıcılığına sığınması gerekir. Elbette ki sadece bir yazar değil; herkes. Oruç Aruoba’nın dediği gibi:

“Sürekli -hep yeniden, en baştan başlayarak- kurulması gereken bir şeydir kişinin yaşamının anlamı (…) / Kişinin yaşamının anlamı, dökülür gider; ona, yalnızca, nasıl dökülüp gittiğinin bilgisini bırakarak…”

Kaan Özkan, Öğretim Üyesi

Benzer Yazılar

Doğal bilinç-yapay zekâ ayrımında gönüllü köleler ve yapay köleler

Ad Hoc

Felsefenin çekici

Ad Hoc

Distopyadan kaçmak heterotopyada özgürleşmek

Ad Hoc