Ekonomi Manşet

Hep birlikte harekete geçme zamanı

Hep birlikte harekete geçme zamanı

Son yıllarda sıkça konuşulan gıda kaybı ve israfı, bu sene COVID-19 salgınıyla birlikte daha geniş kapsamda tartışmaya açıldı. Salgın ile uygulamaya konulan kısıtlamalar, gıdaların nakliyesini veya tüketicilerin pazara erişimini engellerken, bozulabilir tarımsal ürünlerde ve tedarik zincirindeki ürünlerde yüksek düzeyde kayıpları da beraberinde getirdi.

Bugün yaklaşık 690 milyon insan açlık çekerken, 3 milyar insanın besleyici gıdaya erişimi yok. Durumun aciliyeti COVID-19 salgınıyla birlikte daha da artarken, açlık çeken insan sayısına salgınla 132 milyon kişinin daha eklenmesiyle gıda ve beslenme güvenliği her zamankinden daha fazla tehdit altında.

Tüm bu gelişmelerin ışığında, bu sene 29 Eylül’de ilk kez Uluslararası Gıda Kaybı ve İsrafı Farkındalık Günü’nü kutladık.

Peki ama gıda kaybı ve israfını azaltmak neden bu kadar önemli? Basitçe ifade etmek gerekirse, gıda kaybolduğunda veya israf edildiğinde, bu gıdayı üretmek için kullanılan tüm kaynaklar -su, toprak, enerji, emek ve sermaye dahil– boşa harcanıyor. Tüm bunlar iklim değişikliğine sebep olurken büyüyen gelecek nesilleri besleyebilmemizi daha da zorlaştırıyor.

Gıda kaybı ve israfını azaltarak, topluma bütünsel faydalar getirebiliriz ve sonuçta şunları görebiliriz: en kırılgan kesim için gıda mevcudiyetinde artış, sera gazı emisyonlarında azalma, arazi ve su kaynakları üzerinde baskının azalması, verimlilik ve ekonomik büyümede artış.

Gıda kaybı ve israfıyla mücadele, gıdamızı üretme, dağıtma ve tüketme şeklimizdeki verimliliği artırmak çok önemli.

COVID-19’da gıda kaybı ve israfı

COVID-19 salgınının neden olduğu kriz, gıda sistemlerimizin kırılganlığını ve zayıflıklarını öne çıkarmaya devam ediyor ve gıdanın kaybolduğu ve/veya israf edildiği alanları gösterirken, gıda sistemlerimizi yeniden tasarlama ihtiyacını bir kez daha hatırlatıyor.

Gerçekten de gıda kaybı ve israfında önemli artışlar gözlemledik. Tedarik zincirindeki çabuk bozulan tarımsal ürünlerdeki kayıplar, gıda nakliyesini veya tüketicilerin pazara erişimini engelleyen hareketlerin kısıtlanması nedeniyle dramatik bir artış gösterdi.

COVID-19 salgınının olumsuz etkilediği ve sayısı her gün artan bu insanları doyurabilmek için fazla kalan gıdaların kurtarılması ve dağıtılması gibi gerçekleştirilmek istenen birçok çaba sınırlamalar sebebiyle sınırlı kaldı.

İyi haber şu ki, bu dönemde birçoğumuzun temel ihtiyaçlarımızı düşünmek için zamanı oldu ve değerini yeterince bilmediğimiz ve onsuz da yapamadığımız bir şeyi yeniden hatırladık: Gıda.

Şu anda dünyadaki herkesi doyurmak için gereğinden fazla gıda üretmemize rağmen, gıda sistemlerimiz dengesiz. Açlık, obezite, çevresel bozulma, gıda kaybı ve israfı bu dengesizliğe sebep olan konulardan sadece birkaçı.
Bu dengesizliği gidermek için, üretilen gıdanın kullanımını en üst düzeye çıkarmayı ve gıda kaybını ve israfını azaltma çabalarını destekleyerek olası küresel gıda güvenliği krizini önlemek için küresel olarak harekete geçmeye ihtiyacımız var.

FAO’nun girişimleri

Vesayetinde olan Sorumlu Üretim ve Tüketim ile ilgili olan SKA 12 ile FAO, gıda kaybı ve israfına karşı mücadelede paydaş ve ortaklarıyla sorunu çözmede öncülük ediyor. Ortak planlama ve harekete geçme üzerinden konu hakkında daha fazla etki yaratmak amacıyla, FAO, Messe Düsseldorf ortaklığıyla Gıda Kaybı ve İsrafını Azaltma Küresel Girişimi’ni – SAVE FOOD (GIDAYI KORU) kurdu. 2011 yılında kurulan girişim gıda kaybı ve israfı ile mücadelede yer alan herkese kılavuz olmayı ve işbirliklerini kolaylaştırmayı hedeflemekte.

SAVE FOOD girişimi altında FAO, Avrupa ve Orta Asya’da bir dizi araştırma, kapasite oluşturma ve geliştirme faaliyetiyle Gıda Kaybı ve İsrafını Azaltma Programı’nı uyguluyor.

Hatta yakın zamandan bir örnek verecek olursak, FAO, Tarım ve Orman Bakanlığı uzmanlarının değerli katkıları ve aralarında özel sektörden STK’lara, üniversitelerden çıkar gruplarına 100’den fazla paydaşla birlikte Türkiye’nin Gıda Kaybı ve İsrafı konusunda ilk Ulusal Stratejisi ve Eylem Planı’nı geliştirdi. 20 Mayıs 2020’de GIDANI KORU adlı ulusal medya kampanyasıyla tanıtılan bu plan ile gıda kaybı ve israfı hakkında kamuoyunun farkındalığını artırmayı ve gıda tedarik zincirindeki tüm aktörleri harekete geçirmeyi amaçlıyoruz.

Kampanya aynı zamanda Orta Asya Ülkelerinde Gıda Kayıpları ve İsrafının Azaltılması inisiyatifinin bir parçası. Bölgesel inisiyatif Türkiye’ye ek Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Türkmenistan ve Özbekistan için de gıda kaybı ve israfını azaltmaya yönelik ulusal stratejilerin ve eylem planlarının geliştirilmesine destek verecek.

Gıda kaybına gelecek olursak, FAO birçok ülkede Gıda Kaybı Analizi metodolojisi üzerine kapasite geliştirme çalışmaları gerçekleştirdi. Bu metodoloji, başta Afrika olmak üzere, gıda tedarik zincirindeki kritik kayıp noktalarını ve altında yatan sebepleri tanımlamak ve gıda kaybını azaltacak stratejilerin geliştirilmesi için çeşitli ülkelerde 56 tedarik zincirinin vaka çalışmasında uygulandı.

Harekete geçme çağrısı

Gıda kaybı ve israfına dair uygulamalarımızı değiştirmek kolay değil. Bu sebeple, Uluslararası Gıda Kaybı ve İsrafı Farkındalık Günü’nün ilk kez kutlanması FAO, ilgili paydaşlar ve tüm insanlık adına da çok önemliydi.

Tarih, herkese uyan tek bir yaklaşımın uygulanamayacağını ortaya koyuyor çünkü bir ülke bağlamında işe yarayan şey, başka bir ülkede işe yaramayabilir. Tam da bu sebepten, herkes üzerine düşeni yapmalı ve tutarlı bir şekilde çalışmalı.

Hükümetler, gıda kaybı ve israfını azaltmak adına, yatırımlarında, eğitiminde, teknoloji gelişiminde, yenilikçi yaklaşımlar ve sosyal hareketlerde çiftçiler, özel sektör, akademi ve STK’lar için teşvikler yaratmalı. Özel sektör, yenilikçi teknolojilere yatırım yapmaya, kırsal altyapı ve teknolojileri küçük çiftçiler için de ulaşılabilir kılmaya devam etmeli. Yenilikçi hasat sonrası uygulamalar, dijital tarım ve gıda sistemleri ve pazar kanallarının yeniden düzenlenmesi gıda kaybı ve israfıyla mücadelede elimizi güçlendiren diğer konular arasında. Geçtiğimiz ay içinde özellikle bu alanlarda yapay zekâ uygulamalarını güçlendirmek için IBM ve Microsoft ile ortaklık kurduk.

Ve tabii son olarak biz tüketiciler, değişime aile içinde çocuklarımıza gıdaya saygı duymayı ve gıdanın değerini bilmeyi öğreterek başlamalıyız. Fazla alınan, açılmamış ve el sürülmemiş gıdaları ihtiyaç sahiplerine ulaştırabilmek için yardım kuruluşlarına bağışlayabiliriz.

Unutmayalım ki konuyla ilgili farkındalığı olan toplumlar, yeni sağlıklı ve sürdürülebilir tüketim alışkanlıklarının olduğu bir dünya yaratarak gıda kaybı ve israfının azaltılmasına asıl katkıyı sağlayanları oluşturacak.

<strong>Yazı: Viorel Gutu, Sivil Toplum Lideri</strong>

Benzer Yazılar

Sanal yaşam fikrine neden karşı koyamıyoruz?

Ad Hoc

Sevgiyle, merhaba

Ad Hoc

Dijital reklamcılığın altın çağında ürkütücü hikâyeler

Ad Hoc