Manşet Teknoloji

Her şeyin başı dopamin

Geçen yıl Ağustos ayında LinkedIn’de kullanılan bir terim, 100 binin üzerinde kişiye ulaşarak binlerce yorum aldı. Cameron Sepah, “dopamin orucu“ adını verdiği bu terimden bahsederken; saatlerce Instagram’da dolaşarak, Reddit yazılarını okuyarak, Twitter’daki güncelliğin peşinde durarak beyinlerimizi nasıl yeniden yapılandırdığımızı, yeteneklerimizi ne derece kaybettiğimizi ve zevk alma şeklimize edilen müdahaleyi anlattı. Dolayısıyla daha yüksek bilinç düzeyine sahip olmak için Silikon Vadisi çalışanları başta olmak üzere pek çok kişinin hayatına dahil ettiği dopamin orucu (dopamine fasting) uygulaması giderek popülerleşti ve aşırı uyarılma konusunda problemli davranışların kontrolüne dikkat çekmeyi başardı.

Silikon Vadisi’nin bunu abartılı şekilde kullanacağını beklemediğini ve kötü niyetli olmadığını da belirten Sepah, beyinlerimizdeki ödül ve motivasyondan sorumlu dopamine karşı bağımlılığımızın, diğerlerinin esas sebebi olabileceğini ekledi. Dopamin orucu, zevk veren uyarıcı birçok bağımlılığı içerirken, teknoloji ve internet -yaşadığımız çağın gereği ve yenilik sebebiyle – en çok dikkat çeken taraf oldu. Oysa bu terim yaygınlaşmadan önce de yoğun ve kirli bilgiye karşı önlem alma fikrinin bahsi çokça geçmişti.

Her şeyin başı dopamin

Birkaç yıl boyunca konsantre olmakta zorlandığını, okumak için oturduğunda birkaç sayfa okumanın bile imkânsız hale geldiğini, beynine bir şey battığını ve bunlardan ciddi bir rahatsızlık duyduğunu hisseden Amerikalı yazar Nicolas Carr, bu etkilerin internetle ilgisini sorgulamaya karar verip araştırmaya koyuldu. Araştırmaları sonucu edindiği bilgileri kendisi gibi sorguya düşen diğer insanlar için yayınlamaya karar veren Carr, internetin beynimizle nasıl bir oyun oynadığını anlattı.

Eski çağlarda bile yazının hafıza için bir tehdit unsuru olarak görülmesi ve bugünün telaşına gelelim! 1400’lü yıllarda matbaayı şeytani güçlere bağlayan Johannes Gutenberg, bilginin eskisinden çok daha eksik ve yanlış ama oldukça fazla ve hızla beynimize girebildiğini duysa şeytanın bu yeni işine de şaşırdı muhakkak. Hafıza üzerinde o dönemlerden çok daha etkili unsurların bulunduğu bu teknoloji çağında; arzular ve bağımlılıklar kodlanıyor, her yeni teknoloji beynimizin bir bölümüne aşırı yüklenme yaparken diğerlerinin çalışmasını engelliyor. Navigasyonu kullanmaya başladıktan sonra yer yön duygusunda yaşanan kayıp ya da hızlı ve yoğun okuma dengesinin yitimi gibi.

Akıllı telefon kullanım istatistiklerine göre; bir kullanıcı günde 2 saat 51 dakika boyunca telefon ekranına bakıyor. Kullanıcıların yüzde 22’sinin dakikada bir ekranı açıp kapatırken, yüzde 51’i ise bunu saatte birkaç kez tekrarlıyor. Sabah gözlerini açar açmaz bildirimlerini kontrol eden insanların yeni ve çekici bir bilgiye ihtiyacı olabilir. Çünkü gelen her yeni mesaj, mail ya da bildirim beynimizde dopamin salgılanmasına sebep oluyor. Dopamin ihtiyacı yoruyor ve onu arzulamamızı sağlıyor. Ona sürekli kavuşma fikrinin insanı hissizleştirmesi de cabası.

Psikiyatrist Cameron Sepah, dopamin orucu terimini ortaya attıktan sonra teknolojiye farklı bakan kişi sayısı da hızla arttı.

Bilişsel sabrın sınanması

Nöropsikoloji uzmanı Teresa Ramírez, “Mümkün olan en kısa sürede gerçekleşen her şeyi bilmek için sürekli bilgilendirilme ihtiyacını yarattık. Tüm bu bilgilerin işlenmesi yorgunluğa neden oluyor. Aşırısına maruz kalıyoruz ama bu bizi daha da bağımlı hale getiriyor” diyor. Üstelik bir öncekinden daha derin daha iyi ya da benzer bir bilgi almış olmamızın hiçbir önemi yok. Ramírez, çoğu şeyi okumadan taradığımızı, kelimelerin çoğunu atladığımızı, sadece bizi ilgilendiren kelimelere odaklandığımızı iddia ederken okuma stratejilerimizin de kötüleştiğinden bahsediyor.

Tahammülsüz olduğunu düşünen çok sayıda teknoloji kullanıcısı, Nörobilim Uzmanı Maryanne Wolf’un bilişsel sabırsızlık dediği etkiye sahip olabilir. Bilişsel sabırsızlığın bir etkisinden, okumalardan bahsedelim. İnternet ortamında hızla tüketilebilen sınırlı karakterli ve dikkatimizi sadece birkaç kelimeye verdiğimiz okumalara alıştıkça, uzun okumalardan sıkılıyor ve tam tersi durumda da kısa bilgileri es geçiyoruz. Beyin tekrarlama ile çalışan bir yapıdayken yapmamız gereken şeyin çapraz okumalar olduğunu söyleyen Wolf, mesajlarımızı kontrol etmek için bile uzun okumalarımızı kesintiye uğrattığımızı ekliyor. Derine inmeden okuduklarımızın ise hatırlamayı zorlaştırdığını. Derin öğrenme arttıkça bilgiyi doğru saklamak kolaylaşır. Öyleyse yüzeysel ve hızlı okumaların aklımızda kalmamasına da şaşırmamak gerek.

Hepimizin bir bilgi diyetine ihtiyacı olabilir

Simeon Yates, sosyal medya ekonomisinin bir takım sorunları tetiklediğini söylüyor: Dedikodu, yenilik, hızlılık ve paylaşılabilirlik. Bilgiye erişimi görece zor olduğu zamanlarda kitle iletişim araçları bazı tasarımlarla günlük bilgiyi insanlara sunuyor, ayırt etmek ve taraf olmak zorlaşıyordu. Ancak her türlü bilgiyi her an ve her yerde bulabilmeyi sağlayan yeniliklerden sonra bunu lehine kullanacak gruplar doğmaya başladı. Güçlü ve derin içerikli bir haberden hemen sonra okuduğumuz bir diğer haber sahteyse, insanların güveni medyaya karşı sarsılıyor ya da görüşler açısından çok farklı içeriğe maruz kalan birinin bir ideolojiye sahip olması zorlaşıyor. Birkaç uygulama algoritma ve filtre özelliklerini kullanarak size özel haber başlıkları ile daha verimli bilgi kaynağı sunsa da WhatsApp, Instagram, Twitter içeriklerinde ya da herhangi bir web sitesinde karşınıza çıkan kısa bir bilgi de bile hiç ilginizin olmadığı bir alana yönlendirilebiliyorsunuz. Dolayısıyla bunlardan uzak kalmanın tek yolu elimizdeki telefonu da bir köşeye bırakmak. Çünkü diğer taraftan belirli bir bilinç düzeyine ulaşılmadıkça manipülasyon için daha kolay bir hedef haline geliyor insanlar. Seville Üniversitesi’nde Siyasal Gazetecilik Profesörü olan Concha Pérez Curiel’in “Sahte haberler uzun süredir var ve propaganda da yeni bir şey değil. Buradaki fark, şimdi daha kolay bir şekilde daha fazla kullanıcıya ulaşıyor olması” ifadesinde olduğu gibi.

Avrupalıların yüzde 37’si her gün sahte bir habere denk geldiğini belirtiyor.

İnsanları kategorileştiren ve sosyal parçalanmaya sebep olan hatta öfke ve korku gibi pek çok duyguyu harekete geçiren sahte haberler, teknolojik gelişmelerinde peşinde koşuyor. Bir rahatsızlığınız olduğunu düşünün! En güvendiğiniz doktorlardan birinin bir videosuna denk geldiniz. Onun dediklerine olan inancınız diğer bilgileri es geçmenize ve ona itiraz edememenize sebep olabilir. Sahte haber üreticileri bugün bu açığın farkında ve “Deepfake“ dediğimiz teknoloji ile profesyonel bir şekilde istediği cümleleri o doktorun videosuna ekleyebiliyor ve dahası akıldan ziyade duyguların egemen olduğu bu zincirin parçasında inanç olgusunu iyice köreltiyor.

Benzer Yazılar

Tarih sahnesinden silinen ilk devlet

Ad Hoc

Kent ve doğayı birbirinden ayıran ekomodernizm çare mi?

Ad Hoc

Evreni yöneten kuvvetler

Ad Hoc