Genel Manşet Tematik

Hipster: Sıradan mı yoksa yenilikçi mi?

Hipster: Sıradan mı yoksa yenilikçi mi?

Artık ideolojiden çok moda trendi olarak adlandırılan hipster kavramının, esasında modayı da reddetmesi üzerine bir düşünelim. Yıllar içinde pek çok değişime ve benzetilmelere şahit olduk ancak hipster kelimesinin etimolojisi hakkında kesin bilgiler bile yokken, bu tip bir kavramın bu denli hızla tüketilişini çok görmemiştik. 1930’lu yıllarda ilk kez Amerika Birleşik Devletleri’nde kullanıldığı biliniyor. Tanımların ortak noktası ise ana akımdan ayrılmaları. Alt kültürler üzerine çalışma yapan hatta hipsterların alt kültürü üzerine doktora tezini tamamlayan Lorenzo Caglioni, hipster tanımını daha doğru yapacaktır diye düşünüyoruz. Caglioni de kavramın geçmişine bakınca, akademik çalışmaların sınırlı olduğunu belirtiyor. Dünya genelinde yaşanan sosyal krizleri bilirsiniz ve bunlara cevap arayan genç kuşak çabalarını da. Caglioni’ye göre hipsterların ilk benimsediği ideoloji de bu yönde. Hipsterlar üzerine yazdığı tez sonrası ideolojinin altında yatan üç büyük dinamiğe değinen sosyolog; Berlin Duvarı’nın yıkılışına, 11 Eylül saldırılarına ve büyük finansal krizlere dikkat çekiyor.

Caglioni bir dizi hipsterla görüştükten sonra neden kimsenin kendini hipster olarak tanımlamadığını sorduğunda ise ana akımı, trendleri ve popüler olanı reddetmesiyle yankı bulan kavramın bugünkü negatif algısını hisseden hiçbir insanın bu etiket altına girmek istemediğini fark ediyor. Popüleri reddederken popülerleşen görsel kodları ve moda yaratmaları ise ayrı bir ironi olarak görülüyor.

Bir başka çalışma

Hipster, hippi ve beat kuşağı üzerine yazan Diane Huddleston – Beat Kuşağı – “Hippi” Değil “Hipster”- adlı kitabını hazırlarken pek çok ideoloji ve kavrama yönelik inceleme yaptığını söylüyor. Huddleston’ın toplumsal bir hareketin etkisinin ve anlamının yıllar boyunca nasıl yanlış anlaşıldığına örnek olarak göstermesi de beat hareketinin zaferini ve trajedisini gözler önüne serer nitelikte. Sosyal adaletsizliğe ve savaşa karşı çıkanlar, birileri tarafından ya yanlış aktarıldı ya da anlaşıldı bilinmez; ancak manevi ve hakiki ilkelerle inşa edilmiş yeni bir toplumdu asıl amaçları. Kitabın isminden de bu ideolojilerden de geriye ne kaldı derseniz ne edebi eserler ne şarkılar ne fikirler… Hiçbiri yok. Moda mı? Öyleyse…

Gelelim modaya!

“No Fake” adlı kitabın yazarı Jean Laurent Cassely, hayat stillerimizin şifresini çözmeye çalıştığını belirtiyor. Doymak bilmediğimiz otantiklik arayışımız sırasında tüketilen gerçek bir ideolojinin yok olduğunu, geriye ise hiper gerçekliğin değil; hiper fake’liğin kaldığını ifade ediyor. Neredeyse bütün jenerasyonlar yarın için huzursuz. Modernizmin görünümü ölçüsüz ve benzersiz olma üzerine kurulu… Oradan bakınca bu yarışın kazananı ise ya durdululamayan kimlik ya da daha ironik olan kimliksizlik olacak gibi görünüyor.

Kimisi modayı takip etmediğini belirtiyor kimisi modayı yeniden üretiyor ancak dillendirilmese de modayı bir şekilde takibine alıyor gözler. Özellikle küresel kültürün yaygınlaşmasından sonra aynılaşmanın çok da hoş olmadığı daha otantik, daha farklı, daha marjinal olma hali sadece görsel kodlarda değil; markaların hızlı tüketim ürünlerinde de kendini gösteriyor. Hız içine doğan bir jenerasyon, yeniliği de hızla tüketmeye ve bazı kavramların içini boşaltmaya başlıyor belli ki.

Benzer Yazılar

Müşteri sadakati kavramının evrimsel yolculuğu

Ad Hoc

Bugünün siyah kuğusu, salgınlar

Ad Hoc

Yine, yeni, yeniden: Fandom, K-Pop ve popüler kültür

Ad Hoc