Teknoloji

İnşaat ekonomisinde minik bir doğaya dönüş adımı

Birleşmiş Milletler verilerine göre 2050 yılı itibarıyla dünya nüfusunun yüzde 68’i kentlerde yaşayacak. 80 yıl içinde, nüfus artışı nedeniyle 2 milyar yeni eve ihtiyaç duyacağımızı hatırlayalım ve bu bilgiyi inşaat endüstrisinin sera gazlarının yüzde 40’ından sorumlu olduğu gerçeğiyle bir arada düşünelim. Bu trionun oluşturduğu resim, beton ya da çelikten farklı, karbon izi düşük hammadde arayışlarına itiyor yaratıcı mimarları. 100 yıl öncesine kadar fazlasıyla aşina olan bir maddeyi, ahşabı yeniden keşfediyorlar böylelikle.
Ahşabın sunabileceği olasılıkları araştırmaya koyulan mimar Michael Green, Kuzey Amerika’nın en uzun, 7 katlı ahşap binasını, T3’ü inşa ediyor Minneapolis’te. 2016 yılında Norveç’in Bergen Kenti’nde faaliyet göstermeye başlayan 49 metrelik Treet, 2017 yılında Kanada Vancouver’da inşası tamamlanan 53 metrelik Brock Commons Tallwood House ve bugünün en uzun ahşap binası sayılan, henüz 1 yaşını doldurmamış Brumunddal kentinin göz bebeği 85,4 metrelik Mjøstårnet sırasıyla takip ediyor T3’ü.

Mimarlara sürdürülebilir odun kullanarak uzun binalar inşa edebilme imkânı sağlayan maddenin endüstrideki karşılığı çapraz lamine ahşap (CLT). CLT ile açılan geleceğe dönüş evreniyle yalnızca insanın doğa üzerindeki olumsuz etkileri azalmayacak öngörülere bakılırsa; kent dekorunda bir çıkmaz yola giren insan ve doğa ilişkisinde yeni bir kapı aralanacak aynı zamanda. 2016 yılında Wildlife Trusts’ın hayata geçirdiği kampanyayı hatırlayın. 30 Days Wild kampanyası katılımcılarına bir ay boyunca her gün doğaya temas etmelerini ve sonrasında yaşadıkları değişimleri aktarmalarını söylemişti. Sağlık ve mutluluklarında fark edilir bir ilerleme olduğunu savunmuştu kampanyaya katılan 12 bin 400 kişi.

Benzer Yazılar

Büyümeyen çocuklar, ölmeyen yaşlılar

Ad Hoc

Her şeyin başı dopamin

Ad Hoc

Esenlik, teknolojinin ve tüketimin merkezinde

Ad Hoc