İnsan Manşet

İnsanlığın yarısını hesaba katmayı unutanların hikâyesi

Toplumsal cinsiyet eşitsizliği üzerine yazılıp çizilen ve hiçbiri değişimi sağlayamamış onca şeye tanıklık ediyoruz. Şiddetin, özellikle kadına yönelik şiddetin mücadelesini veren bir toplum içinde eşitlik için naralar atıyoruz. Bunu tek bir topluma ya da belirli bir otoriteye bile bağlayamazken, dünya ölçeğinde yüzyıllardır genişleyen bir problemi önyargı gibi görüyor ve genelliyoruz. Tam da bu noktada Caroline Criado Perez, erkekler için dizayn edilmiş bu dünyaya tanık olmamızı istiyor. Tarihten bugüne kadar yapılmış araştırmalar ve verilerle bunun sadece bir önyargı olmadığını, kadınların da yüzyıllardır görmezden gelindiğini istatistiksel olarak kanıtlıyor. Önyargıların ispatı ise içinde yaşadığımız modern zamanın meydan okuyan gücü olan veriler. Veri açığını oluşturan etken: Kadınlık.

Cinsiyet, ırk, din ya da herhangi bir farklılığın davranış ve tutum dengesizliğine yol açtığını gözler önüne sermek için yüzlerce örneğe ihtiyaç var, eşitsizliğin kabul edilebilir olması için ise belgelere… Caroline Criado Perez, ‘’Invisible Women: Data Bias In a World Designed for Men’’ adlı kitabında bunu başarıyor ve kadınların görünmezliğine veriler eşliğinde ışık tutuyor. Popüler bilim alanında ‘‘İngiltere Royal Society’’ tarafından bu yılın en iyi altı kitabından biri seçilen kitap, şok edici rakamlar ve gerçekliği ile dikkat çekiyor. Kitabın henüz Türkçe çevirisi mevcut değil ama kadının her yerde kadın olduğunu anlamak için de buna gerek yok. Zira kadın hiçbir dilde görünmüyor.

Kamusal alanların, sağlık hizmetlerinin, kullandığımız eşyaların, ilaçların ve çalışma düzenlerinin erkek odaklı düşünce ile yapılmasını ele alan Görünmez Kadınlar’ı ve tüm dünya dillerinde görünmeyen ama hissedilen kadınlık algısını birkaç başlık altında inceleyelim.

Cinsiyet körlüğü, görünen veriler ve güvensizlik

Karanlık, ıssızlık ve uzak mesafeler… Erkeklerin hiçbir kuşku olmadan girebileceği alanlara tedirgin olarak giren ya da risk almak istemediği için yolunu değiştiren kadınların hayatını etkileyen asıl sorunlardan biri güvenlik. Kadınlar, erkekler için inşa edilmiş bir dünyada yaşamak zorunda çünkü sokak lambalarından parklara, ulaşımdan tuvaletlere kadar her şey erkekler için tasarlanmış görünüyor. Araştırmalar da bunu ispatlar nitelikte.

Kadın cinayetleri, taciz, fiziksel ve psikolojik şiddet başlıkları altında her gün yeni bir haberle karşılaşmak mümkün. Ancak yaşanan bunca şeyden sonra güvensizlik için genel geçer bir çözüm üretilemiyor. Dünyadaki birçok medya organı cinsiyetçi ifadelere yer vermeye devam ediyor ve neredeyse hiçbir otorite mücadele konusuna yeterince önem vermiyor. Bu aşamada medyayı, devlet yönetimini ya da bir başkasını suçlamak yerine tutarlı bir çözüm için cinsiyet körlüğüne yol açan ve yıllardır kadın erkek fark etmeden bütün insanlara işlenmiş “kadın=alt insan” algısından kurtulmak gerek.

Algıdan kurtulmadıkça değişim mümkün olmayacak. Nice olayın içinden sadece bir örnek verelim. Yapılan bir araştırmada; erkeklerin ortalama yüzde 25’i toplu taşıma araçlarında, yollarda ve duraklarda güvenli hissetmediğini belirtiliyor. Bu oran Kanada dahil birçok ülkenin kadınında yüzde 50’nin üzerinde. Durakların ışıklandırılması, yolların daha güvenli hale getirilmesi ya da kadınların daha iyi hissetmesi için ihtiyaca yönelik güvenlik önlemlerinin artırılması gerek çünkü ihtiyacı fark edip başarıya ulaşan yerler de yok değil. İsveç’te genç kadınların parkları daha güvenli kullanabilmesi için geliştirilen bir planlama yapıldı ve aralarında bu parkları kullananların güvenli buldukları için daha fazla tercih ettikleri ortaya çıktı. Bu gibi geliştirmeler şehir planlamacılar tarafından göz ardı edilmez ve ihtiyaç doğrultusunda yapılırsa eşitlikten ve güvenlikten söz etmek mümkün olabilir.

‘’MeToo’’ taciz ya da cinsel saldırıların ifşası için oluşturulan tepkisel bir hareket. 100 gün boyunca Twitter’da güncelliğini koruyan hashtag, dünya üzerindeki birçok kadının sesini duyurdu. (Malmö, İsveç)

Dünyadaki her üç kadından biri güvenli tuvalete erişemiyor

Birleşmiş Milletler eski Genel Sekreteri Ban Ki-moon, dünya genelinde her üç kadından birinin güvenli bir tuvalet imkânına sahip olmadığını açıklayarak soruna dikkat çekmeyi başardı. Açık alanlarda ihtiyacını gidermek zorunda kalan kadınların saldırı ve tecavüz riski ile karşı karşıya kaldıklarını ve söz konusu sorunun çözülmesinin ahlaki bir zorunluluk olduğunu belirtti. Sadece açık alanlar değil yeterli ve hijyenik tuvalet ile ilgili tartışmalar da var, onlara ayrı bir başlıkta değineceğiz.

İş hayatında görünmezlik sağlık sorunlarına yol açıyor

İnsanoğlu ya da bilim adamı/iş adamı gibi kavramları artık her ne kadar bilim insanı/iş insanı olarak kullansak da bunun süregelen cinsiyetçi yaklaşımları değiştirmediğine tanık olabiliyoruz. Çalışma düzenlerinden sosyal hayata erkekler üzerinden tasarlanmış hayatın kadınlar açısından değerlendirilip uygun şartlar sağlanmadığı sürece kadınlar insan statüsü içinde erkeklerle eşit haklara sahiptir diyemeyeceğiz. Henüz birçok kadın iş hayatında erkeklerle eşit şartlara sahip olamıyorken, bir de üzerine sağlık sorununa yol açacak engelleri aşmaya çalışıyorlar. ‘’Çocuk da yaparım kariyer de’’ diye iş hayatının içinde var olmaya çalışan kadın ise kariyerini tek başına üstlenmek için zamanını ve sağlığını harcamayı göze alabiliyorken çocuk yapma ya da çocuk bakma kısmının sadece ona ait olduğu düşünülüyor. Bu, kültürün ve toplumun erkek egemen düşüncesinin getirdiği algı problemlerinden sadece biri.

Caroline, kadınların iş hayatıyla ilgili gerçeklere değiniyor ve ‘’Çalışmayan kadın yoktur, sadece yaptığı iş için maaş verilmeyen kadın vardır’’ diyerek iş hayatındaki toplumsal cinsiyet dengesizliğinin altını çiziyor.

Birkaç sayısal veri paylaşalım. İngiltere’deki kadınlar iş hayatı içinde erkeklere oranla daha stresli (yüzde 53). Birçok ofis ve çalışma alanı belirli bir sıcaklığı sabit kılacak şekilde tasarlanmış. Erkekler için ideal olan bu sıcaklıkta kadınlar genel olarak üşüyor çünkü kadınlar için beş derece daha soğuk olan bu sıcaklık standardını belirleyen formül; 1960’larda, 40 yaşında ve 70 kilo olan bir erkeğin metabolizmasının dinlenme oranına dayanarak geliştirildi. Kadınların metabolizma hızı ise erkeklere oranla çok daha yavaş ama kimse ortak ofis kullanımında kadınların vücut ısısını ve metabolizma hızını hesaba katmıyor.

Haftada 39 saat mi? Bilim insanları haftada 39 saatten fazla çalışmanın insan vücuduna zararından söz ediyor. Peki, söz ederken kadınların iş hayatı dışında çalışmak zorunda kaldığı durumlarda bu 39 saatin içine ekleniyor mu?

Apple’ın “herkes için en iyisi ofis” diye adlandırdığı merkezinde insanlar için spa var ama kreş yok. Kadın evde çocuğa bakabilir ya da kadın da çalışır ve profesyonel birinin çocuğuna bakması için aile para biriktirir çünkü neredeyse hiçbir yerde çocuk bakıcısına ödenen ücret masraf olarak sayılmıyor.

İşe girmek, terfi almak ya da maaş tekliflerinde yaşanan adaletsizlikler bir yana, kadınların çalışma hayatında uğradığı şiddet ve taciz olayları hakkında düzenli veri sağlanamıyor ki muhtemelen birçok kadın da işsiz kalmamak için küçük detayları görmezden gelebiliyor. Psikolojik baskı ve aleni olmayan tacizler de cabası. Camdan inşa edilen yerler, camdan tavanlar ve merdivenler yetmezse bir de üzerine rahatsız edici bakışları ekleyebiliriz.

Teknoloji bile kadını görmezden geliyor

Feminist, aktivist ve gazeteci kimliği ile ön plana çıkan, kadınlar hakkındaki veri açığı ile gündeme gelen Görünmez Kadınlar’ın yazarı Caroline Criado Perez.

Birçok sistemi, yeniliği ve geleceği şekillendiren teknoloji bir tek kadının görünmezliğini değiştiremiyor. Teknoloji kültürü içinde yaşanan cinsiyet körlüğü, Criado Perez’in “tek bedene uyan insan” yaklaşımı olarak adlandırdığı yenilikleri üretiyor ve bunu her iki cinsiyet için de yapıyor. Perez’in bunu kanıtlayan örnekleri de var. Mesela ortalama akıllı telefon 5,5 inç uzunluğunda ki bu uzunluk çoğu kadın eli için çok büyük. Kadınlar için tasarlanmış kıyafetler düşünülünce çoğu zaman kadınların ceplerine sığamayacak kadar büyük telefonlar üretiliyor. Google Assistant’ın erkekleri anlama olasılığı kadınları anlama olasılığından yüzde 70 daha fazla. İkinci Dünya Savaşı sırasında ordu için karmaşık hesaplamaları yapan insan bilgisayarlar kadınlar tarafından kullanılıyorken bugün yazılım geliştiricilerin sadece yüzde 11’i kadın. Silikon Vadisi çalışanlarının ise sadece yüzde 25’i…

Kullandığımız araçların güvenlik özellikleri de genellikle erkeklerin ölçümleri kullanılarak tasarlanıyor. Kadınların kalp krizini tetikleyen etkileri erkeklerden farklıyken arabalardaki tüm sistemler erkekler üzerine kurgulanıyor.

Asıl soru: Tüm bunlara neden ve nasıl izin verdik?

Küresel olarak insanlığın yarısını oluşturan kadınların bu kadar eksik ve görünmez olmasına neden ve nasıl izin verdik?

Perez’in dikkat çektiği noktalardan biri de bu: “Toplumsal cinsiyet veri açığı hakkında söylenecek en önemli şeylerden biri, genel olarak kötü amaçlı değil hatta kasıtlı olmaması” diyerek tasarlanmış dünyanın sorumluluğunu birine yüklemediğini belirtmek istiyor çünkü bu sadece erkeklerin ya da kadınların sorunu değil. Bu, insanlığın yarısını hesaba katmayı unutanların hikâyesi…

Bu hikâye bizlere sayılamayan adaletsizliği, görünmeyen kadınları ve dünyanın tasarısını anlatıyor. Biz de bugün her ne yapıyorsak iki farklı açıdan düşünmek, önyargıları bitirmek ve yeni dünyadan gelecek verileri yazacağımız günün heyecanı için uğraşıyoruz.

Benzer Yazılar

Mnemosyne’den Locke’a bilmek, anımsamak, unutmak

Ad Hoc

Kepenk indiren dünya müzik hazineleri

Ad Hoc

Mobil uygulamaların önlenemez yükselişi

Ad Hoc