Ekonomi

İş dünyası ve temel erdemler: Adalet

İş dünyası ve temel erdemler: Adalet

Erdemleri, başka bir anlatımla da etik değerleri, eylemlerden ve ilişkilerden oluşan insan dünyasındaki ağırlıklarına göre sınıflandırmak, eski çağlardan beri âdettendir. Temkinin üzerine yükselen, temkinle birlikte anılan adaletin diğer erdemler arasında büyük bir paya sahip olduğu kolaylıkla anlaşılabilir. Hukuk, etik, siyaset üçlüsünün de taşıyıcı temeli olan adalet; davranışlarla, eylemlerle ve ilişkilerle olan bağı bakımından, toplumsal yaşamın ve iş dünyasının da ‘’olmazsa olmaz’’ıdır.

Adalete ilişkin çok sayıda tanım denemesinin yapıldığını da biliyoruz, Platon’dan günümüze kadar. Dış dünyada somut bir karşılığı ya da başvuru noktası olmayan bir çerçeve, bir kavram olarak adalet; insanlararası, bireylerarası ve ağdaşlararası (toplumsal bağlam, özellikle sosyal medya bağlamı), kişilerarası (etik bağlam), yurttaşlararası (hukuk bağlamı) ilişkilerde görünürlük kazanıyor. “Adalet” bir ad olarak, “adil” sıfat olarak, “adil olmak” da bir eylem olarak dilde yerini alıyor. Kimi filozoflara göre de adalet, ölçülülüğün bir türevi olarak ortaya çıkıyor. Ancak adalet nasıl tanımlanırsa tanımlansın, eylemlerde ve ilişkilerde kendini gösteriyor. Hemen herkesin üzerinde uzlaştığı bir diğer nokta ise adaletin herkese gerekeni, gerekli olanı veren insansal bir duruş olduğudur. Adil olmak, adil davranmak, adil eylemlerde bulunmak olup bitenler karşısında gücünü temkinden alan bir duruş geliştirmekten başka bir şey değildir aslında.

Adil bir duruş geliştirmek
İnsan ilişkilerinin en yoğun şekilde ortaya çıktığı iş dünyasında adalet; işbölümüyle, sorumlulukların paylaştırılmasıyla, işle ilgili tüm planlamaların yapılmasıyla yakından ilgilidir. İş dünyasında karar vericiler, kararları uygulayanlar, uygulamaları denetleyenler, sınayanlar, aslında hep adaletle işi olan kişilerdir. Adalet durum değerlendirmesi yaparken, olup bitenler ya da özetle durumlar karşısında duruş geliştirirken en çok farkına varılması gereken kavramsal çerçevedir.

Özellikle iş dünyasında davranışları, eylemleri ve ilişkileri adil nitelemesiyle buluştururken, adil olarak değerlendirirken ne ya da neler ölçü olarak alınacaktır? Adil olduğunu düşünen, adaletli bir biçimde davrandığını, eylediğini, ilişkilerini adil bir biçimde kurduğunu ileri sürenler aslında neye ya da nelere dayanmaktadırlar? Bu bağlamda, olsa olsa sanılar mı geliştirilmektedir yoksa gerçekten temkii, etik bilgiyi ve insanın değerinin bilgisini mi ölçüt almaktadır? Hatta daha da açık konuşmak gerekirse, insan hakları bilgisine dayalı olarak mı eylem ve ilişki ağları kurulmaktadır? Örneğin iş ortamında görevlerin, sorumlulukların, yükümlülüklerin bölüştürülmesinde, işle ilgisi içinde hesap sormada, hesap vermede, hesaplaşmada, kısaca işlerin yürütülmesindeki ölçü nereden devşirilmektedir? Karar vermenin ne denli güç olduğu açık çünkü her bir durum, kendi tekilliği içinde ele alınmak zorunda kalacaktır.

Adil bir çalışan, adil bir yönetici olmak, kişinin her şeyden önce kendisiyle olan ilişkisi üzerinedir. İş dünyasına katılan her bir çalışanın, işin kendisiyle, birlikte iş yaptığı diğer kişilerle olan ilişkisi üzerinde durup düşünmesi, duruş geliştirmesi ve değerlendirmelerini belli ölçütlere göre başlatması gerekir. Tabii bunu sürdürmek de son derece önemli. Peki, burada belirtilenleri hayata geçirmek kolay mı? Bu hiç de kolay değil çünkü hemen herkes farklı alışkanlıklarla ve kişisel birikimle iş dünyasına katılır. Hatta çoğunluk bilgiye ve deneyime dayalı olmayan, kendine belli bir mesafeden belli bir uzaklıktan bakabilme becerisini gösteremeyen bir duruşa sahipken katılır. Bu durumda insanlardan adil bir kişi olarak eylemde bulunmaları ya da adil olmaları nasıl beklenecek? Örneğin, sürekli olarak yerel-kültürel ölçütlerin kıskacında yaşamını sürdüren biri, iş dünyasına katıldığı andan başlayarak kendisinde devrimsel bir dönüşüm yaratıp adil olmayı başarabilecek mi? Kararlarında ve değerlendirmelerinde hakkaniyeti gözetebilecek mi ya da hakkı koruyabilecek mi?

Tüm koşulları sağlayabilmek
İş dünyasındaki insan ya da kişi karşılaşmalarında geliştirilen ölçütlerle ortak bir dünyanın da temelleri atılmaya çalışılıyor; ancak temkinli olmayla erişilebilen adalet; davranışın, eylemin, ilişkinin temeli olabiliyor mu gerçekten? Adaletin davranış, eylem ve ilişkinin ilkesi olabilmesinin gerekli ve yeterli koşulları nelerdir sorusunu tam olarak burada sorabiliriz. Her şeyden önce eyleyen olarak kendine mesafe kazandırabilmek, yerel-kültürel normlardan olabildiğince arınabilmek ve içinde bulunulan tekil durumun bağlantıları içinde değerlendirebilmek için bir duruş geliştirmek. Buraya kadar belirtilenler gerekli koşullara işaret ediyor. Yeterli koşul ne öyleyse? O da insan hakları bilgisiyle durum değerlendirmesi yaparak bir duruş geliştirmek. İşte böyle bir durumda adil olmak mümkün gibi görünüyor. Fakat koşullar bitmiyor. Elbette konunun toplumsal ve kamusal boyutlarını da hesaba katmak gerek. Etiğe, etik bilgiye dayalı hukuku dikkate almak gerek. Bunlar olmadığında her şey birdenbire çöküveriyor ya da romantik bir boşluğun içine yuvarlanıveriyor insan, boş bir retorik her şeyi kuşatıyor. Ve adalete ulaşmak uzak mı uzak bir ihtimal olarak gösteriyor kendini.

Özetle, iş dünyasının paydaşları arasındaki ilişkilerin adalete dayalı olması hiç kuşkusuz tek kişinin istemesinden doğuyor ancak kamusal ve kurumsal olanla sürdürülebilir duruma geliyor. Hem tek kişi hem kurumsal işleyişin birlikteliği öne çıkıyor; biri eksik kaldığında ise adil bir iş ortamından söz etmek mümkün olmuyor.

Betül Çotuksöken
Öğretim Üyesi

Benzer Yazılar

İyi insanlar ve muhtaçlar ekonomisi

Ad Hoc

Gıdaya yönelik modern korkularımız

Ad Hoc

İş dünyasında etiğin ‘gör’ dediği…

Ad Hoc