Ekonomi Manşet

İş dünyası ve temel erdemler: Cesaret

Yapıp-etmelerin ya da eylemlerin ve ilişkilerin ardındaki istemenin dayandığı değerler olarak erdemler, eski çağlardan bu yana vazgeçilmez rehberlerimiz, kılavuzlarımız. Erdemi bilgiyle özdeşleştiren yaklaşım da sözü edilen bilgiyi her şeyden önce bir tür eylem bilgisi olarak değerlendirir. Bu öyle bir bilgidir ki, herhangi bir durum karşısında bilgece, adil ve ölçülü bir tavır takınmanın yolunu açar. Erdemli kişi hem eylemlerinde hem de öznesi ya da konusu olduğu ilişkilerde etik bilginin taşıyıcısı olarak duruşunu belirler. Öznesi olduğu tüm eylemlerinin, başka öznelerle kurduğu tüm ilişkilerinin hesabını açıklıkla verebilen bir kişinin belki de en temel niteliği cesur olması değil midir? Platon da Lakhes’te bu durumlar çokluğunun peşine düşmemiş miydi? Eylemler ve ilişkiler toplamından başka bir şey olmayan insan dünyasının çoğulluğunda, çeşitliliğinde korkulacak ve korkulmayacak şeylere karşı hep hazırlıklı olan kişilerin özelliği olarak ortaya çıkan cesaret erdemin bir bölümü değil miydi? Cesur olan da aynı zamanda hem temkinli hem adil hem de ölçülü değil miydi?

Korkaklık ve atılganlık arasında cesaret

Cesur ya da cesaretli bir kişi bilgiye, başka bir deyişle erdeme dayalı olarak ortada yer alır; ortada olanı benimser yalın bir anlatımla. Ortada olana ilişkin bilincimizi keskinleştiren Aristoteles’in Nikomakhos’a Etik’te (1024a 29) dediği gibi; “Her şeyden kaçan, korkan ve hiçbir şeye dayanamayan korkak; hiçbir şeyden hiçbir şekilde korkmayan, her şeyin üzerine giden cüretli olur. Aynı şekilde her hazzı tadan ve hiçbirinden uzak kalmayan haz düşkünü, yabanî gibi hepsinden kaçan ise duygusuz oluyor”. Bu belirlemeden de anlaşıldığı gibi, cesur kişi ne korkaktır ne de sınır tanımaz bir biçimde atılgandır, cüretlidir; o, antropontolojik etikte de ileri sürüldüğü gibi, bunların arasındadır. Böyle bir kişi cesaretin taşıyıcısı olarak neyi ne ölçüde yapabileceğinin farkındadır; çünkü o kendi sınırları, eyleminin ve ilişkilerinin, kısaca yapıp-etmelerinin sınırları üzerinde düşünmektedir.

Ağları dokuyanlar cesur mu cüretkâr mı?

İş dünyasına katılan öznelerin de günümüzde, her türlü bilimsel bilginin, teknolojik nitelikli bilginin ya da bilişim teknolojisinin (IT: Information Technology) eşliğinde dünyaya yönelmesi neredeyse bir zorunluluk değil mi? Bu türden bilgilerle, teknoloji kökenli temel bilgiyle, bilişimle (information) donanmış olmak, nesne durumlarına dayalı bilginin (knowledge) yolunu açıyor; bu bilginin tabanını döşüyor ya da var olana, nesneye ulaşmanın tabanını, zeminini oluşturuyor; nesneye ilişkin veriyi sağlıyor. Bilgiye ulaşmanın gerekli koşulları olarak kendini gösteriyor bilişim teknolojisi. Ama bu türden hazırlıkların yapılmasına, verinin oluşturulmasına, başka bir deyişle, var olanın “veri” olarak yeniden düzenlenişine öncelikli olarak eşlik eden, ardından verinin saklanmasına, verilerin değerlendirilmesi aşamasında gerekli işbirliklerine destek sağlayan, verilerin ve onlara kaynaklık edenlerin ağdaşlığına (IoT, nesnelerin interneti) en üst boyutta rehberlik edecek olan ne? Cesaretle ağları dokuyan kişiler değil mi? Bu kişiler her şeyden önce var olana en ince ayrıntısına varıncaya kadar yönelme; var olanı veriye dönüştürme çabasına girişme ve var olanı veri olarak yeniden kurma eyleminde bulunmuyorlar mı? Özenle soralım: Bu kişiler gerçekten cesur mu yoksa cüretkâr mı?

Veri madenciliği nasıl işletilecek?

Dünyayı, var olanlar toplamını veri olarak (big data) toplayan, kaydeden, gerektiğinde farklı bağlamlarda işleyen, güvenliğini sağlayan (blockchain) insan bu yolda gösterdiği cesareti ya da cüretkârlığı daha temelde yer alan bir hazır bulunuşlukla karşılamak durumunda değil midir? Olup bitenin, yapıp edilenin, yapıp-etmelerin üzerine, neredeyse sınır tanımaz büyük bir cüretkârlıkla atılan insan, ancak cesur olarak kendini kurduğunda insanlar için yarar sağlayacak, insanları ortak iyide buluşturabilecek olanların da eylemcisi, öznesi olabilecektir; o artık sıradan bir “işlemci” değildir. Öyleyse hep birlikte düşünelim: Veri madenciliği (data mining) nasıl işletilecek? Sınır tanımayan gözüpeklikle mi ya da cüretkârlıkla mı, tam bir aldırışsızlık duruşuyla mı; yoksa erdemlere dayalı, cesarete dayalı bir duruşla mı?

Yeni bir aydınlanma

İnsanlık artık öyle bir yola girdi ki, bilişim teknolojileri var olana ulaşmanın yolunu açıyor; sanki onlarsız bir şey yapılamaz gibi görünüyor. Onlar bizim zihnimizin yeni kaldıraçları; ancak bu kaldıraçları zaman aşırı bir anlayışla algılamamız gerekmez mi? Peki, bu gerekliliği hatta yeterliliği taşıyacak olan ne? Yeniliklere rehberlik edecek olan, onları insanca karşılamamızı sağlayacak olan da yine temkine, adalete, ölçülülüğe ve cesarete bağlı olmak değil mi?

Var olanı verileştirme, var olanı veri olarak yeniden yaratma cesaretini göster; ama nereye kadar? Zihin gücünü artıran makinalar karşısında yeni bir köleliğin nesnesi olmamak için bu kez cesur ol! Başka bir deyişle erdemli ol, etik değerlere dayalı olarak eyle! Eylemlerinin, ilişkilerinin ardındaki istemenin dayanağı bilgeliğe, temkine dayalı cesaret olsun! Buna isterseniz Kant’ı da çağrıştıracak şekilde, makinelerle birlikte ama öte yandan da makinelere karşı aklını kullanma cesaretini göster! Gelin hep birlikte tam da bu noktada düşünelim: Yeni bir aydınlanmaya ihtiyacımız var mı yok mu? Makinelere koşulsuz bağlanma, onlara ilişkin bağımlılığımız yoksa bizi gönüllü köleliğin sınırları içinde eylemsiz ve ilişkisiz mi kılacak? Bana kalırsa günümüzün en çetin sorunu bu.

Yazı: Öğretim Üyesi Betül Çotuksöken

Benzer Yazılar

Evsizliğin mutlak bir tanımı yapılabilir mi?

Ad Hoc

Gerçeğin izdüşümü: Rotoskopi

Ad Hoc

21’inci yüzyıl becerileri

Ad Hoc