Ekonomi

İş dünyası ve temel erdemler: Temkin

İş dünyası ve temel erdemler: Temkin

Her durum-duruş birlikteliğinde, karşılaşma-karşılama anlarında, ortak paydaları gözetildiğinde, mantıkça bakıldığında, insan-insan ya da insan-insan olmayan ilişkilerinde ortaya çıkan davranışların ve eylemlerin ardındaki niyetleri güden etik değerler ya da erdemler üzerinde durmak bir gereklilik gibi görünmektedir.
Sıkça yinelediğimiz gibi iş dünyasında, tekillikleri açısından bakıldığında birbirinden çok farklı kılıklarda kendini gösteren iş ortamlarında etkin olan insanın, çalışanın etik değer ya da erdem sözcüğünden anladığı nedir? Sözcüğün ardındaki erdem kavramı neyi ifade etmektedir? Asıl zorluk tam da burada ortaya çıkmaktadır: Dış dünyada somut bir başvuru noktası olmayan; dokunamadığımız, herhangi bir nesne olarak göremediğimiz, gösteremediğimiz, ancak dilimizde/söylemimizde ve düşünmemizde var olan sözcüklerin/terimlerin ve onlara ilişkin kavramların anlamları üzerinde anlaşmanın zorluğudur bu. İşte etik değer ya da erdem sözcüğü de böyledir; dış dünyada somut bir karşılığı yoktur; etik değer ya da erdem eylemlerde, ilişkilerde ancak var olur.

Temkin, eylemlerin ve erdemlerin temelidir.
İnsan eylemlerinin ve ilişkilerinin çeşitliliği erdemlere de yansır; onlar da çeşitlidir. Ancak hepsinin ortak temeli temkin ya da basirette (phronesis, prudentia) kendini gösterir. Basiret ya da temkin insanın dünyadaki duruşunu birdenbire farklılaştırır; onun yerini ‘‘özel’’leştirir. İnsanın dünyada özel bir yeri vardır; bu onun durup düşünen ya da durup düşünmesi gereken bir özne olmasıyla doğrudan bağlantılıdır. Bu onun doğrudan eylem dünyasının öznesi olarak, aklını eylem bağlamında kullanmasıyla, işlevsel kılmasıyla, daha açık bir anlatımla belirtecek olursak, ‘‘pratik aklı’’ ile ilgilidir. İnsanın pratik aklını kullanması, sadece yaşamak için yaşamanın, sadece bilmek için bilmenin, sadece kazanmak için kazanmanın sınırlarını aşması; olup bitenler, durumlar karşısında geliştireceği duruşlar konusunda düşünmesi, her bir davranışının ve eyleminin, öznesi ya da konusu olduğu ilişkilerin hesabını, olabildiğince vermesidir; vermek için çabada bulunmasıdır.

İş dünyasında sık sık tanımlanan ya da gözden geçirilen ve hatta yazıya dökülen kısaca “görev”-“iş tanımı” olarak belirtilenler açısından baktığımızda, aklın pratik kullanımının, eylem-ilişki alanındaki kullanımının kısıtlandığı, karar vericilerin bir bakıma sınırları çizdiğinden söz edilebilir. Bu kısıtlılık içinde pratik akıl ne ölçüde işlevsel kılınabilir? İş dünyasında farklı sorumluluk, yükümlülük sınırlamaları içinde yer alan herkesin yine de tüm erdemlerin temeli olarak temkinli olmaları, basiretli bir biçimde eylemde bulunmaları gerekmez mi? Her şey iş ya da görev, sadece tanımlarıyla mı sınırlandırılmalıdır? O zaman da sormamız gerekiyor: İş ya da görev tanımlarının olmazsa olmazları temel erdemler ve onların da taşıyıcı temeli olarak, eskilerin deyimiyle ana erdem olarak temkin, basiret, özenli düşünmeye dayalı sağduyulu tutum değil midir? İş ortamının her öznesinin eylem ve ilişkilerinin temelinde taşıyıcı ilke temkin ya da basirettir.

Her iş önünde sonunda insana dokunur
Temkinli olmak, insanın önceden gören, kestirimde bulunan, bulunabilen özne olmasıyla doğrudan ilgilidir; insan eylemlerinde ve/veya ilişkilerinde bir adım öncesini, şimdiyi ve bir adım sonrasını sürekli olarak düşünmek zorundadır; insan sadece içinde bulunduğu anı yaşamaz. O sürekli olarak önceki zaman dilimi, şimdiki zaman dilimi ve eyleminin sonuçlarını gözeterek, sonraki zaman dilimini de hesaba katar, hesaba katması gerekir. Bu nedenle temkini ya da basireti ‘‘zaman’’la olan ilişkisi bakımından da değerlendirebiliriz; o hep bizimledir; tepkilerimizin, davranışlarımızın, eylemlerimizin, ilişkilerimizin rehberidir. Temkinli olduğumuzda ancak ölçülü, adil, sabırlı, sorumlu, cesur olabiliriz; gerçekten erdemli olabiliriz. Temkin ya da basiret taşıyıcı temeldir.

İş dünyasında yapılan işin gereği olarak işe katılan her özne olağan ya da olağanüstü durumlar karşısında duruş geliştirir; düşünür, seçer, karar verir, eyleme geçer, seçimini, kararını uygular. Her iş öznesinin, taşıyıcısının doğrudan ya da dolaylı, başka bir özneyle bağlantısı olduğu açıktır. Yapılan her seçim, alınan her karar, yapılan her iş önünde sonunda insana “dokunur”. Öyleyse, aklın pratik, başka deyişle eylem bağlamındaki kullanımı, temkinsiz, basiretsiz, öngörüsüz, sağduyusuz olduğunda, yapılan iş ya mekanik bir şekilde, sanki bir makina gibi yapılmaktadır ya da o ortamda “insan” örtük ya da açık yok sayılmaktadır.
Cicero’dan bir alıntıyla söze şimdilik nokta koyalım: “Temkin, iyi olan şeyin, kötü olan şeyin ve ne bu ne de öteki olan şeyin bilgisidir. Bölümleri bellek, akıl ve önceden görmedir. Bellek geçmişteki olayları anımsamayı, akıl şimdiki olayları iyi değerlendirmeyi, önceden görme de olmadan önce gelecekteki olayları görmeyi sağlar.” (De inventione/De l’invention).

Betül Çotuksöken
Öğretim Üyesi

Benzer Yazılar

Rekabetin tatlı yüzü

Sencer Uçar

İyilik ekonomisi: Korkunun ecele faydası var mı?

Ad Hoc

“İş”te “karşılaşma” ve “karşılama”

Ad Hoc