Ekonomi Manşet

İş dünyasında etiğin ‘gör’ dediği…

İnsan dünyası nasıl bir dünya önce bunu anlamaya çalışalım: İnsan dünyası davranışlar, eylemler, ilişkiler dünyası özetle. Bu dünyada ne varsa, insan eliyle, insan gücüyle, insan kavrayışıyla yapılmış, üretilmiş, ortaya konulmuş durumda. Zamanlar arasındaki hızlı bir gezinti, insan dünyasının önceleri beden gücüyle yol aldığına, şimdilerde zihin gücünün öne çıktığına, tüm araç gereçlerin zihin gücüne kaldıraçlık yaptığına tanık oluyoruz. Her geçen gün yaşamımıza biraz daha fazla karışan, her geçen gün biz insanların dünyasındaki hükümranlığını biraz daha artıran bilişim sistemleri ve neredeyse tüm kısaltmalarımızın …İS’le bitmesi bu ileri sürüşün en somut göstergelerinden bazıları değil mi?

Etiğin ve özellikle de iş etiğinin ayrıntılarına geçmeden önce gelin, günümüzdeki “insan”dan yola çıkalım ve belleğimizi de zaman zaman yoklayarak, ileriye, geriye uzanışlarla, ama aslında “kendimiz”i, var olan karşısındaki duruşumuzu anlamaya çalışalım. Hiç mi hiç hatırımızdan çıkarmayalım: Biz insanlar farkına varalım ya da varmayalım, davranışlar, eylemler, ilişkiler dünyasının ya öznesiyiz ya da nesnesiyiz.
Peki, biz neyiz? Biz kimiz? Bizim gibi olanlarla paylaştıklarımız neler? Daha açık konuşalım: En ortak paydamız ne? Bizim bir doğamız, yapımız var mı? Kimi zaman kendimizden pek de emin bir biçimde, doğal, toplumsal, tarihsel, kültürel varlıklar olduğumuzu ileri sürüyoruz. Ama bu gerçekten böyle mi? Özellikle doğal nitelemesi, öyle kolaylıkla anlaşılabilecek bir şey mi? Bizde doğal olarak ne var hele hele bugünün insanı olarak?

Mızıkçılık yapmaya başladık bile… Doğasız doğamız, doğadan kopmuş doğamız değil mi söz konusu olan? Şöyle bir kendimize, yakın uzak çevremize bakalım, dünyaya bakalım: Doğa olarak, doğal olarak ne var ki? Doğayı gören var mı? Doğal olmayan yapılar, durumlar arasında, doğasız doğamızı sürdürüyoruz aslında. Türümüzün her temsilcisi benzer bir durumda; hepimiz, herkes arada. Her yapıp etmemiz, her eylemimiz, her ilişkimiz başkalarıyla birlikte, başkaları arasında.

Etik bir etki – tepki meselesi mi?
Yapıp etmelerimizin ne denli çeşitli olduğunu biliyoruz. İnsan hep hareket halinde; insan bir yere bağlı değil, çünkü o katıksız doğal bir varlık değil. O çevrede yaşamıyor aslında; dünyada yaşıyor, dünyaya yöneliyor, uzanıyor, dünyaya doğru geriliyor, açılıyor; dünyasal sınırlarını hep genişletiyor, hep derinleştiriyor; o hep keşfe çıkıyor, var olanın örtülerini, perdelerini bir bir kaldırıyor; var olanın gizlerini, sırlarını açıyor; o hep deniyor; çalışıyor, çabalıyor.

Şimdi ve burada soralım: Sıraladığımız yapıp etmeler düz bir etki-tepki ilişkisi içinde mi meydana geliyor, yoksa insan dünyasının işleyişinde farklı yapılar mı söz konusu? İnsanın dünyaya yönelmesi, dünyaya uzanması, dünyaya doğru gerilmesi, şu anda olanlara mı bağlı? Ne dersiniz? Biraz duralım ve düşünelim: İnsan “şimdi”ye takılıp kalmadığı, doğasız doğasının yarattığı boşluğu belleğinde biriktirdikleriyle, çalışıp çabalamasının sonucunda oluşturduğu kültürle doldurduğu için, dünyası da düz bir biçimde işlemiyor; kendisinin ve kendisi gibi olanlarla karşılaşmalarının sonucunda sergilediği duruşuyla, bazı kurallar geliştiriyor ve her şeyi bu kurallara bağlıyor. Gerçekten de toplu yaşama ister istemez, şöyle ya da böyle, kuralları beraberinde getiriyor. İşte insanın yeni doğasının en önemli yapı taşı: Toplumsal nitelikli ahlak ve burada ben-öteki karşılaşması, özellikle iş dünyasında, örneğin, ya dayanışmayı ya da rekabeti getiriyor. Yine durup düşünelim: Dayanışma ve rekabet ya biri ya da öteki mi; yoksa her ikisi birden mi? Ne dersiniz?
Gelecek yazımızda dayanışma ve rekabet arasındaki gerilimi bir yandan “ahlak”, bir yandan da “etik” bağlamında mercek altına alacağız.

Betül Çotuksöken / Öğretim Üyesi

Benzer Yazılar

Bir Birleşik Krallık muamması

Ad Hoc

Gastro kritik: Yerel, yerinde güzel

Ad Hoc

21’inci yüzyılda ‘flâneur’ olmak ya da olamamak…

Ad Hoc