Ekonomi

İş dünyasında güç ve güçlü olma

İş dünyasında güç ve güçlü olma

Tutarlılık, hesap verebilirlik ikliminde olmak; açık-seçik bir anlatımı, eylemi olmak, akıl yürütmelerini ya da usavurmalarını sağlıklı bir biçimde yapmak, eylemlerle, ilişkilerle bağlantılı olarak durum değerlendirmesi yapmayı, “kaçak oynamak”la, “hedef saptırmak”la kesinlikle karıştırmamak ya da eylem-ilişki tutarsızlıklarının üstünü örtmek için etik değeri hiç mi hiç olmayan gerekçeler türeterek haklı çıkma çabaları içine girmek, kısa ve orta erimde kişiyi kurtarabilir; ancak uzun erimde her şey ortaya çıkıverir. Çünkü durumlar içinde karşılaştığımız ve duruşumuzla karşıladığımız her kişi, umduğumuzdan daha akıllıdır, daha bilinçlidir; hele hele çocuklar, her bir tutarsızlığı hemen yakalayıverir; Z kuşağının ise gözünden hiç kaçmaz bu zayıflıklar.
Yukarıdaki paragrafta doğrudan ya da dolaylı olarak imlenenler, her şeyden önce şu noktaya dikkati çekmektedir: Dış dünyada ister doğrudan doğruya var olanları (doğanın kendinde var olması), ister insan dolayımında var olanları (kültür, insan davranışları, eylemleri, ilişkileri) nesne ediniyor olalım. Genellikle varlık ilgilerimizi ve varlık, var olan karşısında nasıl bir konumlanış içinde olduğumuzu çözümlememiz büyük önem taşımaktadır. Bu işlemleri yapmadığımız zaman, varlık ya da var olan karşısında gelip geçici heveslerle durmaya çalışan kişilerden biri oluruz yalnızca. Öyleyse, varlık ilgisini felsefi duruşuyla, dış dünya-düşünme-dil arasındaki ilişkilere yönelten ve yapısı gereği bu ilişkilerin dışavurumu olan davranışlar-eylemler-ilişkiler üzerinde yoğunlaşan bir felsefeci olarak, şimdiye değin önermeler dizisi olarak ileri sürülenlerin, geçen ayın gündemiyle bağlantılı olmak üzere sözümüzü tutarak, “güç” kavramına bir kez daha ve son kez olmak üzere yönelelim.

Bir yönü ‘doğa’ bir yönü ‘kültür’

Dış dünyanın bir yönünü “doğa” olarak, bir yönünü “kültür” olarak kısaca belirleyebiliriz. Bu ileri sürüşün tartışmalı olduğunun farkındayım; ancak kısa saptamalarla şimdilik yetinmek istiyorum. Peki, her ikisini de “güç”le bağlantılandıralım. Ne diyoruz? “Doğanın gücü”, “kültürün gücü”. Devam edelim: Düşünme dünyası ya da zihin dünyası; bunlarla bağlantılı olarak “düşünmenin gücü”, “zihin gücü”, hatta “hayal gücü” diyoruz. Gelelim üçüncü boyuta “dilin gücü”, “sözün gücü”, “yazının gücü”, “kalemin gücü”. Her bir insan ya da kişi, bunların hepsini ya da büyük bir kısmını, az ya da çok “kendince” kullanır, hangi yaşta, hangi konumda, hangi durumda ve hangi duruşta olursa olsun. Üstelik bu bağlamlarda ileri sürülecek o kadar çok düşünce ya da fikir, kavram vb. vardır ki…

Bu son yazımızda yine sözü, iş dünyasına ve edimcilerine ya da aktörlerine getirelim. İş dünyasındaki konumlanışlar hangi güce dayanmaktadır? Daha şimdiden şöyle bir saptama yapabiliriz: İş dünyasındaki yetkilerimiz, sorumluluklarımız gücünü nereden almaktadır? Tam da bu noktada yapılanlarla, olanlarla; yapılması ve olması gerekenler birbirine karışmaktadır. İş ortamındaki, özellikle yönetici kadrolardaki yetkiler ve sorumluluklar “gücü”nü nereden almaktadır? İsterseniz öncelikli olarak, “bu güç nereden kaynaklanmalıdır, bu çerçevede yapılması, olması gereken nedir?” sorusunu açıklıkla soralım. Toplumun kamu olarak düzenlendiği, başka bir deyişle, etiğe dayalı hukukun ve onun eşliğinde oluşturulan yasaların, kısa adıyla mevzuatın, sorumlulukların ve yetkilerin belirlenmesinde temel dayanak noktasını oluşturduğu açıktır. Burada can alıcı olan, etik bilgi, hukuk bilgisidir ve elbette yapılan işin, üstlenilen görevin gerektirdiği alan bilgisidir, teknik bilgi vb.’nin olmasının gerekliliğidir doğrudan doğruya.

Her zaman bilgi midir erkin kaynağı?

Ancak toplumda ve onun uzantısı olan kamuda ilişkiler, işler hep böyle mi işlemektedir? Hangi düzeyde olursa olsun, çalışanların sorumluluk, yükümlülük ve yetkilerinin gücü hiçbir fire verilmeksizin, bilgiden mi kaynaklanmaktadır; yoksa böyle olmayan durumlar da var mıdır? Gözlemlerimiz, iş dünyasında çalışanların güçlerini zaman zaman, yukarıda belirlenenlerden almadıklarını, insan kaynağının gücünün, bilgi olmayandan devşirildiğini, bizzat yaşama dünyasında bize göstermektedir. Tam da burada şöyle bir çözümleme daha yapabiliriz: Kişiden işi gereği, sınırları belli, ölçülmesi, değerlendirilmesi daha somut verilere dayalı bir bilgi, beceri, yetkinlikler toplamı isteniyorsa; kişinin işiyle, konumuyla, duruşuyla bağlantılı gücünü ve sınırlarını değerlendirmek daha olanaklı. Ancak, yönetici kadrolarda, konumlanışlarda çalışanların güçlerini nereden, nasıl aldıkları konusunda daha incelikli olarak durmak gerekiyor. Sorunların çok büyük bir bölümü de burada ortaya çıkıyor.

İnsan dünyasında her şey sayıya, ölçüye vurulamadığına göre, sorumluluklar, yükümlülükler ve yetkiler nasıl hayata geçirilecek; mevzuatın verdiği gücü, kişiler, sorumlulukları ve yetkileri çerçevesinde “gerçekten” nasıl kullanacak? Bu kişi ister yönetici koltuğunda oturan biri olsun, ister okuldaki öğretmen ya da üniversitedeki öğretim elemanı ya da üniversitedeki, rektör, dekan, daire başkanı, müdür, giriş kapısındaki güvenlik görevlisi olsun; ister mahkemedeki yargıç olsun; ister sokaktaki bekçi ya da devriye gezen polis olsun; ister ebeveyn olsun, ister site-apartman yöneticisi olsun; ister dar anlamında kamu ya da devlet organlarının başındaki kişiler olsun; STK liderleri, siyasal parti liderleri, yerel yöneticiler olsun… örnekleri çoğaltmak olanaklı. İnsan ilişkileri aslında önünde sonunda güç, erk ilişkisi; asal soru da burada ortaya çıkıyor: Güç, erk neye, nelere dayalı? Hepimizin üzerinde durması gereken, her şeyden önce saptaması, sonra çözümlemesi, ardından da çözmesi gereken bir soru bu; yüzyıllardan beri en çok üzerinde durulan soru ve sorun ağları tam da burada kendine bir yer bulmuyor mu? Bilgi-bilgi olmayan bağını yeterince sağlıklı, bilinçli, akılcı ve uzun erimi gözeterek kurduğumuzda, her şey aslında o kadar açık, kolay ve yalın ki…

Bu son yazının özeti olarak, düşünme gücümüzü, elbette kendimizin bilgiye dayalı olarak koyacağı sınırlar üzerinde düşünerek, özgür bırakalım ve “gücü” her yönüyle düşünelim, düşünme cesaretini ve düşündüklerimizi dile, söze dökme cesaretini güçlü bir biçimde ortaya koyalım. Var mısınız?

Betül Çotuksöken
Öğretim Üyesi

Benzer Yazılar

Taht bıraktıran kadından Greta’ya 91 yıl

Ad Hoc

Yeni Amerikan rüyası

Ad Hoc

Kırmızı ete alternatif: Alternatif et girişimleri

Ad Hoc