Ekonomi

İş dünyasında rekabet mi dayanışma mı, yoksa her ikisi mi?

İş dünyasında rekabet mi dayanışma mı, yoksa her ikisi mi?

Teknolojik aygıtlar neredeyse hepimizin işini yanında taşımasına olanak veriyor. İşimizi yaparken sanki beynimiz, düşünme dünyamız, doğal ve yapay belleğimiz bizi her yerde yakalıyor. Özellikle de artan sorumluluklarımızla bağlantılı olarak, iş dünyamız bizi sarıp sarmalıyor. Sık sık sadece günü kurtarmakla yetinmemek gerektiğinden, geleceğe dönük olmanın öneminden söz ediyoruz. Geleceğe ilişkin yenilenme arayışlarına, kimi zaman özgür irademizle biz karar veriyoruz kimi zaman ise gereksinimler ve bunlardan kaynaklanan yeni durumlar bizi, işimizi geliştirmeye zorluyor. İş dünyasındaki duruşumuz hiç de durağan değil: Ölçme, değerlendirme, karşılaştırma, araştırma, akranlar arasında nerede olduğumuzu belli aralıklarla gözden geçirme…

Duruma daha yakından bakarsak, buraya kadar belirlenenlerin hepsini doğal ve yapay aklıyla, doğal ve yapay belleğiyle çalışan “kişiler” hayata geçiriyor. Bu kişiler “ağ”larda yaşayan “ağdaş”lar; sürekli olarak ağların arasında bir yandan kendilerine, bir yandan da başkalarına yönelik olarak çalışmak zorundalar. Öyleyse kimse ve hiçbir kurum neredeyse kendi içine kapalı değil, herkes, her kurum başkasıyla da bağlantılı. Herkes, her şey gözlem altında. Bu durum kişiler, kurumlar ve kişilerarası, kurumlararası ilişkileri düzenleyen, denetleyen üst kurumlarla bağlantısında böyle akıp gidiyor. Ancak asıl taşıyıcı kim? “Kişi”den başkası değil; çünkü kişi sadece davranış sergilemeyen, özne olarak istemesi olan, eylemde bulunan, olup bitenlere yapıp ederek yanıt veren insan. Burada olabildiğince belirgin kılmaya çalıştığımız bu kişi bir yandan hem kendinde, kendisi için hem iş dünyasının bir öznesi olarak yine hem kendisi hem de başkaları için, çalıştığı kurum ya da işyeri için çeşitli gereksinimlerin farkına varan, ama aynı zamanda toplumsal, ahlaksal, etik değerleri olan biri.

Mesleki bilgi mi kültürel normlar mı bizi yönlendirmeli?

Toplumsal ahlakla etik arasındaki farktan hareketle, her çalışan kişi toplumun önüne koyduğu, hatta çokça da “şöyle yap”, “böyle davran” dediği kuralların, kültürel normların etkisi altında. Ama çalışanı belirleyen sadece bunlar mı? Üstelik bunlar yeterli mi? Kültürel normların etkisinde kalınarak “ne yapmalıyım” sorusuna kişinin ve kurumun hayrına yanıtlar verilebilir mi? Verilemez sanırım. Bu noktada durup düşünmek önemli olsa gerek.

İş ortamındaki karşılaşmalarda, özellikle kurumlar arasındaki ilişkilerde yarışmadan, rekabetten ne kadar çok söz edildiğini hepimiz biliyoruz. Hatta sıklıkla, yetişme döneminde olanlara, rekabetçi olmaları konusunda telkinde bulunuyoruz. Ama nasıl bir rekabet olmalı bu, neye dayalı olmalı? Ayrıca daha başka bir belirleme yapılamaz mı? Rekabet kime, neye karşı yapılmalı? Rekabetin en masumu, kişinin kendi kendisiyle olan yarışı, rekabeti niye olmasın? Bu şu demek: Her şeyden önce kendini önemli görmek, kendini sürekli olarak geliştirmek, bilgiyle olan bağını hep güçlü tutmak, yenilikleri izlemek, yaptığı iş üzerinde düşünmek. Bu duruşu aynı zamanda akran konumunda olunan kişilerle de paylaşarak taçlandırmak gelişmenin ve buna bağlı olarak kendini daha iyi hissetmenin yolunu da açmaz mı?

Etik içi rekabet

Bu belirlemeler, ayrıntılı bir çözümleme yapıldığında, akla dayanışma ve işbirliği kavramını getirmez mi? Yine karşımıza bir kavram çıktı dediğinizi duyar gibi oluyorum. Ama bu böyle, bizi herhangi bir canlı olmaktan çıkaran, bizi “insan”, “kişi”, “ağdaş” yapan, bize perspektif kazandıran kavramlarımız. Yaşama dünyasında da bu böyle, perspektifimizi nasıl kazanacağız? Bir yandan yaptığımız işle doğrudanlık içindeki bilgi; öte yandan buna eklemlenmesi gereken etik bilgi ve bunun ışığında rekabet, dayanışma ve işbirliği.

Burada da biraz durup düşünelim: Dayanışma sadece toplumsal ahlaka, yerel-kültürel normlara dayalı olduğunda durum ne olur; bunun tersine meslek bilgisine ve etik değer bilgisine dayalı olduğunda durum ne olur? Dayanışma herhangi bir durum çözümlemesi yapmadan, gelişigüzel ve bilgidışı olanla yapılandırıldığında, belki kısa erimli kazançlar sağlanabilir; ancak uzun erimde sıkıntılar baş gösterecektir.

Öyleyse dayanışma, işbirliği bilgiyle birlikte gittiğinde iş dünyasının özneleri olarak kişiler ve çalıştıkları kurumlar her zaman kazançlı çıkarlar. Etik bilginin eşliğinde gözden geçirilen deneyimler, bu ileri sürüşlerin tanığı durumunda. Son sözümüz: Hem rekabet hem dayanışma ve işbirliği; ama kimle, neyle, ne türden bir donanımla? Hepimiz düşünelim “düşünüyormuş gibi” yapmadan elbette!

Yazı: Öğretim Üyesi Betül Çotuksöken

Benzer Yazılar

Milenyum kuşağı ve üstün kalite zırvalıklar

Ad Hoc

Hakikaten ekonomik kriz var mı?

Ad Hoc

Orta sınıfta neler oluyor?

Ad Hoc