İnsan Manşet

İstanbul’un geridönüşüm işçileri: Çöpün sahibi kim?

Çöp ekonomisinin önemli aktörlerinden olan geridönüşüm işçileri Türkiye’nin plastik çöp ithalatı ile tekrar gündeme geldiler ve gözler yeniden geridönüşüm işçilerine çevrildi. Oysa olgulardan çok algılarımızla biçimlenen bu bakış, bir yaşam alanı olarak geridönüşüm işçilerinin hayatını bizden saklıyor. Çöp bir ihtiyacın ürünü değil, tarihsel bir zamanda yeni bir üretim ve tüketim biçiminin hayatlarımıza bıraktığı bir artık. Kafaları çöplerimizin içinde, günübirlik ihtiyaçlarını karşılamak için bu artığı ayrıştıranlar da “fark yaralarıyla” çöpümüzün içinden bize ve hayatlarımıza bakıyor.

Türkiye örneğinde atık ve çöp

Çöpün tarihi ile geridönüşüm işçilerinin “atık” olarak tabir ettikleri çöpün tarihi birbirinden farklı. Kendisi de bir geridönüşüm işçisi ve aynı zamanda Geridönüşüm İşçileri Derneği’nin kurucusu olan Ali Mendillioğlu’nun ifadesiyle, atığın Türkiye’deki tarihi 1950’lere kadar gidiyor ve merkezi de İstanbul değil Ankara. O yıllarda Ankara’da Rüzgârlı Sokak’taki matbaalarda basılan birkaç gazetenin matbaa artığı olan kalitesiz ve düşük fiyatlara satılan kırpıntı kâğıt bizim ilk atığımız. Bizim “saman kâğıt” diye tabir ettiğimiz matbaa artışı düşük itibarlı bir atık olduğu için o yıllarda atık işini Ankara’da çok az sayıda madde bağımlısı yapıyor.

1970’lerde sanayileşmeyle birlikte kent içinde yeni alanlar oluşmaya başladı, Ankara’da Ayrancı, Bahçelievler gibi yerlere yerleşen daha üst orta sınıftan insanlar ve değişen tüketim alışkanlıkları sokak çöpünün niteliğini farklılaştırdı. Çöpe düşen bu yeni atıklar kendine yeni bir pazar yarattı. Ankara’da bu itibarsız işi yapacak yeterli insan bulunamadığı için, dönemin matbaacılarından biri Niğde’nin Aksaray ilçesinden insanları bu işi yapmak üzere Ankara’ya getiriyor. Bunlar ilk geridönüşüm işçileri.

1980 sonrasındaki politikalar tüketim kültürünü değiştirmeye başlıyor ve toplayıcıların sayısı artıyor. Ancak toplayıcıların sayısındaki asıl patlama 1990’lı yıllardaki Kürt göçüyle gerçekleşti. Gelenler, hiçbir birikimleri olmadığı için günübirlik yaşamak zorunda olduklarından bu işi yapmaya başladılar. Sonra kendileriyle benzer durumda olan yakınlarını da getirdiler. Tüketimin artması, çöpten kazanılabilir ürünlerin çeşitlenmesine paralel olarak, geridönüşüm işindeki en büyük iki grup olan Çingeneler ve Kürtlerle benzer profile sahip Afganların, Uzak Asyalıların ve Gürcülerin de katılmasıyla bu işi yapanlar çoğaldı.

Türkiye aşısından çöpün tarihsel olarak hayatımıza girmesi de tüketimin değişmeye, endüstriyel üretim ve dağıtımın, buna paralel olarak ambalajın pazarın merkezinde yerini almaya, filelerin ve pazar çantalarının hayatlarımızdan çekilmeye başladığı bu dönemlere denk geliyor.

Çöpün sokaktaki hayatı

TÜİK verilerine göre; yılda kişi başı 428,22 kilogram çöp üretilmektedir. Bu da günlük ortalama 1,17 kilogram demek.

Evlerimizden çıktıktan sonra çöpün sokaktaki hayatı başlıyor. Sokaktaki çöp birden fazla defa “toplanıyor”. Gerçekte de çöpün, en azından İstanbul’da, sadece bir defada toplanması mümkün görünmüyor. Toplanma sürecinde çöp, bir kısmı şehrin içinde, bir kısmı ise şehrin dışında olan farklı yerlere dağılıyor.

Çöpü ilk toplayanlar, çöpün içinden, kaynağında ayrıştırarak toplayan geridönüşüm işçileri. Yaptıkları iş ve bu işin amacı çöpü “kaldırmak” değil. Çöp aynı zamanda belediyenin anlaşmalı olduğu lisanslı şirketler tarafından da toplanıyor. Bu şirketler, marketlere ulaştırılan ürünlerin ambalaj atıklarını toplayarak kendi depolama alanlarına götürüyorlar.

Belediyenin temizlik işçileri ise çöpü “kaldırarak” belediyenin çöp alanlarına taşıyorlar. Çöpün yığıldığı, bulamaca dönüşüp tanınamaz hale geldiği bu alanlarda da çalışan geridönüşüm işçileri var. Çöpün en vahşi hali de bu alanda birikiyor.

Çöpü depolamak

Çöpü depolamak çöpü toplamak kadar önemli bir konu. Evlerde ayrıştırılan çöp için belediyenin yerleştirdiği bu konteynırlar, ürettiğimiz kadar çöpü saklamaya yeterli değil. Basit bir matematik hesabı bile çöpün ayrıştırılması ve yeniden kazanılmasında eğitimi merkeze koyan, çöpümüzü ayrıştırmayı öğrendiğimizde sorunun çözüleceğini iddia eden anlayışın gerçekçi olmadığını düşündürüyor.

Eğer hepimiz çöplerimizi evlerimizde ayrıştırıp konteynırlara koymaya kalksaydık, konteynırlar ayrıştırdığımız ürünleri almazdı. Bunun için yer altı konteynırları yapılması gerekiyor. En azından İstanbul’da yapılaşma, yer altı konteynırları yapılması için elverişli değil.

Çöpü toplamanın ve depolamanın bir maliyeti var. Yer altı konteynırlarından çöpü almak için araçlara ve ilave temizlik işçilerine ihtiyaç duyuluyor. Bugün sadece İstanbul’da çöplerimizi ayrıştırmak için yüz bine yakın geridönüşüm işçisi çalışıyor. Bir belediye temizlik ve ayrıştırma işi için bu sayıda işçiyi istihdam edemezdi. Bundan varılacak sonuç sokaklardaki geridönüşüm işçilerine ihtiyacımız olduğudur.

Geridönüşüm işçileri

Geridönüşüm işçileri benzer profile sahip, bir birikimi ve yapabilecek başka bir işi olmadığı için atık toplayan, yaptıklarını iş olarak değil, onları bir arada tutan bir yaşam alanı olarak gören insanlar. Geridönüşüm işçilerini ağırlıklı olarak Çingeneler, Kürtler ve Afganlar oluşturuyor.

Çöpü bulabilecekleri yer olduğu için kentin merkezinde ve özellikte çok çöp üreten, üst orta sınıftan insanların yaşadığı, yürüyerek ve ağır arabalar çekerek çalıştıkları için de çöpü götürecekleri depolara yakın sokaklarda çalışmak zorundalar. Ucuz konut da bulunabilecek, kentsel dönüşüm alanlarındaki depolar ya da terk edilmiş binalar onların toplu yaşam alanları ve eğer cesaretle söyleyeceksek evleri. Belediyenin çöp alanlarında kurdukları çadırlarda aileleriyle yaşayan geridönüşüm işçileri de var.

Geridönüşüm işçiliği İstanbul’da şehrin en alttakileri sayılabilecek, çöpten çıkararak yaşamanın ortaklık yarattığı, birbirlerine eklemlenerek sürdürülen bir dizi insan arasında sürdürülen sosyal ilişkiler bütünü ortaya çıkarıyor. Bu ilişkinin aktörleri geridönüşüm işçileri olduğu kadar, kapıcılar, sokakta yaşayanlar, süpermarket çalışanları, belediyenin temizlik işçileri ve birkaç iyi ve kötü insan.

Geridönüşüm işçileri genel olarak yalnız çalışıyorlar ve işlerini sadece yürüyerek yapmaları mümkün. Çalıştıkları sürece yürüyorlar. Giysilerini temizleme olanağından yoksun oldukları için, çalışırken giyeceklerini de çöpten buluyorlar. Çöpte çalıştıkları için sağlıklarıyla ilgili risklerle karşı karşıyalar ama bu öncelikli meseleleri değil. Önce çöpe alışmaları, sonra her gün durmadan yürümeleri gerekiyor.

Çöp pazarları

Çöpe attıklarımız “çöpe gitmiyor”. Farklı yerlere dağılarak yeniden yaşam buluyor. Çok geniş bir çeşitliliği olan kâğıt atıkları temel olarak kâğıtçılara satılıyor ve yeniden kazanılıyor. Ancak kâğıt atık sınıfında yer alan ürünlerin bir müşterisi de sahaflar. Giysilerin iyi durumda olanları yeniden satışa sunuluyor.

Bir de insanı gayrimeşru işlere teşvik eden çöpler var. Bunlar pahalı içkilerin ya da parfümlerin iyi durumda olan ambalajları. Bu ürünlerin ambalajları neredeyse ürünün kendisinden daha değerli. Çünkü uygun koşullarda işlenerek içlerine yeniden ürün koyuluyor ve piyasaya sürülüyor. Bu ürünlerin her birinin müşterisi var ve bazen saatlerce toplanan atıktan daha fazla ediyor. Dolapdere’de hafta sonunda gece 03.00’te başlayıp, sabah 11.00’de bütün ürünlerin tükendiği pazarda alıcılarına ulaşıyor.

Katık: Sözü sahibine bırakmak

Bu büyük hikâyenin içinde geridönüşüm işçileri kendi hikâyelerini kendileri anlatmak amacıyla Katık adında bir dergi çıkardılar. Katık dergisinin ilk sayısı 2 bin adet basılıyor ve bir haftada tükeniyor. Yazılar Türkiye’nin dört bir yanından elle yazılmış olarak geliyor. Dağıtımını geridönüşüm işçileri yapıyor. İlk sayının gördüğü ilgi derginin izleyen sayılarının beş bin adet basılmasına neden oldu. Katık, on sayı yayınlanabiliyor.

Katık, kendi başına yeni bir dil inşa ediyor. Televizyon seyretmeyen, medyayı takip etmeyen insanların, kendi hikâyelerini ve duygu dünyalarını grameri farklı bir dil yaratarak anlattıkları tuhaf ve benzersiz bir deneyim.

Derginin yazarları olan geridönüşüm işçileri evleri de olan depolarda kendi yazılarını defalarca yüksek sesle okuyorlar ve başkalarına da yüksek sesle okutuyorlar. Katık sözü sahibine bırakıyor. Biz de öyle yapalım.

Yazı: Araştırmacı Funda Tuğrul

Benzer Yazılar

Gelecek, teknoloji ve fetişizm

Ad Hoc

İşte durum ve duruş

Ad Hoc

Doğal bilinç-yapay zekâ ayrımında gönüllü köleler ve yapay köleler

Ad Hoc