Ekonomi Manşet

İşte durum ve duruş

İnsan olarak her birimiz tekil, bir defalık ya da biricik diyebileceğimiz bir “durum”, hatta durumlar çokluğu içinde yaşamımızı sürdürürüz. Her an bir “durum” olarak bizi içine alır ya da biz bir “durum”un içine gireriz, giriveririz; bir “durum”un içine çekiliriz. İnsan dünyasının taşıyıcı temeli, ana bileşeni olan insan eylemleri ve insanlararası ilişkiler, olağan, olağanüstü ya da olağandışı olarak
değerlendirilen durumlar içinde cereyan ederler. Durumları bu nitelemelerle değerlendirmek aslında bakış açısına bağlıdır, eylemin öznesinin ve/veya alımlayıcısının perspektifine göredir. Bu nokta aslında öylesine tartışmalıdır ki, olağan durum neye, kime göre olağandır; olağandışı durum da yine neye, kime göre olağandışıdır? Karar vermek gerçekten çok güç.

Bu bağlamda sağlıklı karar vermenin olmazsa olmaz koşullarının başında, durumu ya da durumları ayrıntılı olarak ilkin saptamanın, ardından çözümlemenin geldiğini ileri sürebiliriz. Durumu saptamak, adını koymak, olağan ya da olağandışı olarak, daha sık kullanılan gündelik bir dile getirişle “kriz” ya da “bunalım” olarak adlandırmak, doğrudan doğruya bilgiyle, hatta çeşitli türden bilgilerle ilgili bir kalkış noktasını ve yürüyüş yolunu gerektirir. Bilimsel bilgi, felsefi-etik bilgi ve onun temelini döşeyen antropontolojik bilgi; insanla, insan eylemleri ve insan ilişkileriyle ilgili, bu iki doğrultunun içinde yer aldığı durumları saptamak, çözümlemek ve elbette gerçekten sorunlu durumlar söz konusu olduğunda, onları çözüme kavuşturmak için gerekli ve aynı zamanda yeterli koşulları oluştururlar.

Olağan bir durum ne zaman krize dönüşür?

Buraya kadar yaptığımız belirlemelerin iş dünyasıyla olan ilgisi ne? Gerçekten bir ilgisi var mı? Elbette var. Temellendirici nitelikli ana savımız şu: Hangi konumda olursa olsun, iş dünyasına katılan her özne; bilgi, beceri ve yetkinlikleriyle bu dünyada yerini alır, almalıdır; beklenen budur. Bir işte çalışıyor, bir işi yürütüyor olmak, o işin gereği olan bilgiyle, söz konusu bilgiyi beceriye dönüştürmekle ve yine bunlarla bağlantılı olarak yetkinliklere sahip olmakla ilgilidir. “İş”le, “iş”i yapan arasındaki bu üç ana çerçeveyi birbiriyle bağlantılı kılan bir zincir, özetle yeterlilikler zinciri yoksa bu yeterlilikleri karşılayan, destekleyen iş ortamı sıkıntılıysa, tam da bu noktada “iş durumu” olağanlıktan çıkıp, olağandışılık sergilemeye başlar; bunun öteki adı, yukarıda da belirttiğimiz gibi, krizdir, bunalımdır. Öyleyse, insan ögesinin ve iş ortamının yetersizliklerinden doğan krizler, iş ilişkilerinin bileşkesi olan durumu olağandışı kılar.

İş dünyasında durumları belirleyen bilgi, beceri ve yetkinliklere ve onların düzeyleriyle orantılı olarak doğrudan belirlenen insan eylemleri ve insan ilişkileri olduğu kadar, işin kendisi, işin yapısı, doğası, içerdiği riskler, iş ortamının özneler dışındaki bileşenleri, işin içinden aktığı, gittikçe genişleyen diğer çerçevelerdir. Yapılan işin yapısı gereği içerdiği ya da içinde olduğu durumlar krize daha yatkın olabilir; hatta işler doğrudan krizli işler olabilir. Ayrıca üretim ve/veya hizmet sektöründe farklı boyutlarda olmakla birlikte, her an krizli bir durumla karşılaşmak olanaklıdır. Aşırı iddialı gelebilir ama insanın olduğu her yerde kriz de vardır ya da her an kriz çıkabilir. Bir durumun olağanlığı ve olağandışılığı insan-insan, insan-insan olmayan (dünya: doğa dünyası, kültür dünyası, bilgi-bilgi olmayan, zamanmekân, araç-gereç) eksenlidir daima ve her biri yoruma açıktır.

Etik bilgi olmadığında…

Karşılaşılan durumları olağan ya da olağandışı durumlar olarak ikiye ayırmak, onların karşısında bir “duruş” geliştirmek, üzerinde ayrıntılı olarak durulması gereken bir diğer konudur. “Durum” karşısında şöyle ya da böyle bir “duruş” geliştiren kişiler, burada olduğu gibi işin özneleri, çalışanlar, duruşlarını neye, nelere bağlı olarak geliştirmektedirler? Durum ya da durumlar karşısında duruş ya da duruşlar oluşturmanın gerekli ve yeterli koşulları nelerdir? Bu noktada da özellikle uzun erimli düşündüğümüzde bizi güçlü kılacak ya da kurtaracak olan bilgidir. Bu bağlamda içerik olarak teknik bilgi, alan bilgisi, bir bakıma mekanik olarak işleyen yansız bilgi son derece önemlidir; bu bilgi, duruş geliştirmenin kalkış noktasıdır; ancak bu bilgiyle yetinmek, tüm iş ortamını yalnızca teknik-mekanik olana indirgemek demektir. Bu bilginin perspektifi antropontolojik ve etik bilgi olmadığı takdirde, sağlıklı bir duruş sergilemek olanaksız gibi görünmektedir. Çünkü insan eylemleriyle insan ilişkilerine içerdikleri “niyeti” olabildiğince anlamak bakımından, “eylem”in sergilenişi açısından ve “amacı” değerlendirmek bakımından rehberlik edecek olan bu iki tür bilgidir. Başka bir deyişle, her zaman karmaşık olan “iş”te teknik bilgi ya da alan bilgisi gerekli koşulu oluştururken; antropontolojik ve etik bilgi yeterli koşulu oluşturur ve herhangi bir durumu olağan ya da olağandışı “durum” olarak değerlendirmede, ardından da bir “duruş” geliştirmede olmazsa olmaz koşul olarak kendini gösterir.

Yazı: Öğretim Üyesi Betül Çotuksöken

Benzer Yazılar

Hakikaten reklamlar eskisi kadar etkili mi?

Ad Hoc

Sebze meyve fiyatlarının artışından etkilenmeyen var mı?

Ad Hoc

Milenyum kuşağı ve üstün kalite zırvalıklar

Ad Hoc