Ekonomi

“İstekli yaşlanma evresine girmiş bulunuyoruz”

Zihniniz, bedeniniz ve ruhunuz nasıl hissediyor? “İstekli yaşlanma” evresinden işyerinde wellness’a kadar, milyar dolarları domine eden bir pazarın getirdiği kültürle yakından tanışmak için Global Wellness Enstitüsü & Globall Wellness Summit Başkanı ve CEO’su Susie Ellis bir aradayız.

1970’ten bu yana wellness sektörünün kalbinde çalışıyorsunuz. İlk günden bu yana sektörü değerlendirecek olsanız, neler söylersiniz?

İnsanların wellness’a yaklaşımları değişti. Eskiden denk gelirlerse hayatlarına soktukları tesadüfi ve ara sıra yaptıkları bir faaliyetten “her gün ve her yerde”ye dönüştü. Artık wellness; spaya nadiren yapılan bir ziyaretten ya da insanların kendilerini şımartmak için satın aldıkları bir üründen ziyade bireye, yaşamının her alanında kendisini hissettirmeye başladı. Yıllar önce yalnızca varlıklı kadınlara hitap ettiği düşünülen sektör, bugün artık tamamen demokratikleşmiş, tüm sınıflardan bireylerin hayatlarına entegre ettiğ global bir harekete dönüşmüş durumda.

Geçtiğimiz on yılda yaşanan bir diğer önemli değişiklik de, artık bireylerin zihinsel wellness konusunda farkındalık kazanmış olmaları. Eskiden zihinsel wellness’tan ziyade fiziksel sağlık sektörü domine ederken ve zihin-beden uyumunun yakalanması çok nadiren gündeme gelirken, bugün uzun çalışma saatleri, bireylerin üzerinde yalnızlık baskısı kuran sosyal medya gibi faktörlerden ötürü küresel bir zihin sağlığı kriziyle karşı karşıyayız. Ve bu da “sağlıklı zihin” programlarının artış göstermesine öncülük ediyor.

Sektör gerçekten 2008’den bu yana bu yönde büyük bir değişim geçirmeye başladı ve bu aslında akıllı telefonların hayatımıza girdiği, stres dolu dijital yaşamın başladığı ilk zamanlara tekabül ediyor. Bence tesadüf değil.

Global Wellness Enstitüsü’nün istatistiklerine göre, MENA bölgesinin wellness turizm geliri yüzde 13,3 ile global ortalamanın oldukça üzerinde. Bu bölgede wellness turizmini popüler kılan ne gibi unsurlar var?

MENA bölgesinin wellness turizm pazarı (yıllık 10,7 milyar dolar gelirle) Kuzey ABD (yıllık 215 milyar dolar), Avrupa (yıllık 211 milyar dolar) ve Asya’nın (yıllık 137 milyar dolar) gerisinde. Ancak çok hızlı bir şekilde büyüme kaydediyor. Öyle ki, MENA wellness turizm pazarının 2022’de 18,7 milyar dolara ulaşacağını öngörüyoruz. Böylece yıllık yüzde 11,8’lik bir oranla bölge, Asya’dan sonra en hızlı büyüyen pazar olarak kayıtlara geçecek gibi duruyor.

MENA’daki bu hızlı büyümenin ardında yatan en büyük nedenlerden birisi, yabancı turistlerin bölgeye gelişindeki artış. 2007’de 64,7 milyon yabancı turisti ağırlayan bölgenin 2022’de bu sayıyı 128 milyona çıkaracağı öngörülüyor. Aynı dönemde yabancı turistlerin yaptığı harcamanın da 55,9 milyon dolardan (2007 verisi) 1 milyar dolara (2022 tahmini) çıkacağının öngörülmesi bölgeyi global ortalamada üst sıralara taşıyor. Ayrıca bölgenin sunduğu wellness seyahat olanakları; lüks spa resortları, hamam deneyimleri ve doğa/macera alanlarıyla sınırlı değil. Bölgenin doğadan gelen geleneksel wellness yaklaşımı, güzellik çalışmaları ve İslami geleneğin getirdiği doğal tıp yöntemleri, medikal wellness için de tüketicileri cezbeden unsurlar barındırıyor.

Bu büyümenin önünü daha fazla açabilmek için başedilmesi gereken zorluklar neler?

Geçtiğimiz yıllarda sektör çok keskin bir şekilde varlıklı elit kesimle özdeşleştirilmeye başlandı. Demek istediğimi anlamışsınızdır, 300 dolarlık yoga taytlarından ve lüks spa deneyimlerinden bahsediyorum. Ancak dürüstçe söylemem gerekirse bugün wellness’ın her sınıftan birey için seçenekler sunması daha anlaşılır bir hal almış durumda. Otellerden tutun da restoranlara dek sektörün paydaşları artık her kesimden bireye hitap edecek fırsatlar sunmaya başladı. Göreceğiz… Eğer sektör olarak gerçekten insanların iyiliğiyle, sağlığıyla ilgileniyorsak, görmek zorundayız. Birkaç varlıklı kişinin ekseninde kalmaktansa, demokratikleşerek herkese hitap etmeli wellness.

Sektörün dikkat etmesi gereken bir başka unsur da, Z Kuşağı’nı tüketicilerin üzerine bu kadar odaklanılmaması. Evet
doğru, Z Kuşağı şimdiye kadar hiçbir neslin yapmadığı kadar fazla harcama yapıyor wellness konusunda. Ancak 2050’de Dünya nüfusunda 50 yaş üstü bireylerin sayısının bugüne oranla 12’ye katlanması bekleniyor, şimdiki rakamın neredeyse iki katı. Geçtiğimiz yüzyılda insanlık olarak yaşam süremize 30 yıl daha eklemeyi başardık. Günümüzde 50 yaş üzeri bireyler için üretilen ürünler ve servisler 15 trilyon dolarlık bir pazarı oluşturuyor ve hal böyleyken her sektör, özellikle de wellness, bireylerin daha iyi yaşlanmalarına, yaşlılıklarından keyif almalarına yardımcı olacak yeni çözümler ve teknolojiler geliştirmek durumunda. Birdenbrie yaşlılık radikal
olarak yeniden tanımlanmaya başlandı, yaşlılığın giderek havalı bir şeye dönüşmesiyle “istekli yaşlanma” evresine girmiş bulunuyoruz. Yaş artık çok yeni bir çeşitlilik (diversity) konusu. Wellness dünyasının da bu konuda yeni bir düşünce yapısı edinmesi, 50’lerinde, 60’larında, 70’lerinde, 80’lerinde ve 90’larındaki bireylerin birbirinden farklılaşan ihtiyaçlarını karşılamaya odaklanması gerekiyor.

Ayrıca sosyal medyadan influencer’ların ve ünlülerin wellness ürün tavsiyelerini dinlemek oldukça tehlikeli. En son karşılaştıklarımızdan birisi, içerisinde çok güçlü laksatifler (müshil) bulunduran detoks çaylarının genç kızlar ve kadınlar tarafından kilo kaybetmek için kullanılmasıydı. Çok fazla insan bu yüzden gerçekten hastalandı. Daha uyanık olmalıyız, tüketicilerin doğal ürünlere ve yaklaşımlara ulaşmasında ciddi korumalara ihtiyaçları var.

Çalışan bireylerin yalnızca yüzde 10’u, ofislerinde wellness programlarına ve servislerine ulaşıyor. Bu konu neden bu kadar mühim?

Ofis wellness pazarı 47,5 milyar dolar büyüklükte ve dünyada yalnızca 10 çalışandan 1’inin işyerinde herhangi bir wellness programına erişimi bulunuyor. İstatistiklere göre, tüm dünyada çalışan bireylerin 3,2 milyarı kendisini iyi hissetmiyor; kronik hastalıklardan mustarip; stres, mutsuzluk ve ekonomik güvensizlik yaşıyor. Çalışanların yüzde 52’si çok kilolu ya da obez, yüzde 76’sı sağlık bütünlüğünü korumak için mücadele ediyor. Yüzde 74’ü günlük 13 doların altında kazanıyor, yüzde 77’si parttime ya da sürekli olmayan işlerde çalışıyor ve yüzde 45’i eğitim gerektirmeyen işçiliklerle geçinimini sağlıyor. Birçok ülkenin, çalışanların işyerindeki en temel güvenliklerini sağlamak üzerine yasaları var ancak çalışanların işyerinde, beden ve ruh sağlıklarının korunduğuna dair bir yaptırımları bulunmuyor.

Ofiste wellness’ın kesinlikle bireylerin ruh sağlıklarını korumak ve üzerlerindeki stresi azaltmak için -çalışanın pozisyonu, unvanı, iş modelinin büyüklüğü ne olursa olsun- işveren tarafından çalışanlara sunulması gerektiğini düşünüyorum.

Röportaj: Gönül Hadımlı

Benzer Yazılar

“İş”te “karşılaşma” ve “karşılama”

Ad Hoc

Uykusuz geceler

Ad Hoc

Bir Birleşik Krallık muamması

Ad Hoc