Kültür Manşet

“İyiliği ortaya çıkarmanın zamanı geldi”

Son zamanlarda güven denilince akla gelen ilk isim ‘’Haluk Levent’’, iyiliğin ve güzelliğin bir insanı hatta bir toplumu nasıl değiştirebileceğini anlattı. Müziğin insanla ve toplumla etkileşiminden, medyanın dününden ve bugününden, önce kamplaşıp sonra kalıplaşmalarımızdan ve daha nicesinden… Kısacası güzellikle örgütlenen Ahbap’ı ve ahbaplığın geleceğini konuştuk.

AD HOC: Müziği ve insanları hep sizin hayatınızın merkezinde gördük. Müzik ve toplumun etkileşimini ve sonrasında bugünün yeni projelerinin toplumla ilişkisini nasıl değerlendirebiliriz?

HALUK LEVENT: Şimdi ben o zamanlar rock müzik protesttir dediğimde bütün reklamlarda, festivallerde, medyada protest olmayan rock sanatçıları vardı. İnsanlar protest bir rock müziğini tercih etmiyordu ve tercih etmeyen sanatçılar popülerdi. Rock bir protesttir, böyle bir duruştur ama Türkiye, rock protestliğini tamamen yayamadı. Ben yıllarca bir şeyler söylemeye çalıştım ama bir araya gelip bunu yayamadık. Yayamayınca ne oldu biliyor musunuz? Rap yükseldi. Rap’in protestliği yükseldi. Rap söylemleri ile bunu başardı. Elektrogitar sesini sonuna kadar açıp kafa sallayıp ama aslında hiçbir şey söylemeyen, kitleleri harekete geçirmeyen, düşündürmeyen bir oluşumun sonrasıdır bunlar. Hep aşk şarkıları, aşk hikâyeleri yapıldı. Entelektüel sözler eklendi. Özellikle ülkemizde şarkılarda kadının işlenmesi rock dünyasında çok sattı. Hâlâ satıyor. Açık konuşayım rock protestliğini gösteremedi ve toplumda rap yükseldi.

AH: Bu kadar geniş bir çerçevede insanlara ulaşıyor olmanızı dünün ve bugünün medyası açısından ele alırsak neler söylemek istersiniz?

HL: Toplumun algısının değişmesi ve yönlendirilmesi medya tekelciliğinin kalkmasıyla oldu. Ben 25 yıllık müzik hayatımda Twitter’da bir gün sohbet ettiğim kadar bir gazeteci ile sohbet etme, kendimi anlatma imkânı bulamadım. Bir televizyonda saatlerce kendimizi anlatıp insanlara konuşacağımız reytingi yüksek programlar bitti. Şimdi kendi medyamız var. Bir kereye mahsus konuşuyordunuz yıllarca o kalıyordu. Artık samimi görünüp de aslında samimi olmayan şeyler yıllardır süregelen sosyal medya kullanımıyla ortaya çıkıyor. Diyelim televizyona çıktınız. Ne kadar güzel bir adam derler ve bir daha 3 yıl programa çıkmayın sizi öyle hatırlamaya devam ederler. Sosyal medya yalın çünkü her şeyi iyisiyle, kötüsüyle, hatasıyla, eksiliğiyle, mütevazılığı ya da kibirliliği ile her şeyi ortaya çıkardı. Yıllarca bir şey söylemek istediğimizde, bir olaya ilişkin bir yorum yapacağımızda, albüm çalışmalarımızda, rolümüzü anlatmak istediğimizde gazeteleri kapısına gidip böyle bir şeyimiz var ne olur yazın demiyorsunuz. Artık bunu kendiniz duyurabiliyorsunuz. Sosyal medya budur zaten. Medyan var; sosyal medya değil senin medyan aslında. Benim elimdeki Twitter benim medyam, insanlara ulaşma aracım.

AH: Tabii bir de bunun olumsuz tarafı, nefret söylemleri var…

HL: Nefret söylemlerini şu an yaşamak zorundayız, bu bir geçiş dönemi. Bu nefret söylemlerini alarak bu linçleri yiyerek bu ortada gördüğünüz işleri algılayarak birleşeceğiz değişeceğiz. Dayanışmaya gireceğiz, örgütleşeceğiz. İnsanlar güzellik içinde örgütleşirler, bu şekilde örgütlenebiliriz. Ne için? Bizim Ayvalık’ta şeytan sofrası yanmıştı. Gittik oraya ağaçlar diktik, örgütlendik. Artık kötüye karşı iyiliği ortaya çıkarmanın, sesini yükseltmenin zamanı geldi.

AH: 25 yıllık müzik hayatı, konserler, hayranlarla kurulan bağ ve bugün pek çok kişi için ‘’güven’’in ikinci adı… Bu güveni ve sebebini nasıl değerlendiriyorsunuz?

HL: ‘’Bana fazla güvenmeyin, sizi her an satabilirim’’ diye bir şey yazmıştım Twitter’a. Benim üzerime sorumluluk verilmesini istemiyorum çünkü. Bir insandan beklentinizi ne kadar çoğaltırsanız o kadar büyük hayal kırıklığı yaratır. Ben bu ülkenin -bu gerçekten böyle- en dürüst, en güvenilir adamı değilim ama geldiğim noktada, müziğimle ve konserlerimle bulunduğum konumu keyifle yaşamaya çalışan bir adamım. İnsanlara dokununca keyif alıyorum, mutlu oluyorum. Onların gözlerindeki ışıltıyı görünce içime ferahlık geliyor. Belki çocukluğumdan bu yana geçirdiğim bütün çelişkili, felsefi hayatım; eksik ve fazla yaşadığım şeyler, sizin de anlattığınız gibi 10-15 yıl öncesinde yaşadığım ekonomik sıkıntılardan dolayı devamlı başımın derde girmesinin verdiği bir olgunluk. Ayrıca ben hayattan keyif almaya ama bunu yaparken sıkıntılı olan, derdi olan insanlara doğru gitmeyen şeylere karşı algoritmik bir düzelme eğiliminin olması gerektiğini düşünüyorum. Onu düzeltmeliyim diyorsun çünkü. Masa eğri dururken ona bakıp bunu düzeltmem lazım diyorsun. Kötü giden olayları da hayır düzeltmem lazım diyorsun. Elimden geldiği kadar bunu yapmaya çalışıyorum.

AH: Ahbap farklı alanlara yönelik pek çok platforma sahip fakat özellikle yardımlaşma konusunda çok daha bilinir, çok daha dikkat çeken işler yapılıyor. Sanat, çevre, teknoloji, eğitim gibi alanlara da yoğunlaşmasına rağmen yardımlaşmanın ön planda olması bu durumun daha fazla ihtiyaç halinde olmasından mı kaynaklanıyor?

HL: Kesinlikle öyle. Özellikle sağlık anlamında ve ekonomik anlamda yaşanan problemlere yönelik yardım talepleri, içinde bulunduğumuz ülkenin sosyal ve ekonomik durumunu gösteriyor.

AH: Özellikle sağlık problemi yaşayan çok fazla insan size yardım talebinde bulunuyor. Bu taleplerin sayıca fazla olması bir şeyleri değiştirmek için harekete geçiriyor olmalı. Bu sebeple yaptığınız çalışmalar doğrultusunda konuyu Sağlık Bakanlığı’na da iletmiştiniz. SMA ilaçları ve ilik nakli ile ilgili Son gelişmeler nelerdir?

HL: Evet, Ahbaplar olarak bu konuda çok büyük rol üstlendik. Sağlık Bakanlığı ile çok görüştüm. SMA hastalarına özel ilaçlar Türkiye’de bulunmuyordu ve pek çok hasta vardı. İlaçların ülkeye getirilmesi için çalışmalar yaptık ve başardık. Daha sonraki görüşmeler ise kan bağışlarının, kan kampanyalarında oluşan sonucun kan sayımları ile ilgiliydi. Çok umut eden, çok bekleyen lösemi hastamız var. Onlarla ilgili hızlandırma talebinde bulunduk, onlar da hızlandırdılar.

Ahbap; 16 üniversite kulübü, 54 üniversite ve 63 şehirde görev alan ve toplam 41 bin ahbabın birleştiği bir topluluktur.

AH: Ahbap içinde çok farklı karakterde, çok farklı yaş gruplarında hatta bambaşka kültürlere ait insanlar tek bir amaç uğruna bir araya gelebiliyor. Bu çok özel olmalı. Peki, iyilik, güzellik ya da sevgi noktasındaki bu birlikteliğin gelecekte bizim toplumumuzda neleri değiştirebileceğini düşünüyorsunuz?

HL: Biz yıllardır kamplaşmadık, kalıplaştık. Ben üniversitede iken yıllarca kalıpların arasında kaldık ve birbirimizi tanıyamadık. Hatta birbirimizi ezdik. Sadece bizim olan fikirlerin iyi olduğunu düşündük. Şu adam şu kitabı okuyorsa ondan zarar gelmez ya da bu adam şöyle giyindiyse buna güvenme, böyle bir şey yok! İnsanlar kimlik olarak kullanıyor zaten. Dünyada ideoloji ikiye ayrılmıyor. İyi ya da kötü ideoloji diye bir şey yok. Dünyada iyi insan ve kötü insan var. İyi insanların toplandığı yerler kötü ideolojiyi yener. Gerekirse hiç ama hiç tercih etmeyeceğiniz bir ideoloji olsun ama onu yönetenler iyi olsun, o ideoloji değişir. Çünkü hakkaniyet, haklılık vardır. Ne olursa olsun, iyidir yani bir şekilde iyidir. Bu nedenle ben bunu gördüm, yeter ki iyi bir amaç için kullanılsın. Yeter ki iyiler ideolojiyi şekillendirsin. Yıllardır bu kalıplaşmayı atmamız gerekiyordu ve bunu başarıyoruz. Ahbap’ın içinde vegan da var imam da var. Siyasi kimliklerini de düşünmüyorlar birbirlerinin çünkü onlar masaya oturduklarında sosyalizmin temel felsefesini, Politzer’in felsefesini, ya da Hegel ve Marx tartışmıyorlar. Ya da bizim eskiden yaptığımız gibi Troçki ve Stalin’in savaşını 8 saat anlatmıyorlar. Sadece iyilik peşinde koşuyorlar bunun için çaba gösteriyorlar. Tartışmak için zaman da bulamıyorlar, öncelikleri var.

AH: Çok fazla olumsuzlukla karşılaşıyorsunuz, dernek olarak çok fazla travmatik olayın şahidi oluyorsunuz. Olumsuzluklara ve olumsuz söylemlere karşı mücadele ederken nasıl bir yol izliyorsunuz?

HL: İç politikaya malzeme olmadan, politik söylemlerden uzak kalmaya çalışıyoruz. Zaten benim üzerimde büyük bir baskı var. Mesela bana diyorlar ki ‘’E, sen ormana gidiyorsun, oraya buraya gidiyorsun. Bize de gel.’’ İnsanlar kendilerine çekmeyi, bizi kendilerine göre yönlendirmeyi istiyorlar. Hele topluma güven veren bir topluluksanız bu daha da fazlalaşıyor. Bu konuda mütevazı davranmayacağım, geçmişimdeki siyasi eğilim ve bunun bana verdiği tecrübeler, ülkenin ekonomik ve politik yapısını iyi biliyor olduğunu hissetmek; partileri, geçmişi, geleceği bilmek bana çok şey katıyor. Yaşımın da gereği olgun olduğumu düşünüyorum ve olumsuzlukları asla aceleye getirmeden süzgecimden geçirdikten sonra paylaşmanın avantajlarının olduğunu… yani iyi yürüttüğümü düşünüyorum.

AH: Olumsuzluklara karşı sevgi ve iyilik bilincinin oluşmasında Ahbap’ın rolünü nasıl değerlendirmeliyiz?

HL: İyilik bulaşıcıdır. Herkese bir bakın fenomenlerin tweet’lerinde, birçok programda görüyorum. Bunu yapan çok fazla insan var ve bu çok güzel bir şey. Böyle böyle bir şeyleri değerlendirip yavaş yavaş başladılar iyiliği yaymaya.

Benzer Yazılar

Kültürel trendler atlası

Ad Hoc

Trollere de işsizlik yolu göründü

Ad Hoc

Vahşi doğa ve içimizdeki hayvan

Ad Hoc