Ekonomi

Kadınlar nerelerde?

2019 yılı sonunda 14’üncü edisyonu yayınlanan Global Gender Gap raporu, 153 ülkenin karnesini dikkate alarak, tam eşitliğe 99,5 yıl kaldığını ortaya koymuştu. Bu kez Dünya Ekonomik Forumu’nun ekonomi endeksli ve ılımlı insan hakları odaklı çerçevelerinden çıkalım ve Birleşmiş Milletler Kadın Örgütü’nün tarihte bulunduğumuz nokta itibarıyla incelediği kadın sorununun rakamsal gerçeklerine odaklanalım; yani siyaset ve ekonominin ötesinde, eğlenceden spora, bilimden sanata kadının nerede durduğunu inceleyelim. Ve değişimin tarihte bazı gruplar için nasıl bir yavaşlıkta gerçekleştiğine hayret edelim.

Kadınların siyasi temsiliyeti son 25 yılda global olarak neredeyse iki katına çıktı ancak bu artışın anlamı, her 4 parlamento koltuğundan yalnızca 1’inin kadınlara ayrıldığı gerçeğinden ötesini işaret etmiyor. En tepe siyasi mevkilere yükseldikçe uçurum artıyor. 1995 yılında 12 ülkenin 8’inin başbakanı, 4’ünün devlet başkanı kadındı. Bugün, Ekim 2019 itibarıyla, 22 ülkenin 10’unun devlet başkanı ve 13’ünün hükümet başkanı kadın.

İş dünyasındaki durum da farklı bir tablo çizmiyor. En güncel Fortune 500 şirketleri listesinin açıklandığı 2019 Haziran ayında dünyanın en büyük 500 şirketinin yalnızca yüzde 7’sinin kadın CEO’ya sahip olduğunu öğrenmiştik. Toplumsal cinsiyet uçurumu iş dünyasında son 20 yılda küçük bir daralma gösterdiyse de, hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerde meslek dalları arasında hâlâ büyük eşitsizlikler söz konusu ve kadınların eğitime daha kolay erişmesi bu farkları kapatmaya yetmedi. Kadınlar ücretsiz hane içi emeğin çok büyük bir payından sorumlu. Suya erişimin sınırlı olduğu ülkelerde su taşıma görevi ise neredeyse yüzde 80 oranında kadınların ve kız çocuklarının omzunda.

Bilim, kültür ve medya temsilleri

1901 ve 2019 yılları arasında toplam 900 kişi Nobel Ödülü’nün sahibi oldu. Nobel ödüllü kadınların sayısı ise yalnızca 53. Fizik, kimya, fizyoloji ve tıp kategorilerinde ödüle erişen kadınların sayısı 19. Nobel ödüllü ilk kadın bilim insanı Marie Curie, 1903 yılında fizik dalında bu onura layık görülmüştü ancak ödülü eşiyle paylaşması gerekmişti. Curie, sekiz yıl sonra, tek başına, bu kez kimya dalında ödülü kazanmış ve tarihin iki kez Nobel kazanmış tek kadını olmuştu. Kadınlar pek çok bilimsel ve teknolojik keşfin ardında olsalar da, günümüz araştırmacılarının yalnızca yüzde 30’unu, STEM disiplinlerinde eğitim gören öğrenci nüfusunun da sadece yüzde 35’ini oluşturuyorlar.

Medya ve habercilikteki istatistiklerse, ilerlemenin neredeyse durma noktasına geldiğini belgeliyor. Kadınların medyadaki temsil ve dahiliyetine yönelik en kapsamlı rapor olan Who Makes the News çalışmasına göre, 114 ülkenin 20 yıllık güncel tarihi incelendiğinde, haber bültenlerinde ve gazetelerde konuşulan, fikrine başvurulan ya da yansıtılan insanların yalnızca yüzde 24’ünün kadın olduğunu görüyoruz. 2015 yılında yayınlanan rapor verileri, aynı zamanda tüm haberlerin yalnızca yüzde 37’sinin kadın gazeteciler tarafından üretildiğini ortaya koyuyor. Dijital medyanın sözde demokratikleşme vaatleri de henüz gerçeğe dönüşmüş görünmüyor zira internet haberciliğindeki üretimde da kadınlar yalnızca yüzde 26 oranında pay sahibi. Geleneksel ve dijital haberciliğin yalnızca yüzde 4’ü toplumsal cinsiyet stereotiplerinin dışında seyrediyor. Kadınların medyadaki temsiliyet düşüklüğünün kadınlara yönelik şiddet ve saygısızlığı pekiştirdiğini ekleyerek, durumun vahametini bir kez daha hatırlatmış olalım.

Sinema endüstrisinin prestijli etkinliklerinde de farklı bir manzara karşılamıyor bizi. 92 yıllık Akademi Ödülleri tarihinde yalnızca 5 kadın En İyi Yönetmen kategorisinde aday gösterildi. Ödülü kazanansa Kathryn Bigelow oldu. Jane Campion, 72 yıllık Cannes Film Festivalinin en mühim ödülü olan Altın Palmiye’yi tek başına elde edebilen tek kadın yönetmen olabildi. The Geena Davis Institute on Gender in Media, Birleşmiş Milletler Kadın Birimi ve Rockefeller Foundation’ın 2014 yılında ortak yayınladıkları ve sinema endüstrisindeki toplumsal cinsiyet temsillerine global açıdan ilk kez yaklaşan rapora göreyse, filmlerde sesini duyduğumuz karakterlerin yalnızca yüzde 31’i, başrol karakterlerinin ise yalnızca yüzde 23’ü kadın. Bir başka deyişle, kamera önünde ve arkasında kültürel algılarımızı şekillendiren, benzer hiyerarşiler oluyor.

Meydan okuma ve değişim sancıları

Spor, meydan okuma, azim, disiplin ve tutku, değişim ve ilham gibi gayet pratik değerleriyle toplumsal cinsiyet klişelerinin yıkıldığı bir alan olabilir. Serena Williams ya da Megan Rapinoe gibi kadın sporcular yıllardır endüstriyel sporun beklentilerine yanıt verdikleri gibi, pek çok genç kadın için rol model olmayı başardılar. Ancak Aristo’nun dediği gibi tek bir yeşil bir yaprak, baharın geldiğini müjdelemeye yetmiyor zira bireysel kazanımlar, sistemik bir temsil sunmaktan uzak.

Bununla birlikte, spor dünyasının kat ettiği ilerleme de görmezden gelinmemeli. Modern olimpiyatların başladığı 1900 yılında 997 sporcunun 22’si (yüzde 2,2) kadındı. Bu yaz yapılması planlanan ancak sağlık riskleri nedeniyle önümüzdeki yıla ertelenen Tokyo Olimpiyatları, yüzde 48,8’lik kadın sporcu katılımıyla tarihin en eşitlikçi spor organizasyonlarından biri olacaktı. Ancak bu güzel gelişme de ne yazık ki tek başına kadınlar açısından ücret ve takdir eşitliği yaratmıyor henüz.

Kadınlar stereotipik tahayyülde mutfağın temsilcileri olabilirler ancak yeme içme endüstrisinin havalı restoranlarının çok az bir kısmında şeflik makamını işgal ediyorlar. Mutfak sanatlarındaki kadınların durumunu belgeleyen A Fine Line belgeseli, kadınların bu endüstrideki başarısını ayrımcılıkla mücadele edebilme iradesine, erilliği yücelten ve tacizin pek seyrek olmadığı iş kültürüne ayak uydurabilmesine endeksliyordu. Bunu uzun ve esnek çalışma saatleriyle, düşük ücretle ve olmayan yan haklarla birleştirdiğinizde güncel resim netleşmeye başlayacak. Bugün üç Michelin yıldızına sahip şeflerin yüzde 4’ünden azı kadın.

Benzer Yazılar

Tüketimin aynası: İnovatif üretim

Ad Hoc

İş dünyasında güç ve güçlü olma

Ad Hoc

Bir ‘yumuşak güç’ öğesi olarak dizilerimiz

Ad Hoc