İnsan

Kahramanlar ve ahmaklar: Aramızdaki gayrimeşru mesafe

Kahramanlar ve ahmaklar: Aramızdaki gayrimeşru mesafe

Kara Ayna dizisinin bir bölümü, bir askerin hikâyesini anlatır. Hasta/engelli bireylerin toplum yapısını/gelişimini tehdit ettikleri için öldürülmeleri gerektiğini düşünen hükümet, askerlerin beyinlerine onları öldürmekte zorlanmalarını engellemek için hasta/engelli kişileri deforme yaratıklar olarak gösteren çipler yerleştirmiştir. İmplantı bozulan bu asker artık diğer insanları öldüremez, hükümetle çatışır. Sorun, implantın yenilenmesi ve hafızasının silinmesiyle bertaraf edilir.

Hayvanlara dair kabullerimiz bilimsel değil

Başkalarına karşı davranışlarımızın onları algılama şeklimizle belirlenmesi hayvanlarla olan ilişkilerimizin de merkezinde bulunur.

Batı felsefesi insan-hayvan başkalığını rasyonalite üzerinde temellendirir. Aristoteles’e dayanan bu kavrayış, duyguları dikkate almaz ve hayvanları etik özneler olarak görmez. Çok sonraları Descartes beden ve ruha sahip insanın karşısına yalnızca bedene sahip olan, ruhtan mahrum otomatlar olarak hayvanları koyar. Benzer anlayış bazı dinler tarafından desteklenir.

Oysa kabullerimizin çoğu bilimsel değil, öğretiseldir. Bir topluluğu “rahatça” yok etmek için o topluluğu oluşturan insanların akılsız, zararlı vb. olduğunu ileri sürmek yoluna sıklıkla başvurulur. “Bir Ulusun Doğuşu” ve “İradenin Zaferi” filmleri teknolojinin/sinemanın kullanımıyla bilimdışı/
etik dışı haklılandırma denemesinin örnekleridir. Benzer bir suni uçurum, onları hesap vermeden sömürebilmek için insanla hayvan arasına da inşa edilir.

Hayvanlar acı çekebiliyorlar mı?

Bir büyük maymunu ilk defa sergilenirken görenlerin inanamadıkları, izleyiciler arasında bulunan kraliçeninse “iğrenç” ve “can sıkacak kadar insana benzeyen” tanımlamalarını kullandığı yazılmıştır. Novalis, “aynı masalları dinlemelerine rağmen, ötekiler hiç böyle bir şey yaşamadılar” der. Aynı büyük maymunlarla çalışan Darwin benzer bir ıstırap hissetmez; o, duygudaşlığın tüm duygulu varlıkları kapsayacak kadar genişlemesini insanın en soylu erdemi olarak tanımlar. Descartes’ın muhtemelen hayatı
boyunca hiç büyük maymun görmemiş olduğunu yazan Linneaus’a göreyse doğa, insanı doğarken toprağa çıplak olarak fırlatır ve insan kendisine öğretilmezse konuşma, yürüme, beslenme yetilerini edinemez. Jeremy Bentham etik özne olmanın akla, bilime ve vicdana uygun başka bir standardını gösterir; belki bir gün bacak sayısının, derideki tüy miktarının vb. duyguları olan bir varlığı kötü akıbetine terk etmek için yetersiz sebepler olduğu anlaşılacaktır. Asıl sorulması gerekense “akıl yürütebiliyorlar mı ya da konuşabiliyorlar mı?” değil “acı çekebiliyorlar mı?” olmalıdır.

İnsan da aptallık ediyor

İnsanlar diğer canlıların kendileriyle bedensel ve zihinsel süreklilik gösterdiği yolundaki evrimsel ilkeyi benimseyemese de, -Hipokrat’tan başlayarak 18’inci yüzyıla dek, üstün varlıklar için toplanmış bilginin aşağı düzeydekiler için kullanımı istenmediğinden veteriner okullarının açılamaması, bu okulların ancak zoonozları
denetlemek için çok geç bir tarihte ortaya çıkması da böyle bir anlayışın sonucudur-teknolojik gelişme hayvan zihnine “bakabilmeyi” sağlamış ve her canlının kendine has bir bilincinin bulunduğu görülmüştür. Bugün insan beyninde ilkel anatomik-fizyolojik yapı ve işlevlerin gelişmiş olanlarla beraber bulunduğu/çalıştığı bilinir; Damasio, Panksepp vb. nörobilim uzmanları bilinci farklı gelişmişlik düzeyleri gösterecek ve farklı canlılarda farklı gelişim seviyelerine işaret edecek şekilde tanımlar ve zihin/bilinç yetileri “bilişsel” ve “duyuşsal” olarak ayrılır. Ayrıca insanın -alışılagelmiş kabule karşın- daima akılcı davranamayıp sıklıkla “aptallık ettiği” de gösterilmektedir.

Fotoğraf: Mehmet Kılıç

Hayvan haklarını düşünmek

Bu noktada hayvan haklarının bilinç yetilerine göre baştan değerlendirilmesi düşünülebilir; hayvanların bilişsel yetiler uyarınca seçilme, miras vb. hakları olamasa da, duygusal yetiler bağlamında şiddete maruz kalmamaları, etik/ insanca muamele edilme haklarından mahrum bırakılamamaları zorunludur. 2014 ve 2016 yıllarında bir orangutan ve bir şempanze, mahkemede “insan olmayan kişi” ve “özgürlük hakkına sahip birey” olarak tanınmış ve hayvanat bahçesinden serbest bırakılmışlardır. “Kanıtlanmış anlama yetisine sahip bir hayvanı adil olmayan şekilde hapsetme” gerekçesine dayanan avukatların savunması bu hayvanların “duygusal bağlar geliştirebildikleri, muhakeme etme/karar verme yeteneği taşıdıkları, zamanın/ kendilerinin farkında oldukları, bu nedenlerle hayvanat bahçesinde tutulmalarının özgürlük haklarının ihlali anlamına geldiği” yolunda olmuştur.

“Joyeux Noël/Ateşkes” filmi, 1915 yılında savaş sırasında Noel nedeniyle ateşkes ilan eden askerlerin birbirini tanıdıktan sonra düşmanlığı sürdüremeyişini anlatır. Hayvanlar, akıl üzerinden tanımlanan ama rasyonel davranamadığı sıklıkla gösterilen insan tarafından şiddetle parçalanan bir dünyada var olmaya çalışırlarken, onları doğru tanımak da aramızdaki savaşı ve maruz kaldıkları şiddeti sonlandırabilir.

Yazı: Veteriner & Felsefeci Burçak Özkan

Benzer Yazılar

Mindfulness yeteri kadar devrimci mi?

Ad Hoc

Felsefenin çekici

Ad Hoc

Distopyadan kaçmak heterotopyada özgürleşmek

Ad Hoc