Manşet Tematik

Kimyasallar arasında 20 yıllık bir dava

Risk her zaman, her olayda hatta her koşulda var ancak Zygmunt Bauman’ın da ifade ettiği gibi başat kaygının önüne geçilmesi, yeni ihtiyaçların yaratımından daha çok dünün ihtiyaçlarının önemsenmesi, geçersiz kılınmaması ya da küçük düşürülmemesiyle mümkün. Zira bunun önüne geçilmediği takdirde endüstriler tarafından inşa edilen tüketim toplumunun arzularını karşılayan yeni yollar geliştirilecek ve bu yolların dünya üzerinde neleri yok edeceği de uzun süre bilinemeyecek.

Razı gelmenin bedeli: Can pazarı

ABD’de 1951 yılında endüstriyel kimya alanında kullanılabilecek bir madde keşfeden DuPont adlı şirket, PFOA’yı C8 olarak şifreledikten sonra bu maddeyi önce tankların dış cephesini kaplamak için sonra da hepimizin bildiği ve şimdi ya da bir zamanlar evinde barındırdığı teflon tavaların üretiminde kullanmaya başlıyor. “Yozlaşmış sistemlerin gücü ve egemenliği toplumu, insanları hep zehirlemiştir, ezmiştir. İnsanlar bu baskıdan kaçamazlar, toplum hep kendini yalnız, tecrit edilmiş hisseder” diyen Todd Haynes da 2016 yılında New York Times’da yayımlanan Nathaniel Rich imzalı The Lawyer Who Became DuPont’s Worst Nightmare adlı makaleden yola çıkarak 2019 yapımı Dark Waters (Karanlık Sular) adlı filmle Robert Bilott’ın davasını ele alıyor. Filmin, makalenin ve davanın konusu ise bu maddenin hayatımızda bıraktığı izler.

80’li yıllardan bu yana West Virginia eyaletine bağlı Parkersburg’da hüküm süren DuPont adlı şirketin bölgeyi kimyasal bir çöplük olarak kullanma ihtimalinin peşine düşen avukat Rob Bilott’un dava süreci ise tam da tahmin edildiği gibi uzun yılları kapsıyor. Zira bölge halkı üzerinde etkisini gösteren ve politikacıları hatta pek çok hukukçuyu da ikna eden bir çalışma sürdürüyor DuPont. Bu kimyasal maddenin insana zarar veren herhangi bir risk taşımadığının, aksine fayda sağlayan bir bileşen olduğunun da altını çizerek halkı kendi yanına çekmeyi başarıyor. Wilbur Tennant adlı çiftçi hariç…

Hayvanları hastalanmaya başlayan Tennant, sudan şüphelenerek bunun bir tür zehir olma ihtimalini göz önünde bulunduruyor ve zamanla korkutucu şekilde kaybettiği hayvanların başka herhangi bir rahatsızlığının olmadığını da idrak edince hayvanlarının beslendiği su kaynaklarına yoğunlaşıyor. Tüm bunları bir dava süreciyle sorgulamak isteyen Tennant hukuki mücadelesini başlatıyor ve Tennant’ın yolu Rob Bilott’la birleşiyor.

Yıllar süren dava

Rob Bilott, ona ulaşan Çiftçi Tennant’ın izlettiği videoların ve söz ettiği ihtimallerin akabinde, 1998 yılında DuPont’a karşı federal bir dava başlattı. Ve böylece, yüz binlerce insanın sağlığını riske atan kurumsal bir ideolojinin ve 21’inci yüzyılın insan sağlığını riske atan en büyük krizlerinden birini açıklığa kavuşturmak için, hayatının 20 yılını tüketecek yasal bir savaşa adım attı. Bilott ilk etapta Tennant’ın ona sunduğu kanıtlara göz atmaya başlıyor ve insanların kararan dişlerini, hayvanlarda ortaya çıkan tümörleri ve aynı hayvanların saldırgan eylemlerini görünce dehşete düşüyor.

Davanın ilk sürecine Tennant’ın çiftliğindeki hayvanların ölüm sebebini araştırmakla başlayan Bilott’a cevaben DuPont’un şirket avukatı Bernard Reily, DuPont ve EPA’nın seçtiği üç veterinerle birlikte çiftliği kontrol edeceklerini belirtiyor. İncelemeler sonrasında elde edilen sonuç ise hayvan ölümlerinin herhangi bir sağlık problemine bağlı olmaması. Raporlara işlenen de benzer şekilde “zayıf beslenme, yetersiz bakım ve çiftçi kontrolünün eksikliği” gibi Tennant’ı suçlayan ibareler.

Tüm bu yıldırma politikalarına rağmen Bilott davasından vazgeçmeyerek 100 binden fazla belgeyi incelediğini ve 70 bine yakın insandan kan örneği alınan bir süreç başlattığını ifade etmişti. Ancak bu süreç kimyasalların büyüyen çocukları etkilemesine, davalılardan bazılarının hayatını kaybetmesine, Rob Bilott da dahil olmak üzere pek çok insanın hayatını, işini, geleceğini kaybetmesine engel olamadı. Zira karşımızda dev bir şirket ve modern toplumun arkasına yaslandığı bir sistem vardı ve bu sistem milyonlarca insan için ekmek kapısından başka bir şey olarak görülmüyordu.

“Bizi bizden başka koruyacak kurum yok”

Dark Waters filminde Rob Bilott’ı canlandıran Mark Ruffalo, şu anki yasaların ve kamu kurumlarının bizi koruyamadığını ifade ederken, bu filmle birlikte dünyanın en büyük ve en güçlü şirketlerinden biri tarafından tehlikeli kimyasal maddelere maruz bırakılmış bir toplumun adalet çabasını anlatan bir hikâye olduğunu da ekliyor. Bu hikâyeleri anlatarak farkındalık yaratabilir ve daha güçlü bir çevre için hep birlikte çalışabiliriz. Neredeyse tüm canlıların hayatını etkileyen teflondaki bu kimyasal bileşenin hatta dev şirketlerin sunduğu tüm bu kimyasalların DNA’larımıza kadar nasıl işlediğini ve genetiğimizi nasıl değiştirdiğini, farklı ölümcül hastalıklara nasıl davetiye çıkardığını anlatmak için yola çıkan ve 20 yılın çoğunu tek başını mücadele ederek bu çabayu üstlenen bir avukatın, farkındalık sağlamak için hayatını riske atması gibi…

Üretici firmaların tüm bu riskleri göze alarak milyonlarca canlının hayatını etkilemesinin bedeli elbette ağır oldu. Zira 1998 yılında başlayan davanın ardından, 2015 yılına kadar DuPont’a karşı açılmış dosya sayısı 3 bin 500’ü aştı. Robert Bilott ilk davadan 1,6 milyon dolar, ikincisinden 5,6 milyon dolar, üçüncüsünden ise 12,5 milyon dolar jüri ödülü aldı. Tüm davaların karşılığında, DuPont davacılara 670,7 milyon dolar tazminat ödemek zorunda kaldı.

Ancak şirketin maddi çıkarları için aldığı bu risk çok daha ağır bedeller ödetecek gibi görünüyor. Zira bugün insanların yüzde 99’unda toksik C-8 maddesi bulunduğu iddia ediliyor ve risk en can alıcı yerimizin yani sağlımızın kapısını bir kere daha çalıyor.

Bu yazı ilk kez Ad Hoc Nisan 2020 sayısında yayımlanmıştır.

Benzer Yazılar

Bir delinin portresi: Joker

Ad Hoc

Kaygı çağında insan halleri

Ad Hoc

Tekno-gerçekçilik, sonsuz döngü ve yaratıcı yıkım

Ad Hoc