Tematik

Kırsal ütopyalar ve sanatsal gerçeklikler

Kırsal alanlar ve “uzaklar” bugüne dek kâşifleri, vizyonerleri, maceraperestleri, “arayış” içinde olanları ve hayalcileri cezbetti. Kimileri büyük ütopyalar, alternatif cemaatler, kapitalizm karşıtı ekonomik projeler inşa etmek kimileri de “ruhani yenilenişler” ya da Don Kişotvari uğraşlar için takıldı uzakların çağrısına. Kentin yabancılaştıran, doğadan ve dayanışmadan uzak distopik yaşama koşullarından kaçmak da bu atılımların bir parçası olageldi. Bugün kırlara dair düşünüşümüzde bazı revizyonlar yapıyoruz zira modern dönemlerimizde belki de ilk defa ütopyalar kentdışı kırsal alternatiflerle şekilleniyor. Aslında çoğu Batılı ütopya gibi, kırsal ütopya da genel olarak (post) endüstriyel topluma, özel olaraksa piyasa temelli neoliberal kapitalizme eleştirel bir yanıt olarak ortaya çıktı.

Hana Horáková, Andrea Boscoboinik ve Robin Smith, ortaklaşa kaleme aldıkları Utopia and Neoliberalism: Ethnographies of Rural Spaces kitabında kırsal ütopyaların, kentli distopyaları kimi zaman yeniden ürettiklerini yazarlar zira kent temsilinin patolojik bir modernleşme sunduğu ve bu patolojinin aidiyet krizi, evsizlik, şiddet, düzen yoksunluğu, stres ve kötü yaşama koşulları gibi unsurlarla kendini gösterdiği bir evrende, kentdışı deneyim idealize edilmiş pastoral bir hikâye haline gelebiliyor.

Pastoral hikâyeyi gerçek olanıyla diyaloğa sokmak Sosyal dayanışmanın, ahlaki değerlerin ve doğayla barışık bir yaşamın hiçbir zaman var olmamış mekânı yani ütopyası olan taşra, bugünlerde farklı projelerin ortasında daha gerçekçi bir alternatif olarak beliriyor. Bu alternatifi ortaya çıkaransa sanat. Manchester School of Art profesörlerinden Dr. Rosemary Shirley, Rural Modernity, Everyday Life and Visual Culture kitabında bugüne dek kırsal olanı modern olanın dışında ya da modernitenin pasifleştirilmiş bir kurbanı olarak düşünme eğiliminde olduğumuzu belirtiyor. Artan konut fiyatları, kirlilik ve insan yoğunluğuyla yaşanamaz hale gelmiş megakentler etrafında düğümlenen sorulara sanatın nasıl yanıt verebileceği ve kent dışının ütopyacı potansiyellerinin hangi yöntemlerle ortaya çıkarılabileceği üzerine kafa yoran Shirley, kırsal alanlara insanlığın geleceği denkleminde başrolü veriyor zira bugün ne kadar şehirleşmiş olsak da yaşamlarımız hâlâ kırsal coğrafyaların kaynaklarına, üretimine ve altyapılarına bağlı.

Rosemary Shirley’nin çalışmaları genellikle taşranın geleneksel temsillerini modern temsilleriyla aynı diyalogda buluşturmayı deniyor. Creating the Countryside da Shirley’nin, Verity Elson ile küratörlüğünü üstlendiği bu diyalog sergilerinden biriydi. Bu diyaloğun neden önemli olduğuna gelince…Gücünü koruyan bir gerçek var ortada. Sanat tarihinde karşılaştığımız taşra/kırsal temsillerinin yüceltilmiş, mitolojik statüler vakfedilmiş olduklarını bildiğimiz, gerçekliklerine ikna olmadığımız halde nasıl oluyor da modern ulusal tahayyüllerimizde bu temsiller güçlü bir konum işgal edebiliyor? Bu gerçekçi olmayan temsilleri, bugünün geleneksel yorumlara meydan okuyan daha gerçekçi köy imgeleriyle bir araya getirdiğimizde toplumsal belleklerimizde inşa ettiğimiz nostaljik geçmiş anlatıları da bir dönüşümden geçer mi? Bu anlatılar dönüşüme uğradığında, farklı bir gelecek ihtimali belirir mi?

Bu sorular önemli zira bugün özellikle ABD’e ve Avrupa’da yaşanan kültür savaşlarında kırsal ve kentsel arasındaki gerilim etkin bir rol oynuyor. Donald Trump’ın ABD Başkanı seçilmesinde ve Birleşik Krallık’ta Avrupa Birliği’nden çıkma kararı alınmasında, özelikle kırsal coğrafyaların öne sürdüğü bir tanınma, dikkate alınma talebi söz konusuydu ve bu talepler hiçbir zaman düşünüldüğü kadar ideal, mükemmel ve harmonik olmamış bir geçmişten güç alıyordu. Bu geçmişi kırmak ve hayalimizdeki taşranın yerini daha gerçekçi imgelere bırakmasını sağlamak belki de daha köklü ve sürdürülebilir ütopyaların önünü açacak.

Benzer Yazılar

İlişkilerin ‘genç’ hali: Ya tutmazsa?

Ad Hoc

Görsel kültürde görünür olan tam olarak ne?

Ad Hoc

Eşitsizliğin dönüşümünde ‘sanal’ çözümler

Ad Hoc