Manşet Teknoloji

Kişiselleştirilmiş çağ

Tüketimi ihtiyaçlar ötesinde değerlendirmeye başlayalı çokça zaman oldu. Materyalizmin ele alındığı tarihten itibaren materyallerden elde edilen hazzın, insanlar için vazgeçilmez bir eylem haline dönüşmesi de pek çok araştırmanın vurgusuydu. Peki toplumsal etkilerin, ekolojik sorunların hatta maddi kaygıların bile göz ardı edilmesinin nedeni neydi?

Eski Yunan düşünürlerinden Aristippos’un da içinde yer aldığı Kyrene Okulu destekçileri ve zaman içinde kendini benzer düşünce içinde bulan diğer hedonistler, anlık kişisel istek ve beklentilerin diğer insanları düşünmeden karşılanmasını, varoluşumuzun gerçek nedeni olarak görürler. Aristippos’a göre haz elde etme çabası, insan doğasının gerekliliği. Ekonomide duyduğumuz işlevsellik, hedonizmin yankılarıyla anlam kaybettiği zaman tüketim de bir süre sonra duygusal ve sembolik değerlerin ön planda olduğu bir kültüre dönüştü. Her zaman herkesi mutlu etmek mümkün olmayınca; değişim şart, kişiselleştirme ise kaçınılmaz oldu.

Kişisel gelişimden bireyselliğe, bireysellikten kişiselleştirmeye

İnsanlığın var olduğu zaman boyunca benlik ve toplumsal algıyı, belirli aralıklarla değiştirdiği aşikâr. Toplumsal kültürün yerini bireyselliğe bırakma sebeplerinden biri de ihtiyaç ve beklentilerle doğru orantılı artışı olabilir. Çoğu yenilik -özellikle teknolojik- insanların tutkularına ve zevklerine hitap ediyor; insanın haz düşkünlüğü ise bunu sürekli kılmanın peşine düşüyor. Yenilikleri tasarlayan endüstrilerin en büyük telaşı da işte bu sürekliliği sağlama çabası. Endüstrilerin beklentilere, ihtiyaçlara ya da kişisel zevklere karşılık vermesi ve değişen bireysellik algısına ulaşması için deneyime ve yeniliğe ihtiyacı var. Son birkaç yıldır yapılan araştırmalar, tüketicilerin -talep etmeseler bile- kişiselleştirilmiş deneyim beklentisini kanıtlar nitelikte. Ayrıca, pek çok tüketici genellikle daha fazla harcama yapmaya istekli olacağı kişiselleştirilmiş önerilere ihtiyaç duyuyor. Her ne kadar Spotify’ın kişiselleştirilmiş çalma listesi algoritma açısından eleştirilse de çoğu insan sevmediği şarkıları dinlemek istemediği ve özel hissettiren bir deneyime ihtiyaç duyduğu için bir sonraki abonelik zamanı geldiğinde yine kesenin ağzını açıyor. Amazon’un daha önce satın alınan kitapları temel alan önerileri, tüketicinin yeni bir kitabı daha satın almasına ya da Netflix’in izlenen film, dizi ve TV şovlarına benzer öneriler sunması, kullanıcıların yeni bir içeriğe heyecan duymasına sebep oluyor.

Bireysel arzuların ön planda tutulduğu, insanı değerli hissettiren ve deneyim avantajından faydalanan tüm bu yöntemler, kültürün bireyselleşmesine de küreselleşmesine de sebep. Bugün haz yaratan şeyler, zevkler ve tercihler; herhangi bir toplum, kültür ya da coğrafyanın çok uzağında. Sabah içilen çayın yerini alan espresso, sağlıklı olduğu iddiaları ile hayatımızın merkezine oturan kombucha çayı, glüten ve şekerin yok oluşuna sebebiyet veren yeni tarifler, sayısı gün geçtikçe artan vegan menüler, etsiz etler ve soyadan elde edilen kıymalar… Belki de adını hiç duymadıklarımızla devam eden uzunca bir liste. İnsanlar özel hissetmeye başladıkça sonunu alamadığı bir hızla daha da özel hissetmek istiyor ve değersizlik duygusunu gidermek için yenilik arayışına giriyorlar. Bulamadıkları anda -dijital kimliğin verdiği cesaretin ürünü olan- abartılı eleştirilerle endüstrilerin kültürü, kültürün ise yeniden endüstrileri değiştirdiği kısır döngüyü başlatıyorlar.

Seçim paradoksu ya da seçimler ve paradokslar

Amerikalı Psikolog Barry Schwartz, çok değil bundan beş yıl kadar önce “Seçim Paradoksu’’ nu yayınladı. Herhangi bir yere gidildiğinde hissedilen ya da herkesin en azından bir kere olsa da duyduğu bir düşüncenin açıklamasını yaptı Schwartz, çok fazla seçeneğin insanı derinden endişelendirebileceğini savunan paradoks ile. 2000 yılında 24 çeşit reçel üzerinden yapılan deneyde; bir pazarda satış yapan iki psikolog, ilk gün 24 ayrı reçelin satmak için zorlanıyor fakat ikinci gün çeşit sayısı 6’ya indiğinde satışların hem kolaylaştığını hem de arttığını gözlemleyebiliyor. Kişiselleştirilmiş gıdaların artan popülaritesini fark ederek lehine değerlendiren girişimcilerden Vita Mojo’nun kurucusu Nick Popovici; kişiselleştirilmiş yemek yeme arzusunun her zaman var olduğunu ama kimsenin insanlara daha önce ne isteyip istemediğini sormadığını iddia ettiğinde, henüz fikir aşamasındaydı. “Ben yemeklerin Spotify’ı olmak istiyorum’’ sözüyle başlayan girişim fikri ile kişiselleştirilmiş ve sağlıklı yemekler sunan Popovici, Vita Mojo’da müşterilerin özgür hissettiğini de belirtiyor. Zaten müşterilerin isteklerine karşılık veren bir sistemde seçimlerin özgürlüğü tartışılamaz. Üstelik bu tarz uygulamaların yemek israfını azaltması da dikkatleri çekiyor.

Kişiselleştirilmiş yemek deneyimi sunan girişim Vita Mojo’nun Londra şubesi.

Londra merkezli, Thread adlı startup da bir başka örnek. Moda önerileri sunmak ve insanların daha verimli giyim alışverişi yapabilmesi için kişiselleştirilmiş yeni bir hizmet ağı yaratıyor: Her müşteri için kişisel bir stilist. Sadece giyim değil, aslında perakende sektörü önemli bir dijital dönüşüm içinde. Dassault Systèmes’in hazırladığı rapora göre, 2030 yılında kasiyersiz mağaza deneyimi yeniden yapılanma sürecini tamamlamış olacak. Tüketicilerin alışveriş zamanı yaşadığı sorunlar ortadan kalkacak ve daha etkili bir müşteri deneyimi için mağazalardaki dijital teknolojiler artırıldığında; kişiselleştirme, hayatımızın vazgeçilmezi olacak. Alışveriş deneyimlerinin dönüşü ile ilgili beklenen bir diğer şey ise tüketicilerin üç boyutlu yazıcılarla kendi ürünlerini üretebilmesi.

Seyahat alışkanlıklarının artması ve neredeyse dünyanın her yerine ulaşabilme imkânı kişiselleştirmiş hizmetlerini turizm sektöründe de artırdı. Havayolları, oteller, seyahat acenteleri kişiye özel uygulama sağlarken; dijital dönüşümü kendine uyarlayan ulaşım şirketleri dışında hükümetlerin vize bölümleri de bu sürece dahil oldu.

Kişiselleştirme bir kere daha yürürlüğe giriyor

Teknolojinin sunduğu imkânları ekonomideki sürekliliği sağlama ve müşteri odaklı ilerletmenin ötesinde kullananlar da var elbet. Maddi beklentilerin ötesinde tıp ve eğitim alanında kullanılan kişiselleştirme uygulamalarına örnek vermek mümkün. Hindistan’da eğitim girişimleri tarafından geliştirilen Mindspark, her öğrencinin öğrenme seviyesini en iyi şekilde değerlendirmek ve ilerleme seviyesine uyacak şekilde özelleştirmek için 45 binden fazla sorudan oluşan bir veri tabanından yararlanıyor. Mindspark kullanan öğrencilerin dört buçuk ay içinde matematik puanında 2, Hintçe öğrenme kapasitelerinde ise 2,5 kat artış gözlemleniyor. Karşılaştırılabilir müdahalelerle gelişmekte olan ülkelerin eğitim seviyelerini artırmaya yönelen bu uygulamaları, eğitim sistemince geri kalmış pek çok toplum kullanacak gibi görünüyor. Eğitim haricindeki bir diğer elzem alana entegre olan kişiselleştirme, moleküler tıp ve bilişim alanındaki ilerlemelerle birlikte ”kişiselleştirilmiş tıp” alanını yarattı. Cindirella’nın ayakkabısı benzetmesi, sağlık hizmetlerinin ve tedavilerin kişiye özgü olmasına dayanıyor. 21’inci yüzyılı derinden etkileyeceği öngörülen yeni tıbbi uygulamalar, her hastanın biyolojik ve moleküler alt yapısına uygun ilaç tedavisi ile tıpta devrim yaşandığı düşüncesiyle desteklense de artan sağlık verileri, hasta sorumlulukları ve özel sağlık hizmetleri gibi pek çok konu muhtemelen bir süre daha etik tartışmaların gündeminde olmaya devam edecek.

26 Ağustos 2019 tarihinde, Çin’de gerçekleştirilen bir fuarda, yüz tanıma teknolojisi kullanılan online ödeme sistemi tanıtıldı.

Son yıllarda etik tartışmaların gündemine oturan bir diğer platform da Facebook. Geçtiğimiz ay -her ne kadar iddiaların asılsız olduğunu söylense dekuşkuların ve kişiselleştirilmiş reklamların önemine dikkat çeken bir durum daha yaşandı. Britanyalı grup Privacy International, yaptığı araştırma ile regl döngüsünü takip eden Maya ve MIA Fem adlı uygulamaların, kullanıcıların regl periyodu ile ilgili detayları Facebook’a ifşa ettiğini öne sürdü. Yetkililer bu durumun asılsız olduğunu iddia etse de raporda; “Maya sizden nasıl hissettiğinizi yazmanızı istiyor ve gösterebileceğiniz semptomların neye işaret edebileceğine yönelik tansiyon, şişkinlik veya akne ile ilgili önerilerde bulunuyor. Reklamcıların sizin ruh halinizle bu kadar ilgilenmesinin ardında bir sebep var. Bir kişinin ruhsal durumunun savunmasız olduğunu bilmek, onu stratejik olarak hedefleyebileceğiniz anlamına geliyor’’ şeklinde bir ifade yer alıyor. Bu da kişiselleştirilmiş reklamların önemine ve insanların kuşkularına dikkat çeker nitelikte.

Benzer Yazılar

Milenyum kuşağı ve üstün kalite zırvalıklar

Ad Hoc

Tarih sahnesinden silinen ilk devlet

Ad Hoc

Sokaklarda kaç çocuk var?

Ad Hoc