Manşet Tematik

Kültürel izler ve ‘genç’ olamayanlar

Kültürel izler ve ‘genç’ olamayanlar

Bundan birkaç yıl önceye kadar her coğrafyada bir başka gençlik kültüründen bahsetmek mümkündü. Şimdi ise altı üstü tüm kültürlerin neredeyse tüm dünyada benzer şekilde hissedildiğini söylemek mümkün. 1941 yılına kadar kullanılmayan ‘’genç’’ kelimesi içinde büyüyenler için muhtemelen ‘’ergenlik’’ travmaları da yok sayıyordu -ki 20’nci yüzyılda dünya tarihinde neredeyse her çocuk bir anda yetişkin olma hissini yaşadı-. Dünya savaşlarından politik aydınlanmalara kadar, sosyolojik olarak kabul edilen her travmaya şahit olan bir nesil, o neslin yetişkinliği ve yetiştirdikleri… Bir de bunun üzerine eklenen yeni dünya düzenleri… Her ulusun yaşadığı travmayı atlatma şekli ve gelişimi kültür üzerinde ciddi rol oynadı ve birileri birilerine ya özendi ya özendirildi. Sonuç: Çocuklar artık çocuk değil, yetişkinler de yetişkin değil!

Kenyalılar, Faslılar, Avustralya yerlileri, Kanadalılar gibi 21’inci yüzyıl itibarıyla pek çok toplum önce Batı kültürüne adapte oldu, sonra teknolojinin de kültüre etki edip kendi kültürünü doğurmasıyla ortaya şunlar çıktı: Farklı sosyal yaşam biçimleri, istenmeyen hamilelik, ailelerin yıkılması, madde kullanımının artması, depresyon vakalarında artış, şiddet ve nefret söylemleri hatta uygulamaları. Evliliğin yetişkinlik sayıldığı toplumlar için dezavantajlar kadar avantajları da tartışmak gerekir ki küçük yaşta evlenen ya da evlendirilen kadın ve erkeklerin yerini, bu eylemlerini biraz daha olgun bir çağa taşıyanlar ortaya çıktı. Ya da hiç taşımayan ve taşımak istemeyenler. Tom Smith’in paylaştığı son araştırma sonuçlarına göre, Amerika’da artık yetişkinlik başlangıcı neredeyse 27 yaşını buluyor. İlk evlilikler için verilen ortalama yaş ise 26,8. Zorunlu eğitim uygulamalarından önce çalışan ve çalışmak zorunda kalan gençlerin rol modelleri kendi yaşıtları değil, çoğu zaman yetişkinlerdi.

Eski ve yeni medyanın kültür aktarımındaki rolü

Toplumun sanayi öncesi ve dünya savaşları öncesi daha iyi ya da kötü durumda olduğunu söyleyemeyiz ancak modernleşmenin sosyal sorunları minimuma indirmediğini ve aynı zamanda eski yaşam biçimlerinin çökmesine neden olduğunu söyleyebiliriz. İyi ya da kötü. Kültürün sanayileşme ve internetten faydalandığını da eklemek gerek. Buna ekonomi, pazarlama, teknoloji, medya ya da hükümet politikalarının hepsini katabilirsiniz ama asıl mesele bazen gerçeğe en uzak olandır. Ekonomik, teorik ya da politik ayrımları ve mantığın kendi kurallarını görmezden gelmenin sebebi çoğu zaman kültürdür, kültür aktarımı yapanlar değil. Daha da kötüsü değişime açık kültürler kolayca aldatılır ve tiranlığa mahkûm edilir. Tarih bunu kanıtlıyor. Buraya daha fazlası eklenebilir ama iyi fikirlerin iyi olduğu gibi kötü fikirlerin de elbette kötü sonuçları var olacak. Ne de olsa kültürler dönüşür ve bir başka kalıpta bizi bulur, hangi zamanın genci hangi kültürün içinde bulursa kendini.

Araştırmalar, medyadaki şiddetin gençleri etkilediğini ve agresif hareket etmelerine neden olabileceklerini gösteriyor. Doğrudan yol açan şeyin bu olduğunu söylemek imkânsız elbette ama medyadaki şiddetin ve nefretin, söylemleri de dahil olmak üzere, agresif düşünceyi ve davranışları artırabilme riski mevcut. Hatta son zamanlarda şiddet içerikli video oyunlarının da buna dahil olmasıyla birlikte sadece saldırganlık değil, kalp ve basınç artışı ve öfke hali de buna eklendi. Empati hissinin zamanla azalmasının ve bunların internet odaklı tek yeri televizyon ya da video oyunlarda değil üstelik. Sosyal medya, online film ve diziler, internet ortamındaki reklamlar ve haberler gibi kültür aktarımını belirli, belirsiz sağlayan her yerde bunu görebiliriz. Kısacası kaçtığımız kültürel izleri zaten gördüğümüz, duyduğumuz ve etkileşime girdiğimiz her yerde arayabiliriz.

Gençlerin çoğu biyolojik, psikolojik ya da sosyolojik pek çok sebepten itaat etmekte zorlanıyor.

İzler

ABD’de her yıl 1,6 ila 2,8 milyon genç evden kaçıyor. National Runaway Safeline (NRS) raporuna göre, kaçanların yarısından fazlasının verdiği ifadede yer alan maddeler arasında aile içi şiddet ya da çatışma, ailenin evden kovması ya da ayrılışı önemsememesi yer alırken, yüzde 80’inden fazlası kaçmadan önce cinsel ve fiziksel istismar bildiriminde bulunmuş. Daha güvenli bir yer arayışı kimileri için bakım kurumu olurken kimilerinin ne yaşıyor olduğuna dair haber alınamıyor. Çoğu genç ise 48 saat ila bir hafta içinde eve geri dönüyor. Evden kaçışın olası sonuçlar arasında ise çetelere katılım, suç ve suça teşvik, saldırı, istismar ve intihar yer alıyor.

Göçenler, göçmek zorunda kalanlar ya da kendi kültürünün dışında bir şekilde yozlaşanlar ise bambaşka. Ya da sokakta kalmanın mecburiyetini yaşayanlar için internet ve medyanın etkisinden ne kadar söz edebiliriz? İşte belki tam da bu noktada ortaya çıkan bir çeşit meydan okumadır. Bir diğer iz, aile ya da toplumsal düzenlere kadar pek çok otoriteye meydan okumaktan kaynaklanıyor. Bu otoritelere karşı meydan okumanın verdiği zihinsel ya da davranış bozukluğuna sürüklenme hali ise daha pek çok sorunun davetiyesini hazırlıyor.

Gençlerin çoğu biyolojik, psikolojik ya da sosyolojik pek çok sebepten itaat etmekte zorlanıyor. Onlara ne yapılmasını söyleyen herhangi bir kişiye karşı itici ve tehditkâr davranış sergileme eğiliminde oluyorlar zira kimsenin kurallarına uymak istemiyorlar.

Zihinsel hasarlara verilebilecek tek örnek meydan okuma dürtüsü de değil. Buna uyuşturucu, alkol, suç ve sokaklarda yatan tüm maddeleri bağımlılıklara ekleyebiliriz. Bu da zayıf yargı becerileri, hareket ve dürtülerde azalma, maddi manevi kayıp demek. Gençlerin çoğu dikkat için değil, ancak korktukları ya da tükenmekten çekindikleri bir dünyanın gerçekliklerinden kaçmak için kaçıyor gibiler. Yıkımdan kurtulmak ve yeni bir mutluluk bulmak gibi de düşünebiliriz.

Benzer Yazılar

Zihinlerde yaşayan canavarların yaratıcısı

Ad Hoc

‘Evinde gibi’ hissettiren ofisler

Ad Hoc

Bakalım şeytan daha ne kadar Prada giyebilecek?

Ad Hoc