Kültür

Kültürel trendler atlası

Wunderman Thompson Intelligence global direktörü Emma Chiu, 2020 yılını, bireylerin ve şirketlerin politik, ekonomik ve ekolojik “istikrarsızlık”larla geçen depresif 2010’ların son yarısından biraz sıyrılıp umudu öne çıkarma ve iyi yönde bir değişim iradesine sarılma hamlesi olarak tanımlıyor. Toplumsal normları çevreleyen tabuların sökülüp atıldığı ve küresel bir eylemlilik halinde safların dayanışmayla sıklaştırıldığı bir döneme girmiş olabiliriz, Wunderman Thompson’ın araştırma departmanına göre. “Büyük Teknoloji” hükümranlığı ve sorumsuz davranışlar silsilesi geride kalıyor olabilir.

Network’ün her yıl yayınladığı Future100 raporunda öne çıkan detaylardan en göze çarpanı, etik hassasiyetlerle bilenmiş tüketicilerin aynı değerler sistemini benimsemeyi, markalar ve şirketler için de zorunlu kılacak olması. Esenlik ve sürdürülebilirlik el ele gidiyor gibi duruyor; yani bireysel sağlık ve gezegenin sağlığı, tahayyüllerde hiç olmadığı kadar iç içe. Kent içlerinde de benzer bir hissi hareketlilik yaşanıyor ve toplumsal bir sağlık sorunu olarak algılanmaya başlayan yalnızlık, hem teknolojik bağlantılılık durumumuzda hem de mahallelerimizin kültürel ekonomisinde anlamlı ilişkiler inşa edilerek bertaraf edilmeye çalışılıyor. Veri evreni de değişim arzusundan nasibini alıyor ve bir markanın güvenilirliği tüketici verilerini kullanma ve şeffaf kullanım politikaları belirleyebilme tarzına sıkı sıkıya bağlanıyor. Bir başka deyişle, havada bir “sorumluluk” kokusu var.

Kültürde olan kültürde kalmaz

Future100, Wunderman Thompson bünyesindeki veri, araştırma, içgörü, trend ve inovasyon ünitesi Wunderman Thompson Intelligence’ın hazırladığı, tüketici davranışlarını ve “zeitgeist” değişimlerini tespit ve analiz eden; tasarımla bilimi, kalitatif ve kantitatif yaklaşımları bir araya getirerek holistik araştırma stratejisinin ürünü olan bir rapor. Dolayısıyla kültürel trendlerin sözgelimi teknolojik inovasyona nasıl adapte edilebileceğini ya da toplumsal psikolojinin -yine sözgelimi- konaklama ya da seyahat endüstrisinde nasıl bir ürün veya hizmet geliştirme sürecini tetikleyebileceğini anlamak için faydalı bakış açıları sunuyor. Bir başka deyişle, herhangi bir verili alanda yaşanan dalgalanmalar kendi sınırları içinde, dünyanın geri kalanında da belirli etki ve tepkimelerin oluşmasına katkı sağlayabiliyor. Özellikle de kültür alanında yaşananlar… Bakalım Future100, 2020 yılının kültürel haritasını nasıl çiziyor…

Nihilizm sona mı eriyor?

Rapora göre kültürel alanı belirleyen ilk faktör iyimser gelecek anlatıları. Pantone Color Institute’un yaz aylarının rengini sıcak ve alev alev bir kırmızı, yılın rengini ise sakin ve huzur dolu bir mavi olarak belirlediği, LEGO’nun on yıllar sonra hayata geçirdiği ilk kampanyayla genç jenerasyonu “Dünyayı Yeniden İnşa Et”meye çağırdığı, Adobe yaratıcı trendler başkanı Brenda Millis’in “dürüst duygular, dışavurumu ve bağları öne çıkaran” kampanyalar görmeye başladığımızı duyurduğu, belli ki üzerimizdeki ölü toprağın yavaş yavaş atılacağı bir yıl bizi bekliyor olabilir. Rapor, bir durumun daha altını çiziyor: Bu iyimserlik, uçuk bir hayalperestlikle değil, dünyanın gerçekleriyle diyalog halinde.

Toplumsal cinsiyet cephesi de kaynamaya devam eden bir trend. Serena Williams on yıllardır bize ilham veriyor ancak yakın geçmiş, gelecekte kanımızı kaynatacak, hayran kitlelerini kalabalıklaştıracak yeni kadın sporcularla tanıştırdı bize. Spor, artık daha çoğulcu görünüyor. Örneğin Megan Rapinoe ve Rahaf Khatib… Adidas’tan Nike’a ve Visa’ya kadar pek çok markanın ilgisini ve desteğini alan sporcular, kadınların gücüne dair yeni bir paradigma oluşturabilir gibi duruyor. Fiziksel dayanıklılık, tutku, irade, ter ve metanet “dişiliğin” yeni alametifarikaları rapora göre. Ancak bir başka uyarı da burada geliyor: Kadın sporcular devrimine katılan her marka, bu desteği her aşamaya yaymalı ve şeffaflığı elden bırakmamalı. İtibar ve pozitif algı güzel şeyler ancak Rapinoe’nun “eşit ücret” beyanlarını hatırlamakta fayda var.

Yaratıcı yaşama modellerinden insani teknolojilere

Mekânsal paylaşımın bir sonraki evrimsel aşamasında, mahalle sakinlerinin ikametten daha fazlasını paylaşacaklarını öngörüyor Future100. Kentin yeni yaşama kavramları, metropolitan toplulukları kendi kendini idare eden enerji girişimlerine, ortak mülkiyet kooperatiflerine, farklı jenerasyonları buluşturan sosyal merkezlere ve tarım kolektiflerine dönüştürüyor. Öne çıkan örneklerden biri de gelecekte benzerlerinin de hayata geçme ihtimalini barındıran Ikea Apace 10 imzalı Urban Village Project. Ulaşım araçlarının paylaşıldığı, kent tarımına imkân veren, sporu bireysel bir pratikten kamusal bir unsura dönüştüren tesislere sahip, kuşak çeşitliliğini buluşturan ve öğünlerin bir arada yendiği bir kent projesi resmediyor Urban Village. Yerel üretim ve temiz enerji de cabası… Bir başka deyişle bireysel esenliğin ve mutluluğun geleceği, kentin sürdürülebilirliğine bağlanıyor.

Kent tarımına imkân veren yaratıcı yaşama modelleri inşa ediliyor.

İnsan makine aşkının henüz ilkel safhalarında bile değiliz ya da ağlayabilen, nostaljik robotlar hayatımıza girmiş değil ancak yapay zekâ temelli estetik yapıtlarıyla algoritmanın suni evrenine insani yaratıcılık tohumları ekmeye başlamış bir sanatçı sınıfını müjdelemeyi de ihmal etmiyor Future100. Refik Anadol’sa bu topraklara en tanıdık gelecek isim, bu sınıf arasında.

Dijital çağ, insanın tanımını değiştirdiği gibi, makinenin de tanımını dönüştürüyor. Refik Anadol, veriyi bir bilgi seti olmaktan ziyade, belleksel bir bütün olarak ele alıyor. Dinamik, ortaya yeni çıktılar koyabilen; yaşayan, yaratan, unutan, silen ve yeniden üreten bir bellek. Steve Jobs için Macintosh’un “Merhaba” diyebilmesi distopik teknoloji bulutlarının dağılmasını başlatacak bir jestti. İnsan ve makine artık konuşuyor. Anlamlı bir sohbetse 10-15 yıl içinde hayatlarımızdaki yerini alabilir.

2018 yılında Walt Disney binasına yansıtılan Refik Anadol projesi

Nasiplenen eğlence ve medya endüstrileri

Televizyon kanallarının günlük, haftalık ve aylık program çizelgeleriyle karşılaşmayalı uzun zaman oluyor. Bu karşılaşma, modern zamanlarımızda çok da gerekli değil zira farklı zamanlarda yaşıyoruz. Televizyonu ne zaman istersek, ne istersek ona göre tüketiyoruz. Kara kutu duruyor ancak milyonlarca insan için kişiye özel önerilerle açılıyor kapakları. Doğrusal olmayan televizyon, çoğu yetişkinin öncelikli tercihi ve trendler yaş aralıkları düştükçe, kapsama alanını genişletiyor. Akrep ve yelkovandan bağımsızlaşan ve öznelleşen zaman; talepleri çoğaltıyor, alışkanlıkları dönüştürüyor, medya ve moda başta olmak üzere, hızlı tüketimin her alanına yansıyor.

Medyaya yönelik bir başka kültürel trend de yeni nesil süper kahramanlar. Kahramanlığın imge ve temsillerini zenginleştiren ve janr düşkünleri tarafından da sahiplenilen bu yeni nesil arasında göze en çok çarpanlar, LGBTQ karakterler. Yaratıcı endüstrilerin siyasi doğruculuğu ya da ilerici neoliberalizmi olarak mı yorumlarsınız, bilemeyiz ancak, kablolu yayıncılık networkünde, LGBTQ karakterlerin oranında bir önceki yıla nazaran yüzde 2’lik bir artış söz konusu. Bakınız: Billions, 13 Reasons Why, Good Girls, Chilling Adventures of Sabrina ve Grey’s Anatomy… Oransal artış genellikle aksiyon ve süper kahraman yapımlarında yaşanıyor. Yani, özel yeteneklere sahip kahramanlık evreninde toplumsal cinsiyetle gelen güç ve dayanıklılık kombinasyonu, eril monopoliden -bebek adımlarıyla da olsa- sıyrılıyor. Gündelik hayatta aynı hızda ilerlemese de, kurgusal evrende köhnemiş cinsiyet kodlarından muaf yeni nesil temsillerle karşılaşmak, özellikle Z kuşağını memnun ediyor. Geleceğin tüketicileri için ideal insan tanımında cinsel eğilim bir iz taşımayacak belki de.

LGBT Onur Yürüyüşü (Meksika 2012)

Aşırı Batılı ve Batı dışı trendler bir arada

Future100 kapsamında analiz edilen trendlerin zorunlu olarak tüm coğrafyalarda ve yaygın görünümler sergileyen olgular olmadığını belirtelim. Örneğin kültürel trendler kapsamında değerlendirilen bir başka fenomen, ayrılık sonrası iyileşme önerilerine yönelik. Wunderman Thompson’un araştırma araçlarından SONAR™’a göre, ABD’li bekarların yüzde 86’sı bekarlığın kendileri için daha fazla özgürlük anlamına geldiğini ve yüzde 83’ü de keyif aldıkları şeyleri yapabilmek için daha fazla zamana sahip olduklarını belirtiyor. Bu teknolojiye de yansıyor. Kültürel odak arkadaş/ eş bulma uygulamalarından, bir ilişkiden yeni çıkanlar için geçiş sürecini kolaylaştıran ürün ve hizmetlere kayıyor. Çift olmaya alışmış ancak sonrasında yalnız kalmış ya da yalnızlığı tercih etmiş bireyler için yeni seyahat rotaları da turizm şirketlerinin önerileri arasına giriyor.

Geleneksel tabuların yıkıldığı tek yer Batı değil elbette; Asya’da da bir hareketlenme söz konusu. Bölge ekonomik kalkınmasını ve dünyanın geri kalanıyla entegrasyonunu sürdürdükçe, zihinsel sağlık, cinsel sağlık ve toplumsal cinsiyet gibi konular da kimi zaman medyada ve çoğu zaman teknoloji sayesinde toplumsal tartışmaların konuları arasına giriyor. Bu alanlarda dikkate değer bir açılım ve konuşma rahatlığı gözleniyor. Wunderman Thompson Intelligence’ın verilerine göre, Çin, Japonya, Endonezya, Tayland ve Avustralya’yı kapsayan bir anket tüm kuşaklar için zihinsel sağlığın önemli gündem maddeleri arasında yer aldığını görüyoruz. Ankete katılanların yüzde 38’i cinsel sağlığı genel sağlıkla ilişkilendiriyor; erkekler, bu fikre kadınlardan daha yatkın. 9 ülkeyi kapsayan bir başka araştırma bulgularını içeren “Generation Z Asia” raporuna göreyse, her 10 katılımcıdan 8’i toplumsal cinsiyetin bir insanı tanımlamadığını ifade ediyor. Bu dönüşüm yıllar sonra çok daha yoğun bir şekilde hissedilebilir.

Toplum ve “büyük teknoloji” karşı karşıya

Silikon Vadisi on yıllar boyunca iyimserliğin, protestin ve tekno-ütopyacılığın sarsılmaz kalesi oldu. Artık değil… 2020 ABD Başkanlık Seçimleri’ne doğru yol alınırken, yalan haberlerin yayılmasından ve kişiye özel mesajlardan ötürü kamusal bir tartışma zemininin yitmesinden büyük oranda sorumlu olan sosyal medya devlerine savaş açan pek çok aday adayı mevcut. Google, Facebook, Amazon ve diğerleri… Dev veri monopolleri oluşturan bu yapılar bilgi akışının güzergahını öylesine şekillendirdiler ki demokrasi için ciddi birer tehdit unsuruna dönüştüler. Twitter CEO’su Jack Dorsey’nin network üzerinde siyasal iletişime son verdiklerini açıkladığı paylaşımlarda; toplumsal mesajın yayılımının satıl alınması değil, kazanılması gereken bir güç olduğunu savundu. Takipçi sayısı çok fazla olmayan ve kar amacı gütmedikleri gibi toplumsal fayda üretmeye çalışan sivil toplum kuruluşları gibi kimi aktörleri bağlasa da bu karar, destekçileri karşı çıkanlardan daha fazla görünüyor. Bu trend, sanıyoruz ki seçim sonrası dönemlerde, çok daha olgun bir ivme kazanacak. Belki uzun vadede, ifade özgürlüğü ve bilgiye erişimin düzenlenmesi arasındaki doğru denge bulunacak.

Bu yıla damga vurması öngörülen iyimserliğin, gerçekçi bir iyimserlik olduğunu belirtmiştik. Bununla beraber Future100 raporu, kaçış ekonomisinin de hareketlendiğini belirtiyor. Yani, distopyalardan, karanlık alternatiflerden ve ekolojiden toplumsal hayata yerküreyi sarmalayan önlenebilir trajedilerden bıkanlar özellikle yaratıcı endüstrilerde farklı alternatifleri kurgulamaya başladılar bile. Sonsuz ihtimallere yönelik arayış, macera tutkusunu da ateşliyor alışılmış formların dışına taşan estetik ifade biçimlerini de… Harikalar diyarlarını konu alan sergiler (Victoria & Albert Museum) ve “çoklu evrenler” fikri/deneyimi üzerinde yükselen festivaller (Burning Man), sanat, teknoloji ve insanlığı yeni olasılıklara davet ediyor.

Bu kültürel trendlerin hangilerinin Türkiye’ye yansıdığı bir başka tartışma konusu ancak Türkiye’nin önünde de yeni olasılıklar ve farklı alternatifler olduğu kesin. Farklı Türkiyeler oluşmaya, Türkiye çoğalmaya devam ediyor.

Benzer Yazılar

Ekmeği yiyeceksiniz, suyu da içeceksiniz

Ad Hoc

Bir zamanların ‘beyaz gelini’ Siirt

Ad Hoc

Hareketin merkezine yolculuk

Ad Hoc