Teknoloji

Küresel tehdit: Aşı karşıtlığı

Yakın tarihte İtalyan hükümeti, aşıları tamamlanmamış çocukların okul hayatına dahil olmasının önüne geçen bir karara imza atmıştı. İtalya’nın bu kararından önce Almanya’da da aşısı olmayan öğrencilerin okullara girişine yasak getirilmişti. Geçtiğimiz Mart ayında ise ABD’nin New York eyaletindeki Rockland’de kızamık salgını nedeniyle acil durum ilan edildi ve kızamık aşısı yaptırmamış olan çocukların kamusal alanlara girmesi yasaklandı.

Birleşmiş Milletler Dünya Sağlık Örgütü (WHO), “bağışıklık kazanma konusundaki isteksizliğin ya da reddetmenin önlenebilir hastalıklarla mücadelede kaydedilen ilerlemeyi tersine çevirmede ciddi ölçüde tehdit olarak görüldüğünü” belirtiyor. Kızamığın dünya genelinde yüzde 30’dan fazla artmasının ardından birçok ülkede virüsün tamamen ortadan kaldırıldığı belirtilse de WHO, “bu artışın nedenlerinin karmaşık olduğunu ve vakaların hepsinin aşı konusundaki tereddüte bağlı olmadığını” söylüyor ancak aşı karşıtlığı konusunda da uyarıyor.

2019’daki 10 sağlık tehdidinden biri

Aşı karşıtlığı hareketi, Dünya Sağlık Örgütü’nün 2019’da insanlığın karşı karşıya kalacağı 10 sağlık
tehdidi listesi arasında en dikkat çekenlerden biri. Öyle ki son yıllarda dünyanın birçok ülkesinde hızla kendisine taraftar bulduğu bilinen aşı karşıtlığı, salgınla birlikte ölüm vakalarının da artmasında büyük rol oynuyor. Buna karşı pek çok kişi gerek dini görüşler gerekse kişisel sebepler nedeniyle aşıyı reddediyor ya da kabul etmede tereddüt yaşıyor. Özellikle İslami ülkelerde dini sebeplerin öne çıktığı düşünülse de New York Times’ın Rockland’de yaşananları paylaştığı habere göre de
söz konusu ilçedeki salgının esas olarak aşırı dindar Yahudilerin yaşadığı bir bölgede yoğunlaştığı iddia ediliyor. Bu durum aşı karşıtlığının din, dil ve coğrafya bağımsız ilerlediğini ortaya koyuyor. WHO Avrupa Bölge Ofisi Direktör Yardımcısı Dr. Nedret Emiroğlu da yaptığı açıklamayla sorunun bölgesel olmadığına, bir dünya krizi olarak ele alınması ve topyekûn hareket edilmesi gerektiğine dikkat çekiyor: “Kısmi gerilemeler gösteriyor ki; bağışıklığa sahip olmayan her insan -yaşadığı yerden bağımsız olaraksavunmasız kalıyor. Dolayısıyla her ülke, kapsama alanını artırmaya ve bağışıklık açığını kapamaya gayret etmeli.”

Kızamık vaka sayısında son 10 yılın en yüksek rakamı

Birçok hastalığın yayılmasını önlemek için en etkili yol olarak kabul gören aşılar olmadan her yıl 2 milyon ila 3 milyon insan hayatının ölümle sonuçlanacağı tahmin ediliyor. Bununla birlikte Türk Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Derneği (KLİMİK) Başkanı Prof. Dr. Alpay Azap, Türkiye’de çocuklarına aşı yaptırmayan aile sayısının bir önceki yıla oranla iki kat arttığını belirtiyor. Bu yıl 20’ncisi düzenlenen Türk Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Kongresi’nde konuşan Azap, aşı karşıtlığının dünya genelinde de artan bir sorun olduğunu ifade ederek sorunun ulaştığı noktayı rakamlarla ortaya koyuyor: “Tüm dünya genelinde kızamık vakaları geçen yıla kıyasla yüzde 30 artmış durumda. Sadece Avrupa’daki 47 ülkede geçen yıl içerisinde 83 bin kızamık vakası görüldü. 72 kişi kızamıktan hayatını kaybetti. Ülkemiz de bundan etkileniyor. 2016’da Türkiye’deki kızamık vaka sayısı sadece 9’du. 2017’de bu sayı 69’a, 2018’de ise 557’ye çıktı. Bu sene bu rakamın daha da artmasından endişe ediyoruz.” Sağlık Bakanlığı Bağışıklama Danışma Kurulu Üyesi ve Enfeksiyon Hastalıkları Derneği Başkanı Prof. Dr. Mehmet Ceyhan ise Türkiye’nin 2005’te 18 milyon dolar olan aşı bütçesinin bugün 200 milyon dolara çıktığını kaydediyor.

Aşı olan çocukların oranı, son 10 yıla kadar iyileşme belirtileri gösterirken şimdilerde tersine, gerilemiş durumda. Avrupa’daki kızamık vaka sayısının son 10 yılın en yüksek rakamına ulaştığı bilgisi bunu destekler nitelikte. Aşı karşıtlarının en temel iddiası aşının otizme neden olduğu. Bu iddia ilk olarak 1997 yılında İngiliz doktor Andrew Wakefield tarafından ortaya atıldı. Wakefield, açıklamaları nedeniyle Batı ülkelerinde kızamık aşısı oranlarının düşmesine etki eden kişi olarak gösteriliyor. Zira Wakefield, popüler tıp dergisi Lancet’te yayınlanan araştırmasında KKK (kızamık, kızamıkçık, kabakulak) için yapılan karma aşının otizm riskini artırdığını iddia ediyordu ancak bu araştırmada yanlış olan şey bu iddiayı yalnızca 12 deneğe dayanarak ortaya atmasıydı. Bunun sonucunda Wakefield’ın “aşılara karşı veri üretmek üzere rakip firmalardan para topladığı, rapor ettiği çocuklarının bir kısmının aşılamadan önce zaten hasta olduğu ve bir kısmının da iddia edildiğinin tersine hiç hastalanmamış olduğu anlaşılsa ve etik gerekçeler nedeniyle tıp lisansını kaybetse de etkisi oldukça güçlü hissedildi.

2017 yılında dünya genelinde 110 bin insanın önlenebilir hastalıklardan hayatına kaybettiği biliniyor. İngiltere’de 1997’de yüzde 92 olan aşı oranı 2002’de yüzde 84’e kadar gerilerken geçen sene yüzde 87’ye tırmandıysa da bu oran hâlâ DSÖ’nün önerdiği yüzde 95’in altında seyrediyor. Bununla birlikte geçen yılın ilk 10 ayında teyit edilmiş 913 kızamık vakası gerçekleşirken bu rakam 2017 yılında toplamda 259’du.

Aşı karşıtlığına yasal düzenlemeler

Vakaların artışında iki temel faktöre dikkat çekiliyor: ebeveynlerin kayıtsızlığı ve aşılama konusunda edinilen yanlış bilgiler. Birçok ülkede aşılama kararı ebeveynlere bırakılmış durumda. Nitekim Türkiye’de de Anayasa Mahkemesi, 2015 Kasım’da “yasallık unsuru bulunmadan ebeveynin rızası olmaksızın sağlık tedbiri yoluyla çocuğa aşı yapılmasının Anayasa’nın 17. Maddesine aykırı olduğuna hükmetmiştir.” Ancak son yıllarda bazı ülkelerde aşılamayla ilgili yasal düzenlemelerin getirildiğine tanıklık ediyoruz. 2017 yılında, yüzde 80 aşılama oranıyla DSÖ’nün yüzde 95’lik hedefinin altında kalması doğrultusunda altı yaşında olan çocukların aşı yaptırdığına dair resmi bir belgesi yoksa anaokullarına kabul edilmeyeceğini kararlaştıran İtalya, ayrıca çocukları aşısız olduğu halde okula gönderen ailelere de 500 euro’ya varan bir para cezası uygulanacağı bildirdi. Kararın ardından açıklama yapan yetkililer, bu yıl itibarıyla 2015 doğumlu çocuklarda yüzde 95 hedefine neredeyse yaklaştıklarını belirtti. Avustralya’nın Victoria eyaleti de çocukların okul öncesi eğitime başlaması öncesinde aşılamayı zorunlu tutanlardan. Ülkenin yaptığı açıklamaya göre bir yıl içinde aşılama oranı yüzde 94’e yükseldi. Bu oranın artmasının ardındaysa No Jab, No Pay politikasının yattığı ifade ediliyor çünkü karara göre aileler çocuklarını aşılatmazsa devletin aile yardımı olarak bilinen sosyal güvenlik ödeneklerini alamıyorlar. Aile yardımlarının kesilmemesi için tek istisna ise çocukların aşıya karşı alerjisinin olması. Fransa da geçen yıl Haziran itibarıyla aşılamayı zorunlu hale getirdi. Buna göre 2 yaşından küçük çocuklar için üç olan zorunlu aşı sayısı 11’e çıkarılırken İtalya’nın aksine aşı yaptırılmayan çocukların aileleri için herhangi bir ceza öngörülmedi. Yine Polonya Varşova’da aşı karşıtı gösteri yürüyüşleri düzenleniyor ve hükümet, bu hareketliliğin genel halk sağlığını tehlikeye atacağı konusunda endişe duyuyor. Tam da bu noktada yani yasalarla aşı karşıtlığının önüne geçilebileceğinin düşünüldüğü noktada Finlandiya çarpıcı bir örnek olarak karşımıza çıkıyor. Çünkü Finlandiya’da zorunlu aşılamayla ilgili hiçbir yasa bulunmuyor ve buna rağmen ülkedeki bağışıklık oranı yüzde 95’in üzerinde seyrediyor.

“Aşıda yan etki” olarak konuşulan iddiaların doğru olmadığını savunan Prof. Dr. Mehmet Ceyhan, “Aşılama, en ucuz sağlıklı kalma yöntemi. Bunu hiçbir ilaçla kıyaslamak mümkün değil” diyor. Bu, dünya genelinde kabul gören bir görüşken aşılama politikaları geliştiren ülkelerin bu noktada gözden kaçırdıkları ya da daha az önemsemeyi tercih ettikleri bir konu göze çarpıyor: göçmen meselesi. Çünkü bazı ülkeler, göçmen ailelerinden çocuklarına gereken aşıları yaptırabilmeleri için yaklaşık 800 dolar kadar bir ödeme yapmasını bekliyor ki bu da oldukça hassas bir konu karşısında pek de teşvik edici olmayan bir durum olarak görülüyor.

Aşı karşıtlığını artıran aşılama konusunda edinilen yanlış kanılar ayağında ise İngiltere Kamu Sağlığı Kurumu (Public Health England), sosyal medyanın rolüne dikkat çekiyor. Uzmanlar, bireylerin yanlış yönlendirilmesini ve aşı konusunda sahte haberlerin yayılmasını önlemek için sosyal medya şirketlerini adım atmaya çağırırken YouTube, Instagram ve Facebook gibi platformlar aşılarla ilgili yanlış bilgilendirmeler konusunda önlemlerini artıracaklarını duyurdu.

Benzer Yazılar

İklim krizinde Akdeniz ormanları

Ad Hoc

İklim için kırmızı alarm verildi

Ad Hoc

Yapay zekâ ve insan haklarında eksen kayması

Ad Hoc