Tematik

Kusur(suz)luluğun terazisi

Güzellik algısı tarihsel süreçte pek çok değişime uğrayarak form değiştirse de güzellikle ilgili popüler algı, bütünlük ve kusursuzluğun ötesine geçememiştir. Güzelliği atfettiğimiz çoğu şey için bunu söylemek mümkün. İnsanın bedeni ve ruhunda olduğu gibi doğada hatta soyut ya da somut sayabileceğimiz onca şeyde güzelliği tartışabiliriz. Güzelliğin kusur ve kusursuzlukla ilgisini de… Thomas Aquinas, güzellik ve kusursuzluk arasındaki ilişkiyi açıklarken “integritas” olarak bahsettiği eksiksizlikten söz eder. Aquinas’a göre eksikliği olan kusurludur ve bütünlüğü olmayan şeyler güzel değildir. Dolayısıyla güzellik ve kusursuzluk birbiriyle bağlantılıdır. Fakat bu bütünlüğü sadece fiziksel olarak algılamamak gerekir çünkü Aquinas ahlakın da bu bütünlüğe dahil olduğunu söyler. Bu bahsi geçen güzellik ve kusursuzluk ilişkisinden yola çıkarak insana empoze edilen algının bu ilişkiyi nasıl değiştirdiğinden ve insanın yaşamını ve toplumsal ahlakı nasıl etkilediğinden bahsedelim.

Imperfect is the new perfect! Kusursuzluğun ve yanılmazlığın bütünlüğü olarak görülen Latince anlamı “perfectus” olan mükemmellik, kendi mücadelesinde bir başka boyuta geçti. Kusurları yaratan sektörlere göre yeni kusursuzluk, kusurlarımız. İnsanın tükettiğini dengeleyecek bir ağırlık yokken terazinin öteki tarafına ağır gelenler var. Peki, şimdi reddedeceğimiz yegâne amacımızın yani kusursuzluğumuzun tam olarak neresinden vazgeçmek zorunda kalacağız?

Her ne kadar güzellik ve estetik kavramları tartışmaya açık olsa da -ki bu felsefeden edebiyata, ekonomiden kültürel kavramlara kadar ilerlemiş bir konu- bazı kusurların da bazı insanlara estetik geldiğini söyleyebiliriz. Hatta mükemmelin de ötesinde kusurların hazza sebep olduğunu da… Mükemmele ulaşmak için çaba sarf edip onları sonsuza kadar korumak isteyebiliriz. Ancak “hiçbir şey asla mükemmel değildir, hiçbir şey asla bitmez ve hiçbir şey sonsuza dek sürmez”. Kusurlar insanlaştırır, insan kusursuz insanı tamamlamaya çalışır. İnsanın kimyası ve duygusu gibi bedeni ve çatlaklarından sızan kusurlu düşünceleri vardır.

Şimdi yönümüzü Uzak Doğu’ya, doğan güneşin ülkesi olarak da bilinen Japonya’ya çevirelim ve bugün 120 milyona ulaşan nüfusuyla dünyanın en büyük ekonomilerinden biri olan ülkenin, 14’üncü yüzyıldan bugüne ulaştırdığı Wabi Sabi’den bahsedelim. Wabi Sabi Simple’ın yazarı Richard Powell, ismi bir Japon yemeğini andıran bu kavramı şöyle özetliyor: Hiçbir şey asla mükemmel değildir, hiçbir şey asla bitmez ve hiçbir şey sonsuza dek sürmez. Wabi Sabi’ye göre asıl olması gereken ise kusurları kucaklamaktır. Çatlaklarını birbirine gösteren insanlarla olmak kolaydır zira kusursuzluk yalnızlaştırır.

Doğal afetler, başarı ve kaybediş üzerine birçok hikâye ve çoğu kez sıfırdan zirveye taht kurduğuna inandığımız bu toplumun Wabi Sabi anlayışına şaşırmamak gerek çünkü bu düşüncenin temeli kusurları kabullenmek ve takdir edilmeyi doğal yaşamın bir parçası olarak görmek üzerine kurulu. Wabi Sabi yaşamla ve doğallıkla barışıktır. Antik eskimiş eşyalar size güzel gelmeyebilir ama onun kusurlu halini seven ve üzerindeki değişimin güzelliğini görenler vardır. Bu elbette işlevsel olarak kullanımını engelleyecek bir kusur üzerine kurulu değil fakat Wabi Sabi öğretisinde de olduğu gibi keşfedilmeyi bekleyen kusurların değişimini ve birlikte gelen güzelliğini görmek için çabalamaktır.

Güzellik inovatif midir?

Baudrillard’a göre bu kusursuzluk arzusu, başkalarının arzu dolu bakışları altında görünür olmak, onlar tarafından değer ve kabul görmek içindir. Hatta bedenin kusursuzluğu için tüketim ve beden üzerine ayrı önem verildiğini ve tüketim kültürü içindeki insan için insan bedeni yüceltildiğini eklemiştir.

Güzellik ve estetiğin kadınlarla daha çok eşleştirilmiş olması özellikle kadınlar dolayında daha ciddi bir algıya yol açacak ve eril iktidarlığın endişesiyle kadın, bedeniyle değerli kılınıp kusursuzlaşmaya çalıştıkça erkek iktidarlığını korumaya devam edecektir. Beslenmeden ziyade diyet üzerine kurulu bir düzen, kozmetik sektörünün giderek büyümesi, modanın yıldan yıla değişimi ve kadının güzel görünmek için sürekli olarak form değiştirmesi gibi saymakla bitmeyecek kusursuzluk listesi… Arzu nesnesi olmak için kusursuzluk arzusunu yük edinen kadın, mükemmele ulaşmak istediğiyle rekabeti artırır. Bu durum kadınların özelinde olmaktan çıkarak neredeyse her yere yayılınca kusursuz olmaya dayalı rekabet form değiştirir.

Sunday Times’ta, “Moda tüm kötülüklerin anasıdır” diyen Charty Durrant, gazetenin eski moda editörü olarak günah mı çıkardı bilmiyoruz ancak kendi icat ettiği ve esiri olduğu kavramlar içinde yeniden yaşanır bir dünyayı hayal etmeye başlar. Çünkü moda ihtiyaç değil değişimi en erken, en hızlı şekilde tüketenin kazandığı bir yarıştır ve hatta bu yarış doğayı da kirletir. Üstelik kirlenen doğayı temizlemek algıyı temizlemekten de zordur.

Kusurlar ağır basınca…

Mükemmellik, tıpkı moda endüstrisi gibi, küresel kapitalizm ve tüketim kültürü ile iktidar ilişkileri tarafından gözetilen sağlık, medya, reklam, gıda ve kozmetik başta olmak üzere birçok endüstriye esas amaç olarak sunuldu. Kendi versiyonunun en iyisini ve en idealini yaratmak için kendine yatırım yapan bireylerin artmasıyla ilişkiler değişti. Hatta artan tüketimle iklim bile değişti. Sürdürülebilirliği konuşmaya başladığımız son birkaç seneden hemen önce eski eşyalar değerlendi, Vintage ve Retro gibi akımlar oluştu, kot pantolonların yırtık ve taşlanmış görüntüsü daha fazla sattı. Ekranlarda etnik farklılıkları olanları, cinsel kimliğini ya da bedenini yıllarca saklayanları görmeye başladık. Alt kültürler daha hızlı biçimde yayılırken beden algısı her dönem olduğu gibi yine farklılaştı. Yine ekranlar, podyumlar ve vitrinler kendi ayrıcalıklarını ortaya koydu. İnsanlar, televizyon ve dergilerde sürekli kusursuz görüntünün ulaşılabilir olduğuna inanırken tek yönlü iletişimin sebep olduğu düşünülen bu manipülasyonlar, yerini daha etkili bir iletişime bırakmaya başladıkça -McLuhan’ın da tabiriyle dünya küresel bir köy haline dönüştükçe- kusurların, kusursuzların, kusursuzluğu putlaştıranların hepsi bambaşka kavramların esiri oldu. Tüm bu değişimlerin tek bir sebebe bağlayamasak da yeni medyanın gücünü ve onun sayesinde geleneksel olarak bildiğimiz ama etkisini halen yok sayamadığımız televizyon ekranları ve reklam endüstrisi de bu değişime uyum sağladı.

Kusursuz gördüklerimizden ziyade daha gerçek modelleri reklamlarda, daha içimizden senaryoları ekranlarda ve dijitalleşmeyle birlikte daha samimi çalışmaları sosyal medyada görebiliyoruz. Dolayısıyla bu hayatımızın nerdeyse her alanında olduğu gibi ihtiyaçlarımızı ya da ihtiyacımız olmayanlarımızı tüketirken yaşadıklarımız, yeni sorgulamalara yol açıyor. Reklam endüstrisi kusurların aslında mükemmel olduğunu anlatan yeni bir standart benimseyince kampanyalar da bu doğrultuda ilerliyor. Üstelik sektör analizlerine göre bu durum birçok şirketin karlılığını arttırmasına fayda sağlıyor.

Gerçekliğin ve kusurların mükemmelliğini anlatarak yeni güzellik kalıpları belirleyenler bundan bir süre daha ekmek yiyecek gibi görünüyor ama asıl prensiplerde de belirttiğimiz gibi hiçbir şey sonsuza dek sürmeyecekse bu da bir süre sonra yeniden değişebilir mi? O zaman hayatımızı ve endüstrileri yönlendiren ne olacak bilemiyoruz fakat bugün tüketilen şey kusurluluksa insan muhakkak bundan da bir süre sonra sıkılmaya başlayacak. Tükettikçe kaybettiğimiz hazzın ve algının karşısı boş kalacak ve muhtemelen terazinin bu yanı hep ağır basacak.

Benzer Yazılar

Yine, yeni, yeniden: Fandom, K-Pop ve popüler kültür

Ad Hoc

İnsanı yeniden tasarlarken Gelecek 2.0

Ad Hoc

Güzelliğin ardındaki cinsiyet yanılgısı

Ad Hoc