Ekonomi Manşet

Milenyum kuşağı ve üstün kalite zırvalıklar

Milenyum kuşağı ve üstün kalite zırvalıklar

Ekonomik güce sahip oldukları da pek söylenemezdi zira bumerang gibi evlerine geri dönüp aileleriyle yaşamaya devam ediyorlardı. Evlenmek ya da çocuk sahibi olmak için acele etmiyorlardı. Özel hayat ve iş dengesine kendilerini önceleyen kuşaklardan daha fazla değer veriyor, esnek istihdam koşullarını yeğliyorlardı. Düzenli bir işe girdikten çok değil iki sene sonra da direktör olmayı arzu ediyorlardı. Tembellik ya da çalışkanlık zıtlığında taraflarını ayırt edebilmek kolay değildi ancak kendilerini ortaya koyacakları işin, işsizliklerine bir çare olmasındansa anlamlı ve eğlenceli olmasını tercih ediyorlardı. Maddiyata; şöhret ve paraya değer veriyorlardı. Teknolojinin yokluğuna da varlığına da tanık olmuşlardı. Bir bakıma, değişim dönemlerine has uyum sağlama yetenekleri geliştiriyor, hayatta kalmanın miras alınmamış yöntemlerini icat ediyorlardı. Acısıyla tatlısıyla, doğrusuyla yanlışıyla, kapsadıkları ve dışladıklarıyla kavramsallaştırmaya en yoğun düzeyde maruz kalmış Y kuşağından, yani milenyum bireylerinden bahsettiğimizi anlamışsınızdır. Tarihin belki de en analize doymayan kitlesi onlar. Dünya meselelerine yaklaşımlarından tüketim alışkanlıklarına ve kültürel sermayelerine dek şimdiye dek onlar hakkında söylenenlerin üzerine yenisini eklememize gerek yok ancak Google Arama Trendleri’nde kontrol ettiğimizde gördük ki milenyum kuşağına yönelik gözleme dayalı bir başka analiz var ki, henüz Türkiye’ye ulaşmamış.

Yeni bir ekol: Premium vasatlık

Venkatesh Rao Cornell Üniversitesi geçmişli bir “roket bilimci”; bugünse tanıdık ya da yeni kavramlara alışılmadık bakış açıları geliştirerek önemli medya organlarında isminden bahsettirmiş Ribbonfarm blogunun genel yayın yönetmeni olarak radarımızda. İki yıl önce milenyum kuşağının yaşam tarzına yönelik ortaya attığı bir kavramla ilgimizi çekmişti. Bu kavram, premium vasatlık.

Premium vasatlığa bilimsel ya da istatistiksel bir çerçeve çizmek mümkün olmasa da hepimizin üzerinde düşündüğü bir kültürel tavrı anlaşılır kılan pratik bir işlev gördüğü kesin. Rao’nun “Maya Millennial” makalesiyle ortaya attığı kavram, Samuel Beckett’in “Bir daha dene, bir daha yenil, daha iyi yenil” sözlerinin neoliberal kabulleri üzerine bina edilmiş ve kendini, TEDx konuşmalarından selfie’ler ve kendinyap kitapları üzerinden dünyayla buluşma saplantısına vararak ortaya koyan bir teatral başarı sendromu: “Başarana dek başarıyormuş gibi görünmek”, bir başka deyişle, paranın yettiği yaşam tarzına tahammül edebilmek için senden hedeflemen beklenen yaşam tarzına uygun giyinmek ve şansının yaver gitmesini beklemek. Rao’nun verdiği tanımsa şu: “Premium vasatlık, altta yatan vasatlığı yok etmeyen basit ve alakasız bir kalite eklentisinden başka bir şey değil.” Olive Garden’daki en kaliteli şarap, ekonomi sınıfındaki ekstra ayak koyma yeri, Starbucks’taki içecek boyutlarının İtalyanca isimleri, artizan pizzalar, Game of Thrones, entelektüel havasından geçilmeyen ve “sine qua non – olmazsa olmazlar” gibi Latince önermeleri sık kullanan sosyal medya paylaşımları ve Instagram’daki görsel performansı lezzetinin önüne geçen tüm yiyecekler… Rao, örnek listesini çoğaltıyor: “Adı Fransa olan ülkeye dair tüm tahayyüller aslında premium vasattır. Amerikalıların Fransa’yı zariflik kavramıyla bir tutması tepeden tırnağa bir premium vasatlık abidesi zira Avrupa’nın en hakiki elit ülkesi İsviçre’den başkası değil.” Bir bakıma, geçmişte exclusive olan ve bugün demokratikleşerek erişilebilir hale gelen her şeyin bugün aslında hiç kimseyi dışarıda bırakmadan exclusive algısını koruyabildiği devasa bir ekonomik endüstridir premium vasatlık.

Milenyum iyimserliği

İşin demografisine gelince… Premium vasatlığın yayılmacı; global, kozmopolit, hem gettoları ve soylulaştırılmış mahalleleri hem de kırmızı (cumhuriyetçi) ve mavi (demokrat) bölgeleri kapsayabilen bir halet-i ruhiye olduğu iddiasında Venkatesh Rao. Kırsal eyaletlerde, yoğun bir beden emeğinden sonra verandasına, barbeküsünün başına geçenlerin de kullandığı son teknoloji –premium vasat- kulaklıklar olabilir. Bununla birlikte, herkesin bir malikane ve Tesla sahibi olabildiği post dijital ütopyanın hali hazırda gerçekleştiği; bu varsıllığın henüz herkese dağıtılmadığı ancak yakın zamanda dağıtılacağı gibi iyimser algılara sahip premium vasatlar daha çok genç ve mavi eyaletlerde yaşayan milenyum kuşağını simgeliyor. Onlar geleceğe dair hiçbir şeyden emin olmasalar bile, yaşadıkları küçük şehirlerde dişe dokunur bir fırsatın açılmayacağından ve büyük şehre taşınmaları gerektiğinden emin olanlardır. “Doğru zaman ve doğru mekân” karmasına inandıkları için ne zaman gerçekleşeceği öngörülemeyen başarıya “hazırlanmakla” geçer yaşamları. Bu nedenle kiralarını ödemektense, rafine bir peynir ve şarap zevkine sahip olabilmek daha önemlidir onlar için. Kendilerinden önceki kuşaklardan farklı olarak, Amerikan rüyasına çok daha uzaklardır ancak görünüş ve gerçek arasındaki uçurumu yönetmekte ustalaşmış tek kuşak oldukları da bir gerçek.

Benzer Yazılar

Bir Çin rüyası (?)

Ad Hoc

Felsefenin çekici

Ad Hoc

Arı varsa hayat, çiçek varsa bal var

Ad Hoc