Manşet

Mnemosyne’den Locke’a bilmek, anımsamak, unutmak

Christopher Nolan’ın, anterograd amneziden mustarip kahramanının intikam arayış hikâyesini Tarantinesk kurgudan daha karmaşık bir kurguyla anlattığı ve izleyiciye bir hafıza testi olarak sunduğu filmi “Memento”, “Zihninde yeni anı oluşturamayan biri için öğrenme, plastisite, değişim olanaklı mıdır”, sorularıyla beraber Locke’vari, “kimliğin sürekliliği hafıza ile mi sağlanır?” sorusunu anımsatır. Philip K. Dick’in “We Can Remember It For You Wholesale” adlı hikâyesinden uyarlanan, Paul Verhoeven tarafından yönetilen “Total Recall” filmi, “Yaşadığımız anılar kadar yaşamadığımız halde deneyimlediğimizi sandığımız yaşantıların sahte anıları da bizi biz yapar mı” veya “Hafızaya müdahale etmeye evet mi, hayır mı, hangi koşullar altında” sorularını sordurur.

Kimi bellekler açıktır kimileriyse örtük

Louis Cozolino belleğin tanımını “imgelerin, duyguların ve günlük deneyimlerimizden kalan bilgi parçacıklarının depolanması” olarak çerçeveleyerek, kavramı her biri ayrı ayrı tanımlanan nöroanatomik ve nörofizyolojik yapılar/işlevlerce örgütlenen ve “açık” ve “örtük” bellek olarak adlandırılan iki ana kısma ayırır. Açık bellek; duyusal, anlamsal, anısal, anlatımsal ve otobiyografik anıları içerir. Örtük bellekse duyusal, duygusal ve işlemsel bellekle beraber uyaran-tepki koşullanmasını kapsar. Blaise Pascal’in “Halimizin düğümü hiçbir ışığın ulaşmadığı o karanlıklarda atılmıştır” sözünü anımsatan biçimde belleğin büyük bölümü örtük bellek tarafından yapılandırılır; buradaki anılar duygusal deneyimleri, kendilik imgesini ve ilişkileri şekillendirir. Açık bellekte anıları bulunmayan deneyimler hayatlarımızın temelini kurar ve davranışlarımız ağırlıklı biçimde erken dönem anıların kalıntısı olabilir çünkü erken dönemde yaşanan deneyimler içselleştirilir ve bilgileri işleme şeklimizi belirler; üstelik kuşaktan kuşağa aktarılır. Bu sistem karmaşık uyaranların ödül ve ceza değerini ölçer ve geçmiş öğrenilenlere dayanarak duygusal ve iç organsal tepkileri belirler. Bütün bu etkileşimler ilişkilere şekil vermenin çok ötesine, duygusal yaşama, bağışıklık sistemine ve kendilik deneyimimize uzanır. Gelişimi normal seyir izleyen kişilerde açık ve örtük bellek sistemleri bütünleşirken, ağır travmalar bu bütünleşmenin zarar görmesine yol açarak bilişsel ve duygusal sorunlara neden olur.

Her şey ‘kendini bil’ üzerine mi kurulu?

Apollon ve Daphne

Bellek ve öğrenme arasındaki ilişki farklı tartışmalara kapı açar. Francis Bacon, “İnsan ne biliyorsa odur” der; geride “insanın neyi bilebileceği”, “neyi bildiğini bilebileceği”, “neneleri bilmeden” bildiği ve “bildiklerinin mi bilmediklerinin mi karar ve davranışlarını belirlediği” soruları kalır. Tom Stoppard, “Kendini bilmenin dışında bilginin pek bir faydası olmuyor” diye yazarken, Delphoi kahinine ve Sokrates’e göndermede bulunmuş olur. Oysa “Bir labirentler labirenti, içine hem geçmişi hem de geleceği alacak, (…) durmadan genişleyen, kıvrım kıvrım bir labirent hayal ettim” derken, Borges, beş yüz yıl öncesinde, “hayatımızın başlangıcı olan meninin, atalarımızın cismini olduğu gibi düşünceleriyle eğilimlerinin de kaydını içerdiğini” yazan Montaigne ile benzer görüşte gibidir. Bilmek, hele kendini bilmek, belki de gerçekleştirilmesi en olanaksız görevimizdir. Evrensel ve ortak bilinçdışının ifadesi olarak kabul edilen mitlere göre, bu dünyada bilinen her şeyin Tanrılar dünyasındaki aslını bilen insan noksan ve ölümlü yaradılışının ötesine geçebilir. Başlangıçtaki kaosun bilgisiyse “deneyimlenen” bir bilgidir ve bu büyülü güce sahip olmak için bu bilgiyi içeren mit ezberden okunmalıdır; yani hafızaya başvurmak gerekir. Zamanın neden olduğu bozulmadan kurtulma anlamında “anamnesis/anımsama” ruh göçünü başlatan olayı da bilmek demektir. Hiçbir ayrıntıyı atlamadan her yaşantıyı baştan sona değerlendiren insan özgürleşir. Sokrates, kendisini suçlayanları dinlerken “kim olduğunu unutmaya yaklaştığından” yakındığında “kimliğin başkalarıyla etkileşimle kuruluşuna” ve “bellekle” olan kırılgan bağıntısına da vurgu yapar. Theaetatus’ta zihnin balmumuna benzeten ve büyüklüğüyle sertliğinin kişiye göre değiştiğini yazan Platon içinse şeylerin özüne dair bilgi, ruha, dünyaya gelmeden önce verilmiştir; ruh bunları unutup doğar ve dünya üzerindeki yaşamında anımsar; anımsamanın ölçüsü kişilerin yapısına bağlıdır. Günümüz nörobilimsel yaklaşımına çok benzeyen tanımlarıyla Aristoteles hatırlama yetisinin canlıyı daha zeki ve öğrenebilir kıldığını yazar; insanda deney hafızadan türer, insan dışındaki hayvanlarsa sadece imgeler ve hatıralara sahiptir.

Sorular ve daha çok sorular

Bellek evrimsel bir kazanımdır; bizi hem saklayarak hem açık ederek korur. Anımsadıklarımızla çevreye uyum sağlayıp gelişir, anımsayamadıklarımızla yüzleşmeye muktedir olmadıklarımızdan bağışıklık kazanıp yaşamaya devam edebiliriz; bellek kendi zihnimizin ulaşılabilir ve saklı alanlarından, yaşamın başlangıcına uzanır. Erasmus Darwin, “Dünya var olalı beri tüm sıcakkanlı hayvanların (…) tek bir canlı liften geldiğini hayal etmek fazla mı cüretkâr olur” diye sorduğunda, Diderot, “Solucan nihayet solucandır. Ama bu sadece düzenin muhteşem karmaşasını kalıbının ufaklığıyla (…) sakladığı anlamına gelir” yazdığında, Jonathan Weiner “Genlerimizin atalarımızdan kalan anılar olduğunu, türlerin öğrendiklerini kromozomlarına kaydettiğini, o anda duyulardan gelen bilgi, geçmişte duyulardan alınan bilgi ve yaşamın başlangıcından bu yana atalarımızın edindiği ve genlerimizde bulunan bilgi olmadan yaşayamayacağımızı” açıkladığında hem “Tabula Rasa”nın yanlışlığını hem Descartes’çı insan istisnacılığına karşın Darwin’ci türcülük karşıtlığını desteklemiş olurlar. Seymour Benzer’in Caltech’de davranışlar üzerine verdiği dersin final sınavında hep aynı soruyu -”Drosophilia’nın öğrenebileceğini kanıtlayan bir deney düzeneği tasarlamak”- sormasından ve ödülü bir kasa bira ve beş yüz puan olarak belirlemesinden çok uzak olmayan bir zaman sonra Drosophilia ve diğer pek çok hayvanın öğrenme ve bellek yetileri taşıdığı gösterilir. Hayvan davranışı çalışmaları kapsamında “biliş”i, “daha geniş bir dünya kavramında eylemlerin ve duygusal durumların sonuçlarını öngörmek, karmaşık problemleri çözmek ve diğer hayvanların duygusal durumlarını yorumlamak için kendiliğini gösterme yeteneği” olarak tanımlayarak, “bilişin dürtüsel davranışı azaltıp dürtüsel olmayan davranışa olanak tanıdığını” vurgulayan Breed ve Moore, hayvanların “anlamsal”, “yöntemsel” ve “olaysal” belleklerini tanımlar. Anlamsal bellek, somut tanımlama veya kavramların soyut zihinsel ifadeleridir; öğrenme ve dili anımsama anlamsal hafıza gerektirir. Yöntemsel bellek bir görev uyarınca bir dizi adımı uygulama becerisidir. Olaysal bellek öğrenmeyi, ne, ne zaman ve nerede kavramlarının içine yerleştirir ve tahmine imkân sağlar.

Hem “kişisel kimlik” hem “kişisel süreklilik” anlamları taşıyan “personal identity” sorunu açısından -Theseus’un Gemisi paradoksuna da yanıt olabilir biçimde- Locke’un anlayışında “özdeşlik”, “belli bir şeyin belli bir yer ve zamandaki var oluşunun, şimdiki var oluşundan ayrım göstermemesi”dir. Canlı varlıklarda özdek parçalarının değişimi, özdeşliği zedelemez. İnsanın özdeşliği, aynı bedene art arda ve süreğen biçimde, bir ve aynı devam eden yaşamı paylaşacak şekilde birleşen, sürekli değişim halindeki özdek parçacıklarının bu eklemlenmesi anlamına gelir. Düşünen ussal bir varlık olarak “kişi” farklı zaman ve yerlerde kendini aynı düşünen varlık olarak görür ve bunu bilinç sayesinde becerebilir. Bilinç daima düşünce ve algılarla beraberdir ve geçmişteki bir düşünceyi bilebildiği sürece kişisel özdeşlik sağlanacaktır. Sorun, bilinç unutkanlıkla kesintiye uğradığında ortaya çıkar; böyle durumlarda geçmişteki kendiliğimizle taşıdığımız bağ kopar.

Locke cezayı bilgi durumuyla denkleştirerek yeniden belleği ön plana çıkartır. Ceza kişiliğe bağlıdır; kişiliğin geçmiş ve mevcut var oluşunu bağlayan bilinç, nedensellik bağı üzerinden kişiyi geçmiş eylemlerinden sorumlu kılar. Locke’un bu belirlemesine göre, suç işledikten sonra belleğini tamamen yitiren birinin bu suçlardan sorumlu kabul edilebilirliği tartışmaya açılabilir.

Hem atalarımızla hem canlılık tarihiyle örtüşmeler taşıyan ve hem deneyimler hem kişiler arası etkileşimler üzerinden yapılanan “bellek” üzerine düşünmek, cevaplardan çok, “kendi erişimimize kapanan bellek başkası için ulaşılabilirken kişisel kimliğimiz hala orada mıdır?” benzeri yeni sorular bulmaya neden olur; bizse bu sorulara odaklanırken belki arka planda John Lennon’u duyabiliriz = “There are places i remember (…) all these places have their moments”… (Anımsadığım mekânlar var… Bu mekânların her biri kendi anlarına sahip.)

Yazı: Veteriner ve Felsefeci Dr. Burçak Özkan

Benzer Yazılar

Adventure oyunları ve LucasArts efsanesi

Ad Hoc

Toplumsal cinsiyet eşitliğinde Batı’nın parası, Güney’in mücadele azmi

Ad Hoc

Hakikaten reklamlar eskisi kadar etkili mi?

Ad Hoc