İnsan Manşet

Navigasyondan önce

Navigasyondan önce

Yapılan araştırmalar, cihazlarda bulunan navigasyon kullanımının, beynin yer/yön bulma kısmını güçsüzleştireceğini, bunun da uzun solukta demans ve alzheimer gibi hafızaya etki eden rahatsızlıklara davetiye çıkarabileceğini söylüyor. Sebebi ise “hipokampus”.

Kısa süreli hafızayı uzun süreli hafızaya aktarma görevi üstlenen hipokampus; uzaysal yön bulma, hareketi üç boyutlu algılama ve değerlendirme sürecini de yönetiyor. Yönsel hafızanın varlığını ise hipokampus içinde yer alan konum/yer hücreleri oluşturuyor.

Uzaysal konum hafızası

O’Keefe ve John Dostrovsky, 1970’lerde, hipokampusun sinir sisteminde çevre topografyasını oluşturan bilişsel bir harita oluşturduğunu ortaya çıkarmıştı. Uzaysal konum hafızası ve bu hafızanın yön bulmadaki rolü, hayvanlar ve insanlar üzerinde yapılan çalışmalarla uzun süre incelendi. Beyin görüntüleme tekniklerinin gelişimiyle, hayvanların ve insanların yön bulma amacı taşıdığı anlarda hipokampuslarının çok daha aktif olduğu görüldü.

London College Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırma da bunu destekler nitelikte. Londra’daki taksi şoförleri işe başlamadan sıkı bir testten geçiyor ve adaylardan kısa yolları ve gidilecek yerleri bilmeleri isteniyor. Daha deneyimli taksi şoförlerinin hipokampuslarındaki ilgili alanların daha büyük olduğu ortaya çıkıyor. Ancak kendi içinde ve beynin diğer bölgeleri arasında yoğun bir nöral ağ bağlantısı oluşturan hipokampusun konumlama dışında hafıza ve duygulanım üzerindeki etkisi de dikkate değer. Üstelik sadece geçmişin hatırlanmasında değil, geleceğin hayal edilmesinde de etkili olduğu iddia ediliyor. Zira hipokampal hasarlarda uzaysal konumlama işlevlerine ek duygulanım ve hafıza bozukluklarında da gerileme meydana geliyor.

Bilişsel haritanın oluşumu

Montello, hareket kabiliyeti ve yön/yol bulma olarak iki ayrı kavramla navigasyonu tanımlıyor. Zira hareket kabiliyetinden bahsedeceksek engellere, işaretlere ve görevlere odaklanmalıyız. Ancak yol bulmaya çalışıyorsak; rotaları planlamalı, hedef ve görev arasında koordinasyon sağlamalıyız. Amacımız yol bulmanın bilişsel sürecini incelemekse 1948 yılında Edward Tolman tarafından ileri sürülen “bilişsel harita” kavramına da odaklanmamız gerek. Zira bilişsel haritalarımızın tamamlandığı süreçte yaşadıklarımızın yol bulma davranışlarımızı etkilediği iddia ediliyor.

Antropolojiden arkeolojiye, evrimsel biyolojiden mimariye kadar pek çok alanda etkileri tartışılan bu harita; bilgi edinme, kodlama, saklama, hatırlama ve yeri geldiğinde geri çağrılma sürecine destek olan zihinsel bir simge. Neredeyse her alanda sorgulanmasının sebebi ise demografik, biyolojik, fiziksel ve sosyo-kültürel özelliklerin insanların biçim ve mekânsal hareket algısını etkilemesi. Ki aynı çevrede yaşayan benzer özelliklerdeki iki insanın biçimsel algısı bile büyük farklar içerebiliyor.

Nesilden nesile yol bulma: İnuit geleneği

İnuit olarak adlandırılan toplulukların her bir bireyine “inuk” deniliyor. Eskimo olarak tanıdığımız Kanada’nın kuzeyinde yaşayan topluluklarının genel adı da diyebiliriz. Buzdan yapılmış “igloo” evleri, kalın kürkleri, yelkenleriyle tanıdığımız inuit halkı; Kuzey Kanada, Alaska, Sibirya ve Gröndland gibi arktik bölgelerde hayatını sürdürdü. İklimin yarattığı zorlu koşullara adapte olan halk, yıllarca süren bir geleneğin ve yeteneğin temsilcisi haline geleceğinden elbette habersizdi. Verimsiz arazilerin avlanmayı, soğuk hava şartlarının yön bulma ve mağara inşa etme gibi yetenekleri güçlendirdiği kesin. Zira yüzyıllar sonra yerleşik hayata geçen inuitlerin bile, geçmiş topluluklardan habersiz olarak avcılık ve toplayıcılık yeteneklerinin dikkat çektiği söylenir. Bilişsel haritanın ve yetenek aktarımının tarihsel ve kültürel etkisine değinmek için de inutlere sık sık atıfta bulunulur.

Mesela Kanada’da yer alan korucu birlikleri… Küresel ısınmanın yarattığı iklim değişikliğinin en çok etkilediği yerlerden biri de Kanada, kuşkusuz. Arktik deniz ekosisteminde yaşananlar son 30 yılda, en kalın ve en eski buz tabakası bile yüzde 95 oranında azalttı. Antartika’da bulunan buz tabakalarının çözünmesi gömülü kaynakların kontrolü açısından çıkar savaşına zemin hazırladı. ABD ve Kanada da bu yarışın kazananı olmak ve iklim değişikliklerinin olumsuzlarını yaşamamak adına orduda bazı düzenlemeler yaptı. “Korucu birlikleri” olarak adlandırılan ve inuitlerden oluşan bir grup, ordunun diğer üyelerine geleneksel inuit teknikleriyle hayatta kalma yeteneklerini aktardı. Avcılık, toplayıcılık, besin tedariği ve en önemlisi yol bulma becerileri…

Inuitler arasında denizcilikle uğraşan bir grubun yıldızları doğal bir pusula gibi kullanarak rüzgârında etkisiyle yol bulduğu ve yöntemin zamanla geliştirildiği de iddia edilir. Hatta Hiwi, Inuit ve Yerli Amerikalılar gibi büyük gezginlerin, onlara hangi yönden baktıklarını söyleyen içgüdüsel bir anlayışa sahip oldukları düşünülür. Kısacası yön bulma, nesilden nesile geleneklerle aktarılan ve coğrafi özellikle bağlantılı adaptasyon süreci içeren bir kabiliyet olabilir.

Yol bulmada kadınlar, erkekler ve sosyo-kültürel farklılıklar

Yol ve yön bulma üzerine yapılan araştırmalar, erkeklerin bu becerilerinin daha gelişmiş olduğunu gösteriyor. Hatta navigasyon kullanımında bile kadınların, mekânsal algı ve yol bulma sürecini daha zorlu geçirdiği iddia ediliyor. Evolution and Human Behavior dergisinde yayınlanan ve Antropoloji Profesörü Elizabeth Cashdan’ın ilişkiler zincirini bir bütün halinde ele alan tek araştırma dediği çalışmada, Namibya’nın güneybatısında yaşayan “Twe” ve “Tjimba” adlı iki ayrı kabilenin üyeleri incelendi. Utah Üniversitesi tarafından sürdürülen araştırmada düzinelerce üyenin mekânsal algıları ve yol bulma yetenekleri sorgulandı. Bilimsel litaratürde yer alan ancak yalnızca varsayımlardan ibaret olan pek çok görev bir bütün olarak ele alındı.

Araştırma bulgularını kaleme alan Antropolog Layne Vashro ise psikoloji litaratürüne atıfta bulunarak, cinsiyetler üzerine yapılan araştırmalarda en çok süreklilik gösteren farkın yol bulma kabiliyeti olduğunu belirtmişti. Antropolojik çalışmalar ise aynı cinsiyete sahip insanların da farklılığına dikkat çekerek kat edilen yolun mesafesine odaklanıyor. Sorunun asıl cevabı ise bu iki durumun birleşiminden doğuyor.

Demans hastalığının tedavisi için yapılan ancak hipokampus odağında yol bulma yeteneğini inceleyen bir grup araştırmacı, geçtiğimiz yıl kadınların ve erkeklerin bu alandaki yeteneğini yeniden test etti. Toplam 57 ülkede neredeyse yarım milyondan fazla insan üzerinde yürütülen araştırma sonucu kadınların hâlâ yön bulma konusunda erkeklerden daha kötü olduğunu ortaya koydu. Ancak bazı dikkat çeken bulgular, aradaki farkın toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve kültürel özelliklerden dolayı meydana geldiğini gösterdi. İnceleme ve yorumlamaların ardından, kadınların toplumda ilerleme kaydettiği ülkelerde yön bulma yeteneklerinin daha gelişmiş olduğu sonucuna ulaşılıyor.

Fransız Ulusal Bilimsel Araştırma Merkezi’nde görev alan Dr. Antoine Coutrot araştırmayı yorumlarken; farkın, bilişsel yeteneklerden değil kadınların toplumdaki rolünden ve sosyo-kültürel etkilerden dolayı oluştuğunu ifade ediyor. Hatta bu durum matematik alanında da benzer. Kadınların yol bulma yeteneğinin arttığı ülkeler arasında ise ilk beş şöyle: Finladiya, Danimarka, Yeni Zelanda, Kanada ve Norveç.

Bu yazı ilk kez Ad Hoc Haziran 2020 sayısında yayımlandı.

Benzer Yazılar

Zaman, mekân ve engel tanımayan sanat

Ad Hoc

Hakikaten reklamlar eskisi kadar etkili mi?

Ad Hoc

Dışlanmışların uzayına hoş geldiniz: Philip K. Dick

Ad Hoc