Ekonomi

Önerge 22 ve düşündürdükleri

Kasım ayında ABD’de 59’uncu kez gerçekleşen başkanlık seçimleri, pek çok açıdan tarihte yer edecek ilkleri de beraberinde getirdi. Ülkenin ilk kadın ve siyahi başkan yardımcısının, ilk tam zamanlı bir işte çalışmaya devam edeceğini açıklayan First Lady’sinin ve hatta Beyaz Saray’ın ilk barınaktan alınmış köpeğinin belirlendiği seçimler, pek de üzerinde durulmayan ancak gelecekteki iş modelleri ve çalışan hakları için bir hayli belirleyici olacak ve iletişim anlamında da ileride bir “case study” olarak okutulabilecek bir ilke daha sahne oldu: Şimdiye kadarki en pahalı Oy Pusulası İnisiyatifi (Ballot Initiative) kampanyası.

Doğrudan demokrasiden gig ekonomisine

Oy Pusulası İnisiyatifleri, başkanlık seçimlerinde vatandaşların eyalet bazında çeşitli yasal düzenlemeler ve anayasal değişiklikler hakkında oy vermesini sağlayan bir “doğrudan demokrasi” aracı olarak nitelendiriliyor. Belirli asgari sayıda kayıtlı seçmen tarafından imzalanan bir dilekçe ile yine vatandaşlar tarafından bizzat önerilen bir tüzük veya anayasa değişikliği o eyaletteki oy pusulalarında yerini alıyor ve değişiklik doğrudan halk oylamasına sunuluyor.

Bu yılki seçimlerde ise gig ekonomisi devleri bu sürece dahil oldu ve bir süreliğine gözlerini, kulaklarını -ve cüzdanlarını- uzun zamandır başlarının dertte olduğu Kaliforniya’ya çevirdi. Önerge 22 (Proposition 22) adıyla bilinen inisiyatif, Uber, Lyft ve DoorDash gibi şirketler için çalışan kişilerin eyalet yasalarının bir süredir baskı kurduğu gibi birer şirket çalışanı olarak değil, serbest çalışan statüsünde sınıflandırılmaya devam etmelerine yönelikti. Çalışanların sağlık sigortası, ücretli izin gibi haklardan feragat ederek karşılığında şirketleri dev bir maliyetten kurtaracakları bu öneri halk oylamasına sunuldu ve şaşırtıcı bir biçimde Kaliforniya’lılar tarafından yüzde 58 oyla kabul edildi.

Peki, neler oldu da insanlar kendi haklarını savunmak yerine şirketlerin lehine bir tutum sergilediler? Cevap, şirketlerin kurduğu iletişim stratejisinde gizli.

Amaca giden yolda iletişimin gücü

Aslına bakarsanız seçimlerden altı hafta öncesine kadar işler gig ekonomisinde yer alan şirketler için hiç de iyi gitmiyordu. Kaliforniya Üniversitesi Hükümet Araştırmaları Enstitüsü’nün yaptığı anketlerde seçmenlerin sadece yüzde 39’u önerge için evet oyu kullanacaklarını söylerken yüzde 25 gibi büyük bir kısım hâlâ kararsızdı. İşte tam da bu noktada iletişimin -ve bolca paranın- gücü devreye girdi. Çetin bir mücadeleyle karşı karşıya kalacaklarını anlayan şirketler öneri lehinde başlattıkları kampanyaya 200 milyon dolardan fazla para akıtarak tarihin en pahalı oy pusulası inisiyatifini de gerçekleştirmiş oldular.

İletişim kampanyası kapsamında yapılan ilk iş, televizyon ve dijitaldeki tüm reklam alanlarını tabiri caizse “bombalamak” oldu. Öyle ki seçime az bir zaman kala iletişim çalışmaları yapmak istenen diğer farklı önerge başlıklarının bunu gerçekleştiremediği; çünkü tüm reklam alanlarının bu kampanya için satın alındığı söylentiler arasında.

Çalışanlara özgürlük ve esneklik

Yapılan çalışmalar elbette ki sadece reklamlarla da sınırlı kalmadı. Şirketler çalışanlarını ve müşterilerini, personelin aslında serbest çalışmaya devam etmek istediklerini ve bu yüzden verilecek evet oyunun onların lehine olacağını anlatan bir dizi uygulama içi bildirim ve e-posta ile “bilgilendirdiler.” Şirketler dış iletişim kadar iç iletişime de önem vererek kaleyi içten fethederken, ellerindeki tüm iletişim kanallarını ve müşteri datasını da kampanya için seferber ettiler.
Kampanyanın başarısıyla ilgili sekiz sayfalık bir rapor hazırlayan Uber ve Lyft, başarının sırrını kampanyanın ana mesajına bağlıyor. Sürücülere “özgürlük” ve “esneklik” tanıma üzerinden şekillendirdikleri çerçevede kampanya yüzü olarak bizzat sürücüleri kullanan şirketler, onların “seslerini duyurarak” oluşturdukları içeriklerle olayın insani yönüne dikkat çektiler ve seçmenlerin duygularına hitap etmeyi seçtiler. Süreç boyunca 120 binden fazla sürücünün kampanyayı desteklemek için başvuruda bulunduğu düşünüldüğünde, salt iletişimci gözüyle bakıldığında ne kadar akıllıca bir strateji belirledikleri tartışılmaz bir gerçek.

Kaliforniyalılar’a ulaşan doğru bir mesaj mıydı?

Tabii eğer bu gözlük etik, ahlaki ve vicdani değerler barındırmıyorsa. Çünkü hayır’cılara göre destek kampanyası, oldukça yanıltıcı ve çarpıtılmış bir mesaj ve çerçevede kamuoyuna sunuldu. Her ne kadar gig ekonomisi şirketlerinin söz verdiği değişiklikler ve yeni haklar eyalet yasaları tarafından işçilere tanınan haklardan çok daha zayıf olsa da, evet kampanyası bunları “tarihi” yeni haklar olarak paketleyerek oy verenlere sundu ve onları manipüle etti. Öyle ki LA Times gazetesine konuşan muhalefet sözcülerinden Nicole Moore, sonuçlar açıklandıktan sonra karşılaştığı insanların, önerge geçtiği için onu tebrik ettiğini söylüyor ve ekliyor: “Evet kampanyası, bekâr annelerin aileleri için nasıl ekstra para kazanacakları konusunda endişeli olduklarını ve bu yüzden Önerge 22’ye evet oyu vermek gerektiğini söyleyen videolar yayınladı. Ancak işin gerçeği Önerge 22 ile banka hesaplarında, temel işçi hakları hukuku ile kazanabileceklerinden çok daha az paraları olacak.”

Benzer bir biçimde Capitol Weekly gazetesinin yaptığı bir anket sonucu Önerge 22’ye evet oyu verenlerin yüzde 40’ının, aslında sürücülerin daha yaşanabilir bir ücrete erişmeleri için evet dediklerini söylüyor. Bu sonuç aslında mesajların çarpıtıldığı ve halkın neye evet dediklerini bilmedikleri bir seçim süreci yaşadığını bir nevi doğrulamış oluyor.

Teknoloji şirketlerinin gelecek istihdam modeli

Uber, Lyft ve DoorDash önderliğinde yürütülen kampanyanın sözcüsü Geoff Vetter’a göre “Kaliforniya kararını verdi” ve Önerge 22, gitgide daha fazla teknoloji temelinde yükselen ekonomilerin geleceğini temsil eden emsal bir karar olarak kayıtlara geçti. Uber’in CEO’su Dara Khosrowshahi de kararın kesinleştiği akşam sürücülere attığı bir e-posta ile serbest çalışma modelinin geleceğini garanti altına aldıkları için onlara teşekkür ederek önergenin söz verdiği değişikliklerin “en kısa sürede” yürürlüğe gireceğinin altını çizdi. Tüm bunlar olurken Uber’in borsa fiyatı yüzde 14’ten, Lyft’inki ise yüzde 11’den fazla değer kazanmaktaydı.

Kampanyanın başarısının ardından Uber ve Lyft, bu modeli diğer eyaletlerde de tekrarlayarak ülke çapında topyekûn bir zafer kazanmaya hazırlandıklarının sinyallerini veriyor. Evet kampanyasının taktiklerinin artık farkında olan hayır cephesinin bundan sonra ne yapacağı ise tartışmanın geleceğinde kritik rol oynayacak. Çoğunluğu sivil toplum örgütleri ve derneklerden oluşan hayır’cıların ekonomik anlamda gig ekonomisi şirketleriyle boy ölçüşemeyeceği tartışılmaz bir gerçek. Nitekim Kaliforniya örneğinde evet cephesiyle bütçesel anlamda 12’ye 1 gibi bir oranla savaşmaya çalıştılar ve sonuçta başarısız oldular. Ancak yine de umudu kaybetmek için henüz erken ve konu iletişim olduğunda -pek çok şey olsa da- her şey para değil. Konunun etik, ahlaki ve vicdani yönünün hayır’cılardan yana olduğu varsayılırsa, hayır cephesi için çalışan gruplar bir araya gelerek Kaliforniya’daki kampanya sürecini iyi okuyup kendilerine ders çıkartabilir ve doğru iletişim kanallarında, doğru mesajlarla oy verenleri ikna edebilirler. Ne de olsa dijital çağda iletişim dünyasının yakın tarihi, tek bir mesaj, reklam, kampanya ve hatta tweet ile gerçek anlamda “batan” veya “çıkan” şirket, kurum ve birey örnekleriyle dolu. Gig ekonomisini oluşturan şirketlerin bu örneklerden hangisi olacağını ise süreci takip edip hep beraber göreceğiz.  

Naz Uyulur
İletişimci

Benzer Yazılar

Gazeteciliğin gardiyanlarının ütopik başarısını alkışlarken…

Ad Hoc

Kırmızı ete alternatif: Alternatif et girişimleri

Ad Hoc

Zeki, çevik, progresif

Ad Hoc