Teknoloji

Online sergiler ve sanatın dijital hali

Online sergiler ve sanatın dijital hali

Bugünün sanatında daha özgür projeler, doğrusal dizgeden uzak duran sanatçılar gibi heterojen sanat eserleri görüyor; sanatın coğrafya, mekân ve güç ilişkilerinden uzak bir yerde konumlandırılmasıyla sanata erişim imkânını artıran projelerle karşılaşıyoruz. Sanat sözlüğünde müzeciliğin tanımı “Sanatsal, kültürel, tarihsel ya da bilimsel ürünlerin sürekli olarak sergilenmesi amacıyla yapılan veya kendisi bu sıralanan nitelikleri nedeniyle halka açık tutulan yapı” olarak geçiyor. Peki sanata, kültüre, tarihe ya da diğer eserlere erişim neden mekânla sınırlanıyor?

Teknolojik sıçramayla gelen sınır tanımaz sanat anlayışı

Teknolojinin getirdiği yeni düzen ve yarattığı büyük sıçrama çoğu alanı sınır tanımaz bir hale bürüdü. Sanat dünyasındaki gelişmeler dijitale, dijital kültüre ve yapay zekâ projelerine kadar ilerledi ve sanatın da geleceği sıkça konuşulmaya başlandı. Google Arts&Culture, sanatın ve kültürün demokratikleştirilmesi adına sadece dijitalin değil, geleneksel hizmetler veren müze ve galerilerin de yolunu teknolojiyle birleştirdi.

Bu platformun ortaya çıkış hikâyesindeki dikkate değer bir analizi de paylaşmak gerek. Eğer Rembrant’ın hayatı boyunca yaptığı tüm eserleri görmek isteseydiniz, 17 ülkeye ve 40 müzeye gitmek zorunda kalabilirdiniz. Bu da bugün en çok konuştuğumuz ve şikâyetçi olduğumuz karbon ayak izlerimizi artırma telaşından tutun da maddi kayıplara hatta buna imkânı olmayan sanatseverlerin hayal kırıklığına kadar eleştirel bir bakış açısı kazanmamıza sebep. Zira Google’s Cultural Institute and Art Project’in direktörü Amit Sood, TED 2016 konuşması sırasında, böyle bir seyahat programının ortalama 53 bin kilometre yol ettiğini ve 10 ton kadar karbondioksitin yayılmasına sebep olabileceğini belirtti.

Google, bu projeyle yapıtların hepsini birlikte görme imkânı tanırken; renkleri, stilleri, fırça darbelerini karşılaştırabileceğiniz bir başka imkân daha sunuyor. Çünkü bu platformda kullanılan gigapiksel teknolojisiyle kaydedilen resimler, ortalama 10 milyar piksel büyüklüğünde. Böylece incelemek istediğimiz esere tıkladığımızda tüm detaylarını görebiliyor ve o çok sevdiğimiz sanat eserleri içinde aslında görmediğimiz diğer anlamlara da ulaşabiliyoruz. Üstelik Türkiye dahil bugün pek çok ülkedeki müze ve galerileri inceleme imkânına da sahibiz. Bunun dışında kendi koleksiyonlarımızı oluşturabiliyor; sanatçılara, tarihi olaylara ve 360 derecelik videolara erişebiliyoruz.

Enstalasyon, dijital sanat ve renkli sokaklar

“Doğa, bir sanat yapıtı olarak görüldüğü zaman daha güzeldir” diyor Kant. Sanıyoruz ki artık şehirler ve yaşam alanlarımız da öyle. Sanatın yegâne amaçlarından biri estetik bir anlam oluşturmak olabilir. Ancak geçtiğimiz yıllarda buna ulaşmamız ya da bir başka ülkede yaşayan sanatçının bizim yaşam alanlarımıza kendi eserlerini taşıması oldukça zordu. 1960’lı yıllardan bu yana yerleştirme sanatı olarak da geçen enstalasyon sanatı, diğer sanat dallarında çok da önemi kalmayan mekânın değerini koruyor. Zira buradaki eser, çevresiyle beraber bir bağlam oluşturuyor ve ancak bu şekilde anlama kavuşabiliyor.

Enstalasyon çalışmalarını gerçek zamanlı projelerle hayata geçiren sanatçılar da sanatın geleceğini bir başka yere taşıyor, elbette. Çünkü sanatın farkındalık yaratan gücü, teknolojinin bilgiye erişim imkânıyla tamamlandıkça herhangi bir coğrafyaya ait mesele, tüm dünyayla buluşabiliyor. “Bir ağacı yok etmek bir insanı öldürmekle eş değerdir” sloganıyla yola çıkan ve insanla orman arasındaki bağlantıyı sergileme amacı taşıyan Philippe Echaroux, “The Blood Forest” projesiyle ormansızlaştırılma çabalarına dikkat çekmek için ilginç bir yöntem izledi. Pek tabii sanatını da buna dahil ederek…

Brezilyalı yerlilerin portrelerini yağmur ormandaki ağaçların üzerine yansıtarak konuya dikkat çekmek isteyen Echaroux, Brezilya’daki yağmur ormanlarında yaşayan Surui kabilesini ziyaret ederek kabile üyelerinin fotoğraflarını çekti. Ardından projeksiyon cihazıyla ormana yansıttığı etkileyici performansı tüm dünyaya sundu. Yağmur ormanlarında hazırlanmış ilk sokak sanatı olarak gündeme düşen bu çalışma birçoğumuz için ilham kaynağı niteliğinde; zira oldukça fark yaratıyor.

Geleneksel sanat eserlerindeki estetik kaygıyı biraz aşan ve daha çok kişinin dikkatini çekme amaçlı oluşturulan dijital sanat da bugün animasyondan çizgi filmlere, grafitiden oyunlara kadar pek çok yerde adından sıkça söz ettiriyor. Üstelik maddi açıdan çok büyük bedeller ödemeden ve formatı gereği herhangi bir mekâna sınırlı kalma ihtiyacı gütmeden… Dijital ya da klasik sanat eserlerini bugün evinizin sokağında, hatta muhtemelen çok kısa süre içinde hologram teknolojisinin de gelişimiyle evinizin her yerinde görebilirsiniz.

Online sergilerin ve dijital sanatın geleceği

VR ve AR teknolojilerinin gelişimi, yaygınlaşması ve pek çok sanatçı tarafından kullanılıyor olması online sergilerin ve dijital sanatın gelişme potansiyeli için oldukça etkili. VR All Art adlı platform bu yolda oldukça önemli adımlar atmaya başladı bile. Sanatı sunmayı, keşfetmeyi, deneyimlemeyi teknolojiyle birleştirmeyi amaçlayan uygulamanın misyonu da sürdürülebilir bir sanat algısı oluşturmak. Sonsuz bir sanal galeri alanı sunan VR All Art; sanatçılara, galericilere ve küratörlere zaman ve mekân bağımsız sanal bir oda sunuyor.

Platform, sanal gerçeklik cihazları sayesinde dünyadaki sanatseverlerin diledikleri an akıllı telefonlarından ulaşabileceği bir deneyim alanı da sağlıyor. Üstelik fiziksel temaslardan mahrum kaldığımız ve hareketlerimizi kısıtlamak zorunda olduğumuz bu günlerde, sosyal mesafelerimizi korurken güvenli ve yeni bir deneyime kapılarını araladıklarını belirttiler ve geçtiğimiz günler içinde kültürel kurumlara, müzelere ve hükümetlere sanal gerçeklik alanlarını kullanabileceklerine dair bir duyuru yayınladılar.

Sanata en çok ihtiyaç duyduğumuz bu zamanlarda sanatseverleri bu deneyimden uzak tutmayan başka galeri ve müzeler de bazı duyuruları paylaşmakta geç kalmadı. Louvre Müzesi, internet sitesi üzerinden bazı bölümlerini ücretsiz olarak izleyicilerine açtı. Sanal bir turla Antik Mısır’a doğru büyülü bir yolculuğa çıkmak ve ardından da Fransa’nın ve Louvre’un tarihine uzanmak gibi bir deneyimden bahsediyorlar. Ortalama 8 milyon eserin yer aldığı The British Museum da online sergi turuyla izleyicilerini 2 milyon yıllık bir tarih yolculuğuna çıkarıyor. Yolculukta Antik Rosetta taşı ve Mısır mumyalarını da bize eşlik ediyor.

Amsterdam’daki Van Gogh Müzesi’ni de Google Arts &Culture ile gezmek mümkün.

Türkiye’de de Sakıp Sabancı Müzesi “Akış/Flux: Marina Abramovic + MAI” adlı son sergisinin şimdiye kadar gerçekleştirilen bütün canlı performanslarının sosyal medya kanallarından izlenebileceğini duyurdu. Pera Müzesi’nin Google Arts &Culture’da yer alan sergilerini ve sayamayacağımız daha nice galeri ve müzeyi de es geçemedik zira kapanmalarının ardından pek çok müze bu deneyimler için bir alternatif oluşturmayı başardı. Tüm bu adımlar ise online sergi anlayışının gelişimini ve gelecekteki konumunu destekler nitelikte.

Benzer Yazılar

Felsefeden bilimkurguya, bilimkurgudan gerçeğe: Sanal gerçeklik

Ad Hoc

Trollere de işsizlik yolu göründü

Ad Hoc

Göz görür, gönül aldanır

Ad Hoc