Teknoloji

Onurlu ölüm ve ötenazi hakları

Dünya genelinde yaşam süresi uzuyor ve nüfus yaşlanıyor. Üstelik bu süreç gelişmiş ülkelerde yaşlı nüfus lehine çok derin bir eğimle yaşanıyor. Doğumlar tek haneli yüzdelerle hatta bazen eksilerde olabilirken, yaşam süresi 80’lerin üzerine çıkıyor ve 60 yaş üzeri nüfus yüzdesel ağırlığa erişiyor. Bu durumun genel sosyal güvenlik politikalarına, masraflara, insan ve aile ilişkilerine ağır bir baskısı var. Kendine bakacak veya yakınlık gösterecek kimsesi olmayan, kendine bakılmasını ya da yakınlık gösterilmesini istemeyen ciddi bir yaşlı nüfus ortaya çıkıyor. Bunun yanı sıra yaşla birlikte ortaya çıkan hastalıklara duçar olan ve bakıma muhtaç kesimin oranı da aynı şekilde artıyor. Onurlu ölüm hakkı ve ötenazi hakkı bu çerçeveden mutlaka değerlendirilmesi gerekiyor.

Ayrıca yaşla ilgisi olmayan ölümcül hastalıklar veya kazalar sebebiyle hayatta kalma umudu olmaksızın bakıma muhtaç hale gelen ve duyduğu fiziksel ve/veya ruhsal ıstıraplar sebebiyle ölüm pahasına kurtulmak isteyen insanların sayısı da dikkat çekiyor. Toplumsal baskı ve dinî inançlar çoğu zaman insanların onurlu ölüm ya da ötenazi hakkını reddediyor olsa da insan hakları açısından bireyin bilinçli, meşru ve gerekçeli tercihi olan bu hakkın tanındığı hukuk sistemleri gelişiyor ve sayıları giderek artıyor.

Onurlu ölüm hakkını bireye tanıyan hukuk sistemleri, en fazla altı ay ömrü kalacak şekilde ölümcül hastalıklardan mustarip bireylerin belli şartlarla hekim gözetimi ve sistematik uygulamalarıyla kendi isteğiyle ölme hakkını tanımlı şartlar çerçevesinde kişiye bırakıyor. Bu hakkı siyasi ideolojilerinden, devletin hükümet etme hakkından ve görevinden, toplumların dinî ve ahlaki temayül ve dogmalarından ayrı tutuyor.

Onurlu ölüme müsaade Onurlu ölüm ve/veya ötenazi (aktif veya pasif olarak ayrılmak üzere) hakkını tanıyanların içinde ABD’de dokuz eyalet ve District of Columbia (federal başkent), İsviçre, Belçika, Almanya, Hollanda, Tayvan, Kanada, Hindistan ve Lüksemburg gibi ülkeler bulunuyor. Hatta ABD’nin Montana eyaletinde bu yönde bir kanun olmamasına rağmen Montana Anayasa Mahkemesi tarafından verilen bir karar sayesinde onurlu ölüm talebi ve uygulaması hukuka aykırı olmaktan çıkarılmış durumda. Türkiye’de ise ötenazi ve/veya onurlu ölüm uygulaması cinayet veya intihara yardım olarak niteleniyor ve ceza kanunu tarafından yasaklanıyor.

Onurlu ölüm hakkını mevzuatına sokan hukuk sistemlerinde temel benzerlikler ve çok detaylı düzenlemeler var. Bu temel hakka karşı olan kesimler, bu düzenlemeleri “intihar” gibi jenerik bir sıfatla suçlayıp töhmet altında bırakma gayreti içinde olsa da söz konusu düzenlemeler hem bu hakkın istismarının önüne geçiyor hem de hakkın meşru ve amacına uygun şekilde kullanılabilmesi sağlanıyor. Kanunun uygulanması çoğu zaman ilgili ülkenin sağlık bakanlığı tarafından takip ediliyor ve denetleniyor.

Hastanın onurlu ölüm hakkından faydalanarak ölümünü hızlandıracak ve ıstırapsız kılacak ilaç kürü hekim tarafından uygulanıyor. Tabii bu hakkı kullanmak için ilgili hukuk sistemlerinin aradığı bazı kesin şartlar var.

Şartlar sağlanmazsa ölüm hakkı da yok

Hastanın mutlaka; reşit olması, akli melekelerinin tam ve yerinde olması, ruhsal sağlığının yerinde olması, makul ve güvenilir bir tıbbi teşhis çerçevesinde altı ay içinde ölümün gerçekleşecek olmasının beklenmesi gerekiyor. Bunların yanı sıra hekim tarafından uygulanacak ilaç kürlerini, hastanın bizzat kendisinin alabilir ve uygulayabilir fiziki durumda olması gerekli. Üstelik yukarıdaki şartların sağlandığı da ayrıca bir hekim heyeti tarafından tasdik edilmeli. Tüm bu şartlar yerine getirildiğinde ölüm de hak da mümkün.

Bazı ülkeler ve eyaletler, bu şartlara ek olarak çeşitli uzunluklarda veya bu uygulamanın yapılacağı dönem boyunca ilgili ülkenin veya eyaletin mukimi olma şartını da getiriyor. Bütün bu fiziksel ve mental şartlara ek olarak onurlu ölüm hakkından faydalanma kararının ve iradesinin mutlak ve sağlıklı olduğundan emin olmak adına öngörülen aşamalar da var.

İlk olarak sözlü talepte bulunulması gerekiyor. İlk sözlü talep üzerine en az 15 gün olmak üzere bir bekleme süresini tamamladıktan sonra ikinci sözlü talep gerçekleşiyor ve yine ikinci sözlü talep üzerine en az 15 gün olmak üzere bir bekleme süresi daha… Son olarak yazılı talep ve yeniden bekleme… Bu aşamalar sonunda hâlâ hastanın iradesi onurlu ölüm hakkından faydalanmak yönündeyse ilaç uygulamasına başlanıyor. Şunu da eklemek gerekir ki bazı eyalet ve ülkeler tüm aşamaların üzerine, ilaç uygulaması başlamadan en az 48 saat önce verilmesi gereken bir yazılı teyit daha arıyor.

Onurlu ölüm başka ötenazi başka

Kamuoyu nezdinde onurlu ölüm veya tıbbi yardımla ölüm ile ötenazi arasındaki farklar da yeterince anlaşılmalı. Her ikisi de sürekli fiziksel ve psikolojik ıstırabı dindirmek ve sona erdirmek için yapılan ve sonucunda tercih sahibinin ölümü olan süreçler olsa da aralarında farklar bulunuyor.

Ötenazi durumunda hukuk, bir hekime hastanın veya hastanın bilincinin kapalı olduğu hallerde ailesinin izni alınmak kaydıyla hastanın hayatını ıstırapsız şekilde sona erdirebiliyor. Onurlu ölüm uygulamasında hekim, hastanın yukarıdaki şartlara ve aşamalara tabi olmak kaydıyla ortaya koyduğu talebe binaen hastanın ölmeye ilişkin rızasının yerine gelmesinde tıbbi destek ve yardım sağlıyor. Hastanın konu hakkında rızası alınabilecek iken rıza alınmadan hekim tarafından uygulanan ötenazi ise diğer durumlarla aynı kategoride asla mukayese edilmeyecek bir durum teşkil ediyor ve cinayete giriyor.

Günümüzde uluslararası kamuoyu ve farklı gelişmişlik seviyelerinden birçok ülke için onurlu ölüm ve ötenazi hakları etik ve hukuksal açıdan tartışma konusu. Çoğu zaman holistik yaklaşımlar geliştirilebilecek ortamlarda tartışılan bu konunun ülkemizde artık tabu olmaktan çıkıp aynı şekilde değerlendirilmesi gerekiyor.

Yazı: Avukat Burçak Ünsal

Benzer Yazılar

Yeni hayat yeni hukuk

Ad Hoc

Etik korsanlar dönemi

Ad Hoc

Niye patent başvurusu yapılmalı?

Ad Hoc