Ekonomi

Orta sınıfta neler oluyor?

ABD’nin 2020 başkanlık yarışının aday adaylarından Bernie Sanders 12 Haziran günü George Washington Üniversitesi’nde yaptığı konuşmasında, New Deal politikalarıyla Büyük Buhran sonrası Amerikan toplumunun yeniden refaha erişmesini sağlayan Franklin Delano Roosevelt’in 1944 tarihinde yaptığı pek de bilinmeyen bir konuşmasını hatırlatmıştı. Bu konuşmasına “İkinci Haklar Bildirgesi” adını vermişti Roosevelt: “Var olan politik haklar ‘mutluluk peşinde koşma’ eşitliğini hepimiz için mümkün kılmadı. Bu politik hakları, istihdam, konut, sağlık, eğitim ve daha fazlasına erişmemizi garanti altına alacak ekonomik haklarla desteklemeliyiz.”

2020 seçimleri öncesinde başkan adaylarının televizyon programlarında yarışmaya başladığı şu günlerde, Amerikan toplumunda zor günlerden geçen orta sınıfları ve çalışan aileleri gündemine taşıyan yalnızca Sanders değil. Kamala Harris ve Elizabeth Warren de söylemlerini eşitlikçi ekonomik öneriler etrafında kurguluyor. 2016 seçimleri öncesinde, hatta 2008’in hemen sonrasında hız kazanan bu öneriler bugünlerde ABD için daha radikal sayılabilecek önerilere evrildi. Bildiğiniz gibi bugünlerde ABD’de üniversiteden mezun olanları hayat boyu sürecek kabuslara sürükleyen öğrenci kredilerini (44 milyon Amerikalının öğrenci kredisi borçları 1,5 trilyon dolara ulaşıyor) affetme ve herkesin sağlık sisteminden yararlanmasının önünü açacak yasama önerileri tartışılıyor. Bu düzenlemeler ve söylemlerle politik temsiliyetini edinen mevcut durumu, geçtiğimiz yaz United Way Alice Project’in ABD hükümet verilerinden derlediği istatistiklerle bir arada okuyalım. Ağustos ayında yayınlanan istatistikler dünyanın en zengin toplumunun, en büyük ekonomisinin, aynı zamanda hanelerinin yüzde 43’ünün temel yaşam masraflarını karşılamakta güçlük çeken bir sosyoekonomik sisteme dönüştüğünü ortaya koyuyordu. 50,8 milyon hane konut, gıda, ulaşım, çocuk bakımı, sağlık bakımı ve akıllı telefon faturası gibi bileşenleri olan aylık bütçenin altından kalkamıyordu.

NY Times ve The Guardian yazarı ve Economic Hardship Reporting Project üyesi gazeteci Alissa Quart, 2018 yılında yayınlanan Squeezed: Why Our Families Can’t Afford America kitabında, ABD’de bugün orta sınıf bir hayatın 20 sene öncesine nazaran yüzde 30 daha maliyetli olduğunu ortaya koyuyor. Pew Research Center verileri de başka bir boyutta bu gerçeği doğruluyor. 2008 finansal krizi öncesinde Amerikan toplumunun yüzde 25’i kendini alt ya da alt orta sınıfa mensup görürken, kriz sonrasında toplumun yüzde 40’ı kendini piramidin en alt basamağında görmeye başlamış durumda. Farklı bir araştırmaya göre, ABD’nin 40 yıl boyunca en büyük sosyo-ekonomik grubunu oluşturan orta sınıflar 2015 yılı itibarıyla bu konumunu yitirmiş durumda. 1970 yılında ulusal gelirin yüzde 62’sine sahip olan orta sınıf, 2014 yılında pastanın yüzde 43’üyle yetinmişti.

Orta sınıflara ve işçi ailelere dair bu trend bugün de geçerliliğini koruyor. Mayıs ayında yayınlanan Under Pressure: The Squeezed Middle Class başlıklı OECD raporu da 40 gelişmiş ülkedeki orta sınıfın düşüşünü ve ekonomik etkisini yitirdiğini tasdikliyor. 1942-1964 yılları arasında doğan baby-boomer’ların yüzde 70’i 20’li yaşlarında orta sınıfa mensupken, bugün 1983-2002 yılları arasında doğan milenyum kuşağı için bu oran yüzde 60’larda kalıyor. Orta sınıflar, 1980’lerde OECD üye ülkelerinin yüzde 64’ünü oluştururken, bugün yüzde 61’ini oluşturuyor. OECD Genel Sekreteri Angel Gurría, özellikle konut sahipliği ve eğitimi erişilebilir kılmaları için hükümetlere vergi politikalarını gözden geçirme ve bir dizi reform yapma çağırısında bulunarak ekliyor: “Bugünlerde orta sınıf, kayalıklar arasında sallanan bir tekneyi andırıyor.”

Boyut önemli mi?

Brookings Institution’dan global orta sınıflar çalışmalarıyla tanınan Homi Kharas, globalleşme sonrasında Doğu ve Güney Asya’da yaşanan ekonomik hareketliliğin dünya ortalamalarını da etkilediğini belirtiyor. Dünya nüfusunun yarısını oluşturan bu bölgelerde, son 30 yılda kaydedilen performans global orta sınıfın da tüm dünya nüfusu içinde yüzde 48’lik bir büyüklüğe erişmesini beraberinde getirdi.

Orta sınıfların Batı’da daralırken -ki bu trend pek çok ekonomiste göre sınıflar arasındaki gelir uçurumunun arttığı anlamına geliyor- tüm dünyada büyümesi ilk bakışta iyi bir haber gibi görünse de dikkate alınması gereken asıl göstergeler belki de artan yoksulluğa dair. Center for Global Development’tan antropolog Jason Hickel ile teknoloji ve kalkınma uzmanı Charles Kenny’nin ortak kaleme aldıkları “12 Things We Can Agree On about Global Poverty” makalelerinde bazı uyarılarda bulunuyorlar. Ekonomik ilerlemeye dair tek bir anlatı olmadığını, sonuçların kullanılan ölçüm metodolojilerine göre farklılaştığını ve dolayısıyla her birinin farklı bir global ekonomi hikâyesi ürettiğinin altını çizen yazarlar, günde 1,90 doların altında yaşayan insan sayısının düştüğünü ancak sağlıklı beslenme ve ortalama yaşam standardı sürme sınırı olarak belirlenmiş günlük 7,40 dolar sınırının altında yaşayan insan sayısının 1981 yılında 3,19 milyarken 2013 yılında 4,16 milyara ulaştığını hatırlatıyorlar.

Yani, orta sınıfların nüfustaki boyutu tek başına yeterli bir gösterge değil. Orta sınıfların bugüne dek tanımlanması en zor ya da birbirinden farklılaşan pek çok tanıma sahip ekonomik sınıf olduğunu da hatırlamak gerekiyor. Gelir, tüketim tarzı ve kültürel tercihler gibi parametreler kadar bölgesel ve dönemsel faktörler de orta sınıfa dair her defasında yeni tahayyüller üretiyor. Fortune dergisinin hazırladığı The Shrinking Middle Class: How We Got Here, And Why raporu orta sınıfları ölçümlemenin zorluğu kadar bu grubun değişen koşullarını belgelemenin de zorluğuna dikkat çekerken en azından günümüz için geçerliliği tartışmaz görünen bir sabit belirliyor: Artık Amerikan rüyasının peşinde koşmak birçok insan için fazlasıyla yorucu.

Ortanın halleri

Fortune raporu, orta sınıfın erimesinin ardında birçok neden sıralıyor. Bunlardan biri de işsizlik rakamlarının düşük seyretmesinde rol oynayan gig ekonomisi. Yakın zamanda McKinsey’in ABD ve Avrupa’dan 162 milyonluk bordrosuz çalışan nüfus üzerinde yaptığı araştırma, bu nüfusun 23 milyonunun düzenli ve tam zamanlı bir işte çalışmayı tercih edeceğini belirttiğini, 26 milyonunsa kendini “meteliksiz” olarak nitelendirdiğini ortaya koyuyor.

Centers for Disease Control verilerine göre 2017 yılında 43 milyon Amerikalı hastane faturasını ödemekte zorlandı, üstelik bu grubun yüzde 12’si federal standartlara göre “yoksul değil” kategorisine mensuptu. Yalnızca sağlık masraflarını karşılamak değil, Amerikan rüyasının asli bileşenlerden üniversite diploması ve konut sahipliği gibi statülere erişebilmek bile gün geçtikçe zorlaşıyor. New York Merkez Bankası’nın 2018’in üçüncü çeyreğinde açıkladığı raporlara göre konut kredisi borçları tarihin en yüksek hacmine, 13,51 trilyon dolarlık bir büyüklüğe erişti. Orta sınıfı son 30-40 yılda kırılganlaştıran tüm bu detaylara toplumsal cinsiyet ve etnik kimlik gibi girdiler eklendiğinde, Amerikan toplumunun istihdam, tüketim, borçlanma ve yaşam standardı konusundaki ayrımları çok daha net bir şekilde ortaya çıkıyor.

Sınıf, kader midir?

Amerikan rüyasını ya da refahla taçlanmış herhangi bir başarı hikâyesini gerçeğe dönüştürmek giderek zorlaştığında, sınıfsal aidiyet de bir kadere dönüşebiliyor. Birleşik Krallık’tan bazı acı istatistikleri analım. Office for National Statistics verilerine göre, Middlesbrough’ta yaşayan orta sınıf mensubu işçi bir kadınsanız, Hampshire’ın Halt mahallesinde yaşıyor olsaydınız öleceğiniz tarihten 7 yıl daha erken ölme ihtimaliniz yüksek. Department of Education verilerine göreyse, sınırlı imkânlara sahip bir çocuksanız, Genel Orta Öğretim Sertifikası sınavlarında başarılı olmanız yüzde 27 daha düşük bir ihtimal. UCL Institute of Education bulguları da özel bir okulda eğitim görürseniz, 40 yaşına ulaştığınızda devlet okulunda okusaydınız erişeceğiniz ücret skalasının yüzde 35 daha fazlasını kazanacağınızı ortaya koyuyor. Heriot-Watt Üniversitesi’nden konut ve toplumsal politika profesörü Suzanne Fitzpatrick’ın araştırmaları da gösteriyor ki yetişkinliğinizde evsiz bir bireyseniz, çocukluğunuzun da yoksulluk içinde geçmiş olması gayet yüksek bir olasılık.

Orta sınıfın ekonomik gücünü yitirmesi ya da orta sınıfın ötesinde dünya nüfusunun giderek yoksullaşması, yalnızca üretim ve tüketim hacmini değil, kültürden sanata, gündelik hayattan siyasete her alanda etkisini hissettirecek bir gelişme. Meta, hizmet ve içerik üretenlerin bu gerçek karşısında ne kadar hazır oldukları da bir muamma.

Benzer Yazılar

Bir Birleşik Krallık muamması

Ad Hoc

İşte durum ve duruş

Ad Hoc

Duvarları yıkmak mı gerekli inşa etmek mi?

Ad Hoc