Tematik

Örtündüğünde bile görünür kalan beden

Örtündüğünde bile görünür kalan beden

Bedenin görünürlüğü kimi toplumlarda kapanarak kimi toplumlarda ise açılarak kendini ele veriyor. Farklı coğrafyalarda görünürlüğün, kadın özgürlüğünün ve toplumsal katılımın, beden politikalarıyla eklemlenme hali farklı anlatılara ve algılara gebe oluyor. Ancak bu anlatı ve algılar söz konusu beden olduğunda benzer iktidar rejimlerini yansıtabiliyor. Örneğin Ortadoğu’da ve Avrupa’da…

‘Saçlarım arasındaki rüzgâr’
Uluslararası Af Örgütü’nün rakamlarına göre 2018 yılında İran’da 39 kadın başörtüsü protestoları nedeniyle tutuklandı. Kadın hakları konusunda mücadele veren 55 kişi de işlerinden alıkonuldu. Başörtüsü kanunu 1979 devriminin hemen ardından uygulanmaya başlanmıştı İran’da. Aradan geçen 30 yıl, ülke kadınlarının başörtüsü zorunluluğunu destekleyenler, başörtüsü takmayı reddedenler ve başörtüsünü sahiplenirken bir kadının seçme özgürlüğüne sahip olması gerektiğini savunanlar olarak kamplaşmasını sürdürüyor.
Ülkenin katı şeriat kanunlarının hedefi olmuş ancak bu kanunlara karşı protestolarını sürdürmüş gazeteci ve aktivist Masih Alinejad, göç ettiği Londra’dan 2014 yılında paylaştığı bir fotoğrafla, toplumsal karşı çıkışın sembolüne dönüşmüştü. Paylaştığı fotoğrafında başı açıktı Alinejad’ın; 2018 yılında yayınladığı kitabına verdiği isimle “saçları arasındaki rüzgârı” hissediyordu. Alinejad bugün ABD’de yaşıyor, ülkesinden tehditler almaya devam ediyor. İran’da kalan kadınlar arasındaysa, tartışmalar sürüyor.

Benzer yasaklar, farklı istikametler
Ortadoğu’nun kuzeybatısında ise tarih, aynı dönemlerde ters istikametteki gelişmelerle ilerliyordu. Avusturya, 2017 yılında mahkemeler ve okullar gibi kamusal alanlarda yüzün tamamını örten peçelerin giyilmesini yasakladı. Aralık 2016’da seçimi neredeyse kazanmış aşırı sağ Freedom Party’nin yükselişini önlemek için atılan bir adımdı bu. Sosyal demokratlardan ve muhafazakârlardan oluşan koalisyon yüzü tamamen kapatan uygulamaların açık toplumun dayandığı temel prensiplerden biri olan açık iletişimi engellediğini savunuyordu.
2015’de ise İtalya’nın bazı şehirlerinde yerel yasaklar getirilmişti İslami örtünme tarzına. 2016’da Bulgaristan, kamusal alanda yüzlerini örten kadınları para cezasına çarptıracağını ve sosyal yardımları keseceğini duyurdu. Danimarka Parlamentosu ise 2018 yılında benzer şekilde örtünen kadınları para cezasına tabi tutma kararı aldı.

2000’li yıllarda İsviçre’den İspanya’ya, İngiltere’den Belçika ve Rusya’ya çoğu Avrupa ülkesinde benzer gelişmeler yaşandı. Bir kısmının İslami örtünme stillerinin ötesinde çok daha kapsamlı bir tasarı olan kamusal alanın dini sembollerden arındırılması hedefinin bir parçası olduğu bu uygulamaların en ihtilaflısı Fransa’da yaşandı. 5,7 milyonla Avrupa’nın en kalabalık Müslüman nüfusuna sahip ülkesinde başörtüsü tartışmaları 1989’dan bu yana sürüyor. Çeyrek yüzyılda ülkede uygulanan pek çok yasak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin inanç ve ifade özgürlüğünü ihlal etmesi gerekçesiyle askıya alındı, Fransız otoriteleri tarafındansa Fransız ulusal kimliğiyle çeliştiği için farklı dönemlerde yeniden gündeme alındı. Bu gündem, 2007 yılında feminist tarihçi Joan Wallach Scott’ın The Politics of Veil kitabıyla bambaşka bir çerçevede, “cinsel fark” tartışmaları üzerinden ele alınmaya başlandı.

Kadın bedenini örten ve gösteren politikalar
Başörtüsü tartışmalarında hakim söylemin tarafları, başörtüsünün kadınları özel alana hapsettiğini, toplumsal görünürlüğüne engel olduğunu ve patriarkal bir düzene tabi kıldığını öne sürüp yasaklanması gerektiğini savunanlarla başörtüsünü takmanın ya da takmamanın kadının kendi tercihine bırakılması ve kişisel özgürlükler kapsamında ele alınması gerektiğini önerenlerden oluşuyor. The Politics of Veil kitabı ise, yasak tartışmasının özellikle Fransa’da aldığı biçimin ikiyüzlü bir güç rejimini yansıttığını savunuyor. Aynı zamanda söylemsel paradoksların tarihçiliğini de üstlenen yazar, başörtüsü tartışmalarında eksik olan bir soruyu hatırlatıyor: Genç öğrencilerin İslam’da iffet ve tedbire dair bir kapanma sembolü olan başörtüsü takmalarını, Fransızların algısında “gösterişli” ve “dikkat çekici” bir jeste dönüştüren nedir? Örtünmemiş cinsellik idealini eril bakışın erişiminde olmasıyla tanımlayanlar, İslam’ın örtünmüş cinselliğine cephe alarak, Fransız cumhuriyetinin idealleri arasındaki şeffaflık, aynılık ve eşitlik normlarının; cinsel farkı ortadan kaldırmadığını, bilakis inkâr ettiğini öne sürüyor tarihçi.

Gündelik Yaşamda Avrupalı Müslümanlar kitabının yazarı sosyolog Nilüfer Göle ise Fransa ya da Avrupa’da bir ikiyüzlülük görmektense, artık anlatının değişmesi gerektiğine inanıyor. Avrupalıların Müslüman kadınlara baktığında birer mağduriyet hikâyesi ya da özgürlüğünü yitirmiş bireyler görmektense, Avrupa bağlamında icra edilen Müslümanlığa yeni bir gözle yaklaşmalarının zamanı geldi Göle’ye göre. Zira Avrupalı Müslüman kadınlar hem başörtüsü taşıyor hem de eğitimleriyle, iş hayatındaki girişimleriyle kamusal alanda etkin bir görünüm sergileyebiliyor. Nilüfer Göle şöyle anlatıyor: “Bu kadınlar ailelerinin yaşadığı veya dini geleneklerin işaret ettiği gibi dini kimliklerini mahrem şemsiyesi altında değil, görünür olarak yaşamayı tercih ediyorlar ve başörtüleriyle bunun altını çiziyorlar. Adeta feministlerin kadını toplumda görünür kılma çabasını başörtüsüyle gerçekleştiriyorlar. Yani Müslüman kadının artık, İslami kodların ve Avrupa normlarının ötesine geçtiğini ve sadece görünür azınlık değil, toplumsal hayata güçlü katılımlarıyla aktif azınlığa dönüştüğünü de söyleyebiliriz.”

Fotoğraf: Başak Tuncer

Benzer Yazılar

Görsel kültürde görünür olan tam olarak ne?

Ad Hoc

Uzay ‘evimiz’ olabilecek mi?

Ad Hoc

Paraya yaklaşımda kültür belirleyici

Ad Hoc