Tematik

Paraya yaklaşımda kültür belirleyici

Paraya yaklaşımda kültür belirleyici

Kültürün iş yapış biçimlerini ve finansal kararları etkilediğine yönelik pek çok çalışma mevcut ancak bu farklılıkların parayla mı yoksa her ülkenin kurumsal, yasal, siyasi ve toplumsal bağlamıyla mı ilişkili olabildiğini kestirebilmek güç.

18 Mart günü Avrupa Merkez Bankası faiz oranlarını yükselteceği tarihi erteleyerek bir süre daha -en azından yıl sonuna dek- düşük faiz oranlarını sürdüreceğini açıkladı. Avusturyalılar ve Almanlar ING IIS Savings 2017 raporuna göre düşük faiz durumlarından en çok rahatsızlık duyan toplumlar arasında görünüyor. Aynı durum Almanca konuşan İsviçreliler için de geçerli ancak biraz güneye inildiğinde, İspanyolların ve İtalyanların çok da hoşnutsuz olmadıkları ortaya çıkıyor. Bunun nedeni yalnızca ekonomilerinin daha zayıf olması değil, Eurostat verilerine göre finansal risk algısında kültürün ve konuşulan dilin fazlasıyla etkin bir rol oynaması.

Örneğin İspanya düşük faizler nedeniyle Avrupa’nın en yüksek ev sahipliği oranlarını barındırıyor. Onları İtalyanlar ve Finlandiyalılar takip ediyor. Oranın en düşük olduğu ülke ise Almanya. İtalyanlar, Almanlardan çok daha az para kazanmalarına rağmen ev sahipliğinde Almanları solluyorlar zira faizlerin yükselişe geçme olasılığı, kredilerin geri ödeme koşulları çok daha zorlu olsa da, onları bir an önce harekete geçmeye zorluyor. Tasarruflarından elde ettikleri faiz oranlarına yönelik duygularında da farklılık gösteriyor Avrupalılar. Almanya ve Belçika, bu konuda en rahatsız iki ülkeyi oluşturuyor.

Sosyo-linguistik farklar

Paraya yönelik tutumları aydınlatan bir başka gösterge de insanların tasarruf davranışları ve hükümetlerinin birbirinden farklılık gösteren bütçe politikaları. Alman hükümeti, para politikalarında oldukça saplantılı -bu kelime Emmanuel Macron’a ait- davranıyor zira ekonomi yorumcularına göre 1920’lerde yaşanan aşırı enflasyon bir travma olarak Alman siyasetçilerinin toplumsal belleklerinde
tüm gücünü koruyor. Almanca, Fransızca ve İtalyanca konuşan üç sosyo-linguistik gruba ev sahipliği yapan İsviçre’de ise paraya yönelik tutumlar milliyet ya da servet dışı etkenlerin
belirleyiciliğinde.

Benjamin Guin’in 2017 yılında yayınladığı Culture and Household Saving makalesi Almanca konuşan İsviçrelilerin tabiri caizse pinti olduğunu ortaya koyuyor. Credit Suisse’in yayınladığı bir başka raporsa kendi kendine yeterlik, yaşamdan keyif almak, empati ve diğerlerine yardım etme isteği ve parayı idareli kullanabilme yeteneği gibi başlıklarda İtalyanca, Fransızca ve Almanca konuşan İsviçrelilerin birbirlerinden epey farklılaştığı çıkarımını yapıyor. Almanca konuşanlar, yaşamdan en az zevk alan ancak empati ve yardım etme isteği en gelişmiş olan grubu oluşturuyor. İtalyanca konuşanlar
yaşamdan zevk almayı biliyor ancak görünüşe bakılırsa parayı idareyi kullanma konusunda diğer iki sosyo-linguistik gruptan daha düşük bir performans sergiliyorlar. Swiss National Bank de buna paralel olarak Fransızca ya da İtalyanca konuşan İsviçrelilerin, Almanca konuşan İsviçrelilere nazaran daha az enflasyon karşıtı olduğu bulgusuna erişiyor.

İngiltere’deki göçmen aileleri ve çocuklarının paraya yönelik tutumlarını çalışan London School of Economics ekonomi profesörlerinden Berkay Özcan da kültürün ekonomik faaliyetler üzerinde bazı etkileri olduğunu ifade ediyor. Yale Üniversitesi ekonomi profesörlerinden M. Keith Chen’in kaleme aldığı “The Effect of Language on Economic Behavior: Evidence fromSavings Rates, Health Behaviors, and Retirement Assets” makalesi konuşulan dilin yapısının bile ekonomik davranışlarda rol oynayabileceğini ortaya koyuyor ve Almanca’da hem borçluluk hem de ahlaki suçluluk anlamına gelen “Schuld” sözcüğünü örnek gösteriyor. Bununla birlikte toplumsal karşılaşmaların ve kesişmelerin artmasıyla, kültür de sabit bir belirleyici olmaktan çıkıyor. Ekonomist ve psikologların buluştuğu nokta da bu: Kültürün ekonomik davranışlar üzerinde bir etkiye sahip olması, her zaman sahip olacağı anlamına gelmiyor.

Benzer Yazılar

21’inci yüzyılda ‘flâneur’ olmak ya da olamamak…

Ad Hoc

Dijital kültür savaşları ve yeni muhafazakârlar

Ad Hoc

Ya sev ya da terk et: Bedensiz varoluşlar

Ad Hoc