Kültür

Paylaştığına aitsin

Paylaştığına aitsin

İnternetin günlük hayattaki yeri derinleştikçe “paylaşmak” kavramının anlamı ve kapsama alanı epeyce genişledi: “Eşite yakın parçalara bölüp ilgili taraflar arasında ‘üleştirmek'” anlamından çok öteye gitti. Ekmeğin paylaşılması gibi. Bir şeyin sahipliğinin, bölünmüş benzer parçalar üzerinden yaygınlaştırılması -miras paylaşımında olduğu gibi- yetersiz kalıyor. Bir kere bu anlamda sahiplik asıl paylaşılan şey. Bir tür ortaklığı ayırmak, sahipliği bölmek, bölüştürmek…

Yani özellikle 20’nci yüzyılın temeli olan sahiplik üzerinden tanımlanır hayat. Daha fazlaya sahip olabilmek başarı sembolü, ödülü olarak görülür. Eğitim, kariyer, yaşanacak şehir hatta evlilikler sahip olunabilecekler üzerinden değerlendirilir. Sahip olmanın pek küçük bir kısmı paylaşılırsa da “hayırsever”, “sosyal sorumluluk” sahibi gibi manevi tatminlere sahip olunur.

Bugün paylaşım ekonomisinden bahsediliyor. Şüphesiz bu yukarıda sayılan alışılmış anlamlardan kaynaklanıyor olsa bile artık apayrı, yepyeni bir durumu ifade ediyor.

Sahip olmak ise anla birlikte güçsüzleşiyor. Pek çok şeye sahip olmak eskisi kadar farklılaştırıcı, ayrıştırıcı ya da başarı sembolü olarak görülmüyor. Üstelik bazı şeylere sadece sahip olmak istenilen tatmin seviyesine erişmeye yetmiyor, hatta güdük kalıyor.

Şehirler, ülkeler, kültürlerarası göçler insanları köklerinden uzaklaştırıp, yalnızlaştırıyor. Köklerine dayansa, yeni yere yabancılaşıyor, göçtüğü yere göre davranmaya çalıştığındaysa kolay kolay kabul görmüyor. Plazada çalışan dışarıda, yerelde gelişen plazada itiliveriyor. Neye sahip olursa olsun… Ait olmak, sahip olmanın çok üzerinde bir ihtiyaç haline geliyor. Hele coğrafi, dinî, etnik kimliklerine de sığınılmazsa kendini uçsuz bucaksız bir boşlukta bulmak doğal hale geliyor. Hele insan tek başına ise…

Bakın kimsenin dışında kalmayacağı bir konu da ses, müzik. Sanayi Devrimi’nin en sosyalleştirici buluşlarından biri ses iletimi, kaydı ve yayınlanması.

Radyodan pikaba ne değişti?

Radyo, sesi geniş kitlelere ileten ilk cihaz. Özellikle, 2. Dünya Savaşı bütün korkunçluğuna ve yıkıcılığına rağmen, teknolojik ilerlemenin de en büyük itici gücü. Uçaklar, arabalar, iş makineleri kadar radyo alıcılarının da vericilerinin de gelişmesinin ana sebebi.

Paylaştığına aitsinAmerikalılar, Almanların aslında 1930’larda bulduğu manyetik bant kayıt sistemi ile 1945 sonrası, savaşı kazanınca tanışır. Radyo artık önceden kaydedilmiş sesleri kolaylıkla yayınlayacak hale gelir. Konserler, tiyatrolar bile yerinde kaydedilip radyoda yayınlanır. Radyo alıcıları da evlerde daha yaygın olarak yerini alır. Özellikle savaştan gelen alışkanlıklarla da bir sesli kutu, ailenin etrafında toplanarak aynı merkezden aynı şeyi dinlediği, kimsenin pek farklı bir şey duymadığı kaynaklardır. Herkes aynı müzikleri, aynı şov programlarını dinler ve sever. Hakkında konuşulacak en kolay ortak paydadır radyo.

Zamanla plaklar ve pikaplar da gelişir. Önce 78 sonra 33 ve 45 devirli plaklar, radyoda herkese aynı şeyin sunulduğu durumdan herkesin kendi istediğini dinlemeye geçişine olanak verir. Artık müzik ailenin ortak paydası değildir ama aradaki geçişkenlik bir süre daha devam edecektir.

Müzikal aidiyetler dönemi

Transistörlü radyolar ve taşınabilir pikapların çıkması müziği ve sesi ayaklandırıp evin dışına çıkarmıştır. Nereye gidersen müziğini de götürebilirsin. Müzik hâlâ birlikte dinlenebilir ve paylaşılır kaynaklardandır.

1973 petrol krizi, plakların pahalılaşması ve kalite düşüşü, oyunu değiştirir. Konser plak satmak için yapılırken, artık plak konser yapabilmek içindir. MTV ve müzik kanalları, müziğin görüntüsünü müzik kadar önemli ve farklı hale getirir. Artık zevkler ayrışmaya ve türler net farklılaşmaya başlamıştır, 1970’lerle birlikte.

Paylaştığına aitsin

Dinlenilen müzik aile, eş dost ile pek zor paylaşılır olmuştur. Benzer tür müzik dinleyenler kendi içlerinde alt kümeler oluşturur ve artık bu gruplara aidiyet önem kazanır.

Hızlan, sıkıştır, dağıt!

Manyetik bantlar küçüldükçe, taşınabilirlik daha da kolaylaşır. Çünkü hayat dışarıdadır. Kim olursan ol spor yapmak zorundasındır. Uyanan sokağa koşar. Jogging. Sony “Walkman” çıkararak bir de konuyu tesciller. Gerisi “taşınabilir kaset çalar” demelidir. Ama hepsini de dinlemek için kulaklığa ihtiyaç vardır. Zaten petrol krizi sonrası, müzik ritmini üretim bandının ritmiyle eşitleyince artık müziğin görevi hayatın temposunu korumak ve artırmak olur. Yürürken. Koşarken. Çalışırken. Ofiste. Fabrikada.

Artık hız her şeye hâkimdir. Hayat hızdır. Durmaksızın. Dijital çağ ile birlikte yenilikler peşi sıra gelir. Önce müziği sıkıştıran CD’ler, sonra mp3’ler… Sıkıştır sıkıştırabildiğin kadar. Hayat sıkışmıştır. Trafik sıkışmıştır. İş sıkışmıştır. Yemek hatta eğlence sıkışmıştır. Taşınabilir, küçük, erişilebilir aletler. Herkesin sahip olabileceği aletler. Ama bu alet sahipliği ile sınırlanır. Müzik sahibini kaybediverir. Kolay kopyalama, bilgisayarların gelişmesiyle, istediğin yerden istediğin şekilde indirilen müzik. Bedavadan.

Müzik dağıtımını gerçekleştiren “marketler” bir anda işlevsiz kalır. Az insan müzik satın alır. Çoğu indirir. Paylaşır. Bu “paylaşmak” artık dağıtım işlevinin adıdır. Fizik olarak müzik kaydı yok olmuştur. Mekanik kayıt biter, müzik mağazası biter. Hatta Apple dünya müzik dağıtımı tekeli olmaya çalışır. Dijital ortamın tek müzik satıcısı olarak çıkar. Ama artık kimse müziğe sahip olmak niyetinde değildir.

Paylaştıkça çoğalan, çoğaldıkça sessizleşen

Sahip olma çılgınlığı müzik için bitince, abonelikle istediğin kadar dinleyebileceğin akım yapıları ortaya çıkar. Paylaşımın her türüne olanak sağlayacaktır. Kimi kendi çalma listesini yapıp duruma, zamana, işine göre kendi sıralamasını dinler kimi başkalarınınkini. Yani başkalarıyla “paylaşmak” üzere yapılan listeleri. Sosyal medya ağları müzik paylaşımı için her geçen gün hayatı kolaylaştıracak yeni özellikler çıkarır. İnsanlar birbiriyle sevdikleri müzikleri paylaşır. Herkes kendi sevdiği tür, hatta o türün belli alt katmanlarında paylaşır. Yani bir türe ya da alt kırılımlarına “ait olmak”, o parçalara sahip olmanın çok ötesindedir, çevrede de aynı gruba ait olanlarla bir arada olunmaya çalışılır.

Paylaştığına aitsinYani kitlesel bir konu daha ortadan kalmıştır. Geniş kitlelerin bildiği hatta birlikte sevip dinlediği sanatçı ve gruplar yavaş yavaş kaybolacaktır. “Paylaşmalar” ancak benzerler arasında olacağından, ancak komşu ilgi alanlarına taşınabilir, ötesine değil. Ayrıca akım platformları da kimin ne zaman ne dinlediğini algoritma ve yapay zekâyla bildikleri için insanlara hep hoşlandıkları şeyler İlgi alanı dışına taşmaya algoritmalar bile izin vermez. Ait olduğun yer de artık balık sepeti gibi dışarı çıkışı zor hale gelmiştir.

Zaten kulaklık denen, her gün daha da mükemmel hale gelen cihaz, değil müziği, hayatı bile paylaşmaya engel olmaya başlamıştır. Metro, vapur iskelesi, otobüs duraklarına bakıldığında neredeyse herkesin göğsünden vücudunun parçası haline gelmiş bir kablo kulaklara bağlanır. Daha da yenilerde kulağa yerleştirilen alet her şeyi duymayı mümkün kılar.

Öte yandan ilk işlevi olduğu için telefon diye adlandırılan ama Ay’a ilk gidildiğindeki dönemde NASA’nın kullandığı bilgisayarların toplamından bile daha mükemmel aletler artık herkesin cebindedir. Müzik de telefona girivermiştir. Kulaklıktan dinlenir. Yolda, okulda, kafede hatta evde bile! Artık herkes kendi müziğini, sesini dinler. Kimseninkini duymadan. Hayatı da duymadan. Vapur yanlarında omuzları değen iki kişi ne çay karıştırma sesini ne martı sesini ne de şehrin herhangi bir sesini paylaşırlar.

Herkes tek tek, toplam hayatın akıl almaz ritminde hıza ayak uydurmak üzere dışarıda koşmakta. Ne yakalayacağını bilmeden.

Paylaşmak artık dapdaracık alt sosyal koruma çabasına dönüşüyor. Nasıl olsa sahip olacak anlamlı şey de kalmadı zaten.

Paylaşın ki hıza dayanın. Kaybolmayın.

Levent Erden, Akademisyen

Benzer Yazılar

Basit bir iddianın hediyesi: Animasyon

Ad Hoc

Deniz göçerleri

Ad Hoc

Anlatıya tutunmak ya da gezginden sonrası üzerine

Ad Hoc