Ekonomi

Pelerinsiz kahramanlar: Arama kurtarma ekipleri

17 Ağustos 1999 günü saatler gece yarısı 3.02’yi gösterdiğinde birçoğumuzun büyük bir gerçekle yüzleştiği ve deprem kavramının “sesimi duyan var mı?’’ cümlesiyle bambaşka bir anlam kazandığı Gölcük depremi yaşandı. Marmara Bölgesi’nde İstanbul, Ankara, İzmir gibi geniş bir çevrede hissedilen bu depremde resmi raporlara göre; 17 bin 480 ölüm, 23bin 781 yaralanma oldu ve 505 kişi sakat kaldı. 7,4 büyüklüğünde olan ve 45 saniye süren bu deprem Türkiye’nin yakın tarihini derinden etkileyen en önemli olaylardan biri.

Bu depremden çok kısa bir süre sonra ise tarihler 12 Kasım 1999 Cuma günü saat 18.57’yi gösterdiğinde 7,2 büyüklüğünde ve merkez üssü Düzce olan depremle Türkiye ikinci kez sarsıldı. 30 saniye süreyle etkili olan deprem, pek çok ilin yanı sıra Ukrayna’dan da hissedilmişti. Resmi rakamlara göre; 845 ölüm, 4948 yaralanma gerçekleşmişti.

Artan ilk yardım ve arama kurtarma bilinci

Yaşanan bu acı tecrübeler ülkemizin ilk yardım ve acil sağlık hizmetleri konusundaki yaklaşım ve bakış açısını değiştirmiştir. 1999 depremi öncesinde ülkemizde ilk yardım ve acil sağlık hizmetleri yönetmeliği bulunmuyordu. Sağlık Bakanlığı tarafından 2002 yılında çıkarılan “24762 sayılı ilk yardım yönetmeliği” ile ilk yardım eğitim merkezleri kuruldu ve bu merkezler vasıtasıyla ilk yardım eğitimi toplumda yaygınlaşmaya başladı. Yine son yıllarda ülkemizde kara, hava, deniz ambulans sayıları da arttı. Deprem öncesinde ülkemizde arama kurtarma üzerine kurulmuş ve devlet bünyesine bağlı olan arama kurtarma ekibi bulunmuyordu. 1999 depremi öncesi kurulmuş olan devlet bünyesine bağlı olmayan sadece AKUT isimli sivil toplum örgütü vardı. AKUT’un (Arama Kurtarma Derneği) 1999’da yaşanan depremde öncü olmasıyla, ülkemizde arama kurtarma çalışmalarıyla ilgili ekiplerin eğitimlerine önem verilmiş ve AFAD (Acil Durum ve Afet Yönetimi) ve UMKE (Ulusal Medikal Kurtarma Ekibi) gibi devlet teşkilatları kuruldu.

Gönüllü katılımın ve dayanışmanın gücü

Arama kurtarmadan sorumlu sivil toplum örgütlerinden biri olan AKUT 1994 yılında Bolkar dağlarında kaybolan ve 14 gün boyunca arandığı halde bulunamayan iki üniversite öğrencisinin ardından, dağları çok iyi bilen fakat arama kurtarma bilgileri çok yetkin olmayan bir grup dağcının bir araya gelmesiyle kurulmuştu. Dernek 1996 senesinde resmi kuruluşunu tamamladı, 1997 yılında ise deprem ve sel eğitimlerini tamamlayarak profesyonelleşti. Kuruluş amacı dağlarda ve diğer doğal afetlerde arama kurtarma faaliyetlerini etkili bir şekilde gerçekleştirmekti. AKUT üyesi olmak için gönüllü olmak yeterli. Başvuralar kurumun internet sitesi üzerinden yapılıyor, bulunduğu illere bakarak bu illerden birinde görev alabilirsiniz. Henüz arama kurtarma faaliyetlerinde gelişmiş bir devlet teşkilatı bulunmazken, AKUT’un 1999 depreminde gösterdiği başarı ile sivil tolum kuruluşlarının önemini göstermede öncü olduğu şüphesiz.

AFAD İçişleri Bakanlığına bağlı olarak kurulan bir arama kurtarma ekibi ve acil durumları yönetme, koordine etme anlamında etkin olmak üzere 2009 yılında kuruldu. Günümüzde AFAD; AKUT, İtfaiye ve diğer sivil arama kurtarma örgütleri ile birlikte arama kurtarma çalışmalarını yürütür. Şu anda arama kurtarma konusunda çalışan tüm sivil toplum kuruluşları AFAD tarafından oluşturulmuş olan Kriz Merkezine bağlı olarak çalışır. Dünya genelinde arama kurtarma, insani yardım, tahliye, transfer çalışmalarından sorumludur. Afet yönetimi faaliyetlerini planlar ve gerçekleştirir. Sadece afet sonrası için değil afet öncesi için de risk ve zarar azaltmaya yönelik faaliyetlerde bulunur. AFAD bir devlet teşkilatı olmakla beraber aynı zamanda bir gönüllülük projesidir. Bu kurumda görev almak için başvurular e-devlet üzerinden alınır ve başvuru yapan kişiler SMS ve e-mail yoluyla portala yönlendirilir. Gönüllü adayları gönüllülük sistemi kapsamındaki eğitim, faaliyet ve görevleri gönüllülük portalı üzerinden takip edebilir. AFAD gönüllüsü olmaya istekli 18 yaş ve üzeri olan herkes başvurabilir. AFAD gönüllüsü adayların eğitim ve çalışma programlarını aksatmayacak zamana sahip olması ve sağlık durumlarının elverişli olması gerekli.

Depremde hayat kurtarmak profesyonel bir iştir

Ulusal Medikal Kurtarma Ekibi (UMKE) ise, meydana gelen afetlerde yurt içi ve yurt dışında yeterli ve nitelikli sağlık hizmeti sunabilmek için gönüllü sağlık personelinden oluşan Sağlık Bakanlığı Acil Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğüne bağlı olarak 2004 yılında kuruldu. UMKE’de görev alabilmek için sağlık çalışanı ve gönüllü olmak gereklidir. Sağlık çalışanları UMKE görevlisi olabilmek için Sağlık Bakanlığına dilekçe ile başvuru yaparlar ve sonrasında belli sürelerde eğitim ve tatbikatlara katılırlar.
UMKE’nin görevi depremde göçük altındaki hastaya ulaşıldığında başlar. Göçük altındaki hastaya ulaşan arama kurtarma ekipleri tek bir uzva bile (kol /bacak) ulaştığı anda UMKE’nin kazazedeye tedavi sunması gerekir. UMKE göçük altındaki hastaya ulaşıldığı anda ona damar yolu açarak sıvı takviyesine başlar ve hastanın bulgularını kontrol eder (tansiyon, nabız, solunum, ateş gibi…). Göçük altındaki hastalar travmaya uğradıkları için onlara boyunluk takar ve hastaları sırt tahtası denilen sedyeye alır. Yine hastaların ısısını korumak için termal battaniyeyle hastayı örter. Ayrıca hızlı bir şekilde oksijen tedavisine başlar. Hastanın bir uzvu (kol, bacak vs…) sıkışmış ve çıkarılamıyorsa göçük altında ampütasyon (uzvu kesme) gibi işlem yapmakla görevlidirler. Aslında burada yapılan en önemli iş hastaya hızlı bir şekilde damar yolu açarak sıvı tedavisine başlamaktır. Çünkü göçük altında uzun süre kalan hastalarda kasların ezilmesi ve sıkışmasına bağlı ezilme sendromu gelişir ve bu durum hastalarda ani böbrek yetersizliğinin, solunum sıkıntısının ve tansiyon düşüklüğünün gelişimine yol açabilir. Hızlıca başlanan sıvı tedavisi hastaları böbrek yetersizliği ve ezilme sendromunun etkilerinden koruyacaktır.

1999 Marmara depreminde arama kurtarma yönünde gelişmiş teşkilatların, özellikle de sağlık örgütlerinin bulunmayışı, göçük altından çıkarılan hastalara sağlık hizmetinin sunumunda yetersiz kalınmasına neden olmuştu. Bu nedenle hastaların tedavisinin hızlı başlanması adına sağlık örgütlerinin bulunması, arama kurtarma faaliyetlerinin önemli bir ayağıdır.
AFAD, UMKE, itfaiye çalışanları ve AKUT gibi tüm sivil arama kurtarma ekipleri hep birlikte son yıllarda yaşanan pek çok depremde çok iyi işler çıkardılar ve çok sayıda hayatın kurtulmasını sağladılar.

Van ve İzmir depremlerinin ardından

23 Ekim 2011 günü saat 13.41’de meydana gelen 25 saniye süren 6,6 büyüklüğündeki Van Depremi’nde; 264 kişi hayatını kaybetti, 1100 kişi yaralandı. Son olarak, 30 Ekim 2020 Cuma günü saat 14.51’de gerçekleşen İzmir depreminde ise; 114 kişi hayatını kaybetti, 1035 kişi yaralandı, 106 kişi enkaz altından arama kurtarma ekipleri tarafından sağ olarak çıkarıldı.

Yakın zamanda yaşanan bu iki depremde AFAD, UMKE, AKUT, itfaiye çalışanları ve diğer arama kurtarma ekipleriyle birlikte gerçekleştirilen çalışmalarla pek çok hayat göçük altından kurtarıldı. Bu ekipler beraber pek çok başarı öyküsüne imza attı. Son yaşanan İzmir depremi hepimizin depremle ilgili korkularını gün yüzüne çıkarırken bu ekipler bir yandan hepimize umut oldu.

Arama kurtarma ekipleri depremden saatler geçmesine rağmen asla umutlarını kesmeden kazazedeleri bulmaya kendilerini adadılar. Sanki hiç yorulmuyormuşçasına ve orada ailelerinden, kanlarından biri varmışçasına çalıştılar. Göçük altındaki insanları bulduklarında onları sadece çıkarmaya çalışmadılar ve onları konuşarak rahatlatmaya çalıştılar. O insanlara sadece uzanan bir el değil belki bir abla, abi, kardeş en önemlisi de umut oldular. Her sağ çıkarılan depremzede ile kendi ailelerinden birisi kurtulmuşçasına mutlu oldular, her kurtarılamamış depremzede de ise kendi ailelerinden birini kaybetmişçesine üzüldüler. Her ne kadar profesyonelce çalışmalarını sürdürmüş olsalar da depremzedelerin yaşadıklarıyla onlar da duygulara boğuldular.

‘Hepimiz insanız’

Türkiye Mağaracılık Federasyonu Arama Kurtarma ekibinden Tahsin Kaymak, aynı aileden olduğu belirlenen biri bebek üç kişinin cenazesinin çıkarılması sonrasında gözyaşlarına hakim olamamış ve sonrasında sinir boşalması yaşadığını ifade etmişti. Duygularını şöyle dile getirmişti: “Hepimiz insanız.”

Depremin 65’inci saatinde 3 yaşındaki bir bebeği göçük altından kurtardığında ise İstanbul Büyükşehir Belediyesi İtfaiyesi İşleri Onbaşı Muammer Çelik “Bizim ümidimiz hiç bitmez. Sağlıkçılar ‘ex (ölü)’ diyene kadar umudumuzu kaybetmeyiz. Onu kucakladım, yüzünü temizleyip parmağını tuttum ve bir arkadaşımla kaldırdık. Sağlık kabinine gidene kadar elimi bırakmadı” diyerek duygularını ifade etmiş ve o da gözyaşlarına hakim olamamıştır.

Saatlerce soğuk, açlık demeden mücadele veren bu ekipler uzun saatler sonra çıkardıkları her hastada yorgunluklarını unuttuklarını da dile getirdiler.

İzlediğimiz haberlerde duygularına hâkim olamayan bu kahramanlarımızın aslında olay anında soğukkanlı olan yaklaşımlarını da yine haberlerde izledik. Olay anında panik halindeki depremzedelerin ellerini tutarak, onlarla konuşarak yanlarında oldular. Onlara kendilerini güvende hissettirdiler ve oradan çıkacaklarını, kendilerini asla bırakmamaları konusunda telkinde bulundular. Çok dar alanlarda hastalara tıbbi müdahalelerde bulundular. Kendi hayatlarını başka hayatları kurtarmak adına korkusuzca tehlikeye attılar ve göçük altına girerek hastaları oradan çıkarmak için saatlerce göçük altında çalıştılar. Belki onlar da korktu ama biz bunu hiç hissetmedik. Olay sonrası duygularını gizleyemeseler de olay anında duygularını gizlemeyi profesyonellikle becerdiler.

Onların bu tutumları ve yaklaşımları hepimize güven verdi, umut oldu. Deprem kuşağında olan bir ülke olarak AFAD, UMKE, AKUT, itfaiye ve tüm arama kurtarmadan sorumlu ekiplerimizi çok sevdik ve onlara inandık. Hepimiz şunu gördük ki bu insanlar bu tür bir afette annemizin, babamızın, eşimizin, çocuğumuzun bizi arayacağı ve kurtarmaya çalışacağı gibi savaş verecek. Bu insanlar bizi asla bırakmayacak. Bu nedenle bu insanlara pelerinsiz kahramanlar demek çok doğru ve yerinde bir ifade.
Ne güzel demiş Ahmed Arif: “Nerede bir can ölse, oralı olur yüreğim. Olmalı zaten. Olmazsa insan olmaz yüreğim.” Bu yazımızı kahramanlarımız olan, arama kurtarmada emeği geçenlere teşekkürlerimizle hitap ediyoruz.  

Özen İnam, Öğretim Görevlisi

Sema Koç Tütüncü, Öğretim Görevlisi

Benzer Yazılar

Siyasetin yeşile boyanması: “Marjinal” Yeşiller merkeze yerleşince

Ad Hoc

Hayırseverlik dünyasında pandeminin kazananları ve kaybedenleri

Ad Hoc

Sürdürülebilir yaşam biçimlerinde “hedonizm”

Ad Hoc