Tematik

Raymond Williams taşrasından beyaz yakalıların taşra imgesine

Raymond Williams taşrasından beyaz yakalıların taşra imgesine

Kent bugüne kadar ilerleme ve yaratıcılığın olduğu kadar günahların ve yozlaşmanın da mekânı olageldi. Kırsal olan da benzer şekilde uçlar arasında savruldu. Kimi zaman rafine bir masumiyetle kimi zaman da eski kafalılık ve tutuculukla anıldı. Şair Juvenal büyük kente dair düşüncelerini şu sözlerle özetlemişti mesela: “Roma’da ben nasıl yaşarım? Yalan söylemeyi hiç öğrenemedim ki.” Bu değerler hiyerarşisi o kadar dinamik bir şekilde dönüşüyordu ki birbirinin çağdaşı iki kültür insanının bakış açısında bile farklı yerler işgal edebiliyordu kentler ve kırsallar. Örneğin, 19’uncu yüzyılın sonunda Liverpool’un kent hayatında etkin bir rol oynamış mimar Sir James Picton kentten yana koymuştu tavrını: “Siyaset, idare, nezaket, uygarlık, edep…

Tüm bunlar hem içeriklerini hem de sözcük anlamlarını kent hayatından alıyorlar. Kabalık, vahşilik, putperestlik, kafirlik gibi eğilimlerse topraklarda yaşayan çobanlara özgü.” Aynı Viktoryen dönemde bir başka sesse bambaşka bir şarkı mırıldanıyordu. İngiliz yazar James Shergold Boone’a aitti bu ses: “Kentler insanın çabalarının, hazlarının ve hırsının merkezleri, tiyatrolarıdır. İştah, tutku ve cinsel yozlaşma insanı aşama aşama artan bir kirliliğe sürükler.”

Kent ve kır arasındaki rekabet modern dönemin neredeyse tamamında yer aldı belki de. Her ülkeye özgü bir kent ve kır çelişkisi muhakkak var. Modern Türkiye de bu çelişkinin izlerini taşıyor. Hem Cumhuriyet edebiyatının kurgusal düşleminde hem de Ömer Laçiner’in belirttiği gibi 1946 yılında taşranın siyaset sahnesine çıkmasıyla daha da gerçek bir düzlemde… Taşralılığa ya da kentliliğe yönelik yaklaşımlar, Avrupa sınırlarında da yukarıdaki gibi sert ve yoğun duygularla eklemlenebiliyor. Üzerinden 46 yıl geçmiş olsa da geçerliliğini koruyan ve bugünü anlamamıza destek olacak kavramsal araçlar sunan Raymond Williams’ın The Country and the City kitabı bu duygulanımların ardındaki tarihsel, kültürel ve imgesel bağlamı anlamamız için bize ışık tutuyor. Elbette, Endüstri Devrimi’nin kent ve kır arasındaki ilişkide radikal bir dönüşüm yarattığı Birleşik Krallık sathında yapıyor bunu.

Kitapta, Williams kendi öyküsüne de yer veriyor. Galler sınırındaki Black Mountains’ta dünyaya gelen ve taşra yoksulluğunun her anına tanık olan Williams, kendisini hiçbir zaman pastoral bir nostalji aşığı olarak konumlandırmıyor. Hatta taşraya dair bu romantik idealleştirmeyi, gerçek insanların gerçek ihtiyaçlarına yönelik ayrıcalıklı bir bilgisizliğin ve ilgisizliğin ürettiği bir duygu olarak tanımlıyor. Şöyle yazıyor: “Evde, Endüstri Devrimi’nin gerçekleşmiş olmasından memnunduk, özellikle toplumsal ve siyasi sonuçlarından mutluyduk.” Metropolde yaşayanların konserve yiyecek, aspirin, su tesisatı gibi gündelik hayatı kolaylaştıran şeyleri küçümsemelerine de şüpheyle yaklaşıyor Williams zira alternatifleri kirli su, baş ağrısı, her gün işe ya da okula gitmek için kilometrelerce yol yürüme zorunluluğu ve açlık olabiliyor.

Taşranın kültürel sınırlara hapsedilmesi
Bugünün beyaz yakalılarının kırsal hayata yönelik ilgileri ve o hayatı maddi gerçekliğinden arındırarak arınma düşlerinin bir parçası olarak tahayyül etmelerine de Williams şüpheyle yaklaşırdı ve bu zihniyette de “ayrıcalıklı bir ilgisizliğin” izlerini görürdü herhalde. Kenti aydınlanmanın, donanım kazanmanın, gücün ve emellerin alanı; kırsalıysa masum ve barışçıl bir uyum ve saflığın alanı olarak konumlandıran düşünüş; hayatın kentli ve taşralı kutuplarını, ekonomik kalkınmanın etkilerini dikkate almadan, birbirinden ayrılmış iki kültürel uç olarak görme ve bu uçları kendi alanlarına hapsetme eğiliminde oluyor. Taşranın yalnızca kültürel sınırları içinde düşünülmesi ise, taşrayı gelenekselleştiriyor, değişmez olduğu düşünülen bir töz içinde kristalleştiriyor. Kültürel taşra da giderek tutucu, muhafazakâr ve eski kafalı bir coğrafyaya dönüşüyor. Oysaki taşra, barındırdığı materyal kaynaklar ve pratik “know-how” ile çok daha devrimci potansiyellere gebe olabilirdi.

Benzer Yazılar

Kültürel izler ve ‘genç’ olamayanlar

Ad Hoc

Dönüşen bedenler: Olumlama, değişme ve sabit durma özgürlüğü

Ad Hoc

Yine, yeni, yeniden: Fandom, K-Pop ve popüler kültür

Ad Hoc