Manşet Tematik

Risk, çemberin içinde mi yoksa dışında mı?

Risk, çemberin içinde mi yoksa dışında mı?

Japonya’da, 40 yaşın üzerinde 600 binden fazla insanın, uzun süre evlerinden çıkmadan toplumdan izole bir şekilde yaşamlarına devam ettiği iddia ediliyor. 2016 yılında yine Japonya’da yapılan ve kamuoyuna duyurulan bir araştırma, gençlerde de benzer bir durumun söz konusu olduğunu gözler önüne serdi; 39 yaş ve altında da bu sayı 541 bine ulaşmıştı. Japonya’da sosyal izolasyonu tanımlamak için kullanılan terim “hikikomori”, son yıllarda tüm dünyada kabul görmeye başladı -ki bu durumun artık yalnızca Japonya’da var olduğunu söylemek mümkün değil. Son yıllarda Amerika Birleşik Devletleri, Fas, Hindistan, İspanya, Umman, İtalya, Fransa, Güney Kore hatta Türkiye’de de azımsanmayacak kadar çok sayıda kişi diğer insanlardan izole yaşamayı tercih ediyor.

World Psychiatry adlı bilimsel bir dergide yayınlanan makale, hikikomorinin temel özelliklerinden bahsederken bunun pek çok psikolojik rahatsızlığın habercisi olduğunu söylüyor. Günlük hayatın stresinden kaçmak için parayla ceza evine girenlerden tutun izole odaları olan otellerde kalmaya kadar ilerliyor bu durum. Elini ayağını gerçek dünyadan çekenlerin kendilerine kurdukları bir başka dünya ve o dünya dışında yaşamayan insanlar gibi…

Bu tercih, bir risk mi yoksa cesaret mi tartışılır; ancak tartışmadan önce her iki durumda da geçmişe ve izole yaşamayı yüzyıllardır sürdüren topluluklara bakmakta fayda var. Dünyadan uzak olmak tercih edilen bir durumken olası risklerden uzak kalmak da kendini büyük bir tehlikenin içine sokarak risk almak da mümkün.

200 yıl geride kalanlar: Amişler

Konu olduğu tartışmalar, filmler, belgeseller, kitaplar ve haberler sebebiyle modern hayattan ve teknolojiden uzak yaşayan toplulukların en çok bilinenlerinden biriyle başlayalım: Amişler. Kimileri tarafından özgür kimileri tarafından bağnaz kabul edilen bu topluluk, Amerika’ya 1700’lü yıllarda ayak basıyor ve o tarihten bu yana dini inanışları gereği basit bir hayat felsefesiyle yaşamlarını sürdürüyorlar. Sayıları çoğaldıkça ve beklentileri değiştikçe birkaç bölgeye yayılan Amişler’in bugün ABD, Pensilvanya ve Kanada olmak üzere üç ayrı bölgede olduğu biliniyor. 19’uncu yüzyıldan sonra neredeyse hiçbir yeniliği hayatlarına dahil etmeyen bu topluluğun arabadan elektrikli aletlere, telefon ve internetten kıyafet tercihlerine kadar bizden çok farklı bir hayat yaşadıkları ortada. Halen fayton kullanımı yaygın -ki otomobil kullanmıyorlar- ve kadınlar halen giydikleri kıyafetleri kendileri dikiyor.

Amişler, 19’uncu yüzyıldan sonra neredeyse hiçbir yeniliği hayatlarına dahil etmediler.

1984 yapımı “Wintes” filmi Amiş topluluğunu ele alıyor ve onları daha yakından tanımamız için bizlere bir kapı aralıyor. Çemberin dışında yer almalarının sebebini de yine bu filmden anlıyoruz; zira inanışları, daha doğrusu mezhepleri gereği İncil üzerine kurulu değerlere saygı duymak zorunda olduklarını belirtiyorlar. Onların kendilerine has bazı ahlaki kuralları, bu yenilikleri kabul etmemelerine sebep oluyor. Donald Kraybill ise “Amishes: Puzzle of Modern Life” (Çağdaş Dünyanın Bilmecesi) adlı kitabında bu topluluğun yıllarca ayakta kalma sebepleri üzerine bir inceleme yapıyor. Hızlı nüfus artışının sebebi en az 7 çocuk talebi, yıllar süren bağların sebebiyse gençleri güçlü bir kimlik ve dini inanışlarla yetiştirmeleri. Dünyadan ve kent yaşamından bir o kadar uzak bu topluluk, alçakgönüllüğü, sabretmeyi ve dayanmayı öğütlüyor gençlerine ve diğer topluluk üyelerine. Kendilerini dünyadan izole etmeyen ama zamanın ilerleyişinden eden Amişler, geride kalmayı tercih ederek risk mi alıyor yoksa inandığı değerlere duydukları saygı büyük bir cesaret örneğine mi dönüşüyor?

Sonsuza kadar 68 kuşağı: Christiania

Bireysel olarak belirlediği kuralları ve reddettiği dünya kurallarıyla kendi hallerinde yaşayan ve bunun bozulmasına müsaade etmeyen bir topluluktan bahsetsek, sonra onların 68 kuşağını bugün bile sürdürmek için gösterdiği çabayı dikkate alsak… Avrupa’nın orta yerinde Kopenhag’da Avrupa Birliği ve Danimarka yasaları dahil hiçbir kural tanımadan yaşayan Christiania halkı, 1971 yılında terk edilmiş bir bölgeye yerleşerek bu bölgeyi işgal ediyor. Büyük bir direnişe imza atarak ruhsal ve fiziksel kirlilikten uzaklaşmak için bağımsızlıklarını ilan ediyor. Danimarka’nın başkenti Kopenhag’da şehir merkezine çok yakın bir bölgede kendini izole eden topluluk 40 yıllık mücadelesinin ardından 2012 yılının Temmuz ayında resmi bir isme kavuşuyor: “Freetown Christiania” (Özgür Bölge Christiania).

Kopenhag, Christiania.

Bir grup sanatçı ve hippi terk edilmiş bu bölgeye yerleşim için bir imkân tanımasa da onların kurallarına uymak şartıyla tüm insanlığa kapılarını açıyor, elbette yalnızca gezi amaçlı. Birbirinden renkli grafitilerin olduğu sokakları, organik ürünleri, sokakta sanatını icra eden müzisyenleri ve sanat galerileriyle özgür ve ütopik bir yer olduğunu söyleyebiliriz bu bölgenin. Vergiden bağımsızlar ve kendi bayrakları, hatta “Løn” adında para birimleri de var.

Gelelim kabilelere…

Dünyanın kalbinde ama bir o kadar da dünyadan uzak yaşamdan bahsedeceksek halka açık topluluklardan ziyade kabile kültürüne de uzanmak gerek. Zira bunlardan bir kısmı kendileriyle iletişime geçilmesine izin veriyorken bazıları sadece rivayetler üzerinden bilinebiliyor. Üstelik belirli bir bölgede değil, dünyanın farklı köşelerinde kendilerini koruma altına alan ve kendilerinden olmayan insanlara karşı risk oluşturan pek çok topluluktan söz etmek mümkün.

Bizler bugün dijital detokstan kendimize ayıracağımız kişisel zamana, tatile gitmekten alıştığımız düzenden bir anlık ayrılma arzusuna kadar pek çok hayal kuruyorken; bunları neredeyse hiç yaşamamış insanların var olduğunu unutuyoruz günlük telaşlarımız içinde. Hiçbir zaman teknolojiyle tanışmamış, tanışsa da onu reddetmiş ve kendi içine bir başkasını alma fikrine sonsuza kadar karşı çıkan kabile üyelerinin; dilinin, zaman kavramının, maddi çıkarların olmadığı bir dünyada nasıl yaşadığını anlamlandıramıyoruz. Ancak onlar mutlular.

Amazon’un derinliklerinde, nüfusu yalnızca birkaç yüz kişiden oluşan mutlu bir kabile, Pirahã. Anı yaşamak ve mutlu olmak ise onlar için hiç zor değil. Çünkü bu kabilenin dilinde, özünde gelecek zaman kavramı yok. Eski bir antropolog olan Daniel Everett, yıllarca onlarla yaşayıp incelemelerini tamamladıktan sonra “The Grammar of Happiness” adlı bir kitap çıkarıyor. Bu kadar zorlu şartlara rağmen büyük ve incelikli bir mutluluk yaşadıklarını 8 yılda öğrendiğini anlatan Everett, hayatında bir devrim yaşadığını ve mutluluk algısını tamamen değiştirdiğini ifade ediyor.

Dokunulmazlığını ilan edenler

Dünyada toplam kaç tane yalıtılmış kabile var diye sorarsanız buna kimse net bir cevap veremeyecektir. Pek çoğunun Afrika’da, Amazon yağmur ormanlarında ya da Hindistan’da olduğu tahmin ediliyor ya da biliniyor. Ve bir kısmının oldukça saldırgan olduğu da tarihin gizemli sayfalarından öğreniliyor. Oklar ve mızraklarla savaşçı bir ruhu benimseyen ve kendini bu yolla tecrit eden kabile sayısı yadsınamayacak kadar çok. Dolayısıyla onlar hakkında bilgi almak ya da kaç kişi olduklarını hesaplamak da mümkün olmamış. Buna cesaret edip gidenlerin ölüsü geri dönünce kendini tecrit eden halkların yaşam biçimleri hakkında herhangi bir bilgiye erişilememiş.

1974 yılına kadar keşfedilemeyen Korowai adlı kabile üyeleri, kendilerini diğer insanlardan korumak için oldukça yüksek ağaç evlerde yaşamış. Üstelik beyaz insanların şeytan tarafından ele geçirildiğine inanıyorlar. Amazon ormanlarında yaşayan Cujareño adlı bir diğer kabilenin üyeleri ise en son 2012 yılında onlarla iletişim kurmaya çalışan kâşifi okla vuruyor. 2015 yılında Peru yetkilileri ihtiyaçlarını öğrenmek istediğinde, yemek istemek dışında herhangi bir talepte bulunmamışlar, sonrasında da yine tüm teması kesmişler. Papua’da 312 kabilenin yaşadığı biliniyor. Endonezya’ya bağlı Yeni Gine adasında modern dünyadan uzak yaşayan kabileler içinden, kendilerini en az tecrit edenler diğer topluluklar hakkında bazı bilgileri iletiyor. Savunmasız kabileleri dış müdahalelerden korumayı amaç edinen Survival International, yaylalarda yaşayan toplulukların tarım ve hayvancılıkla ilgilendiğini ve yaşamlarını sürdürmek için yeterli kaynağa ulaştıklarını belirtiyor.

Korowai kabile üyeleri.

Surma halkı olarak da bilinen Etiyopya’da yaşayan Suriler, dünyanın en tanınmış kabilelerden biri. Bekâr kadınların genç yaşta dudaklarına ve kulaklarına kilden yapılmış plaka yerleştirmeleri oldukça dikkat çekiyor. Plakanın büyüklüğü kadının değerini belirliyor.

Ve daha nicesi… Dünyada modernizmin ulaşmadığı bu yerlerde yaşayan halklar hakkında bilgi almak için eskiden pek çoğu yaşadığı bölgeden çemberin içi diyeceğimiz şehir merkezlerine getirilirmiş. Hastalanıp ölmeleri, bağışıklık kazanamadıklarına ve onların dünyaya uyum sağlayamadığına kanaat getirince buna bir son verilmiş. Böylesi bir durumda çemberin içi dışına, dışı içine risk oluşturuyor; insan sınırlarını bir yere kadar aşabiliyor diyebiliriz. Yine de risk alıp gidilecek çok yol olduğunu biliyoruz ama yolların sonu görünmüyor.

Benzer Yazılar

Kırsal ütopyalar ve sanatsal gerçeklikler

Ad Hoc

Yeni sevdamız: Komplo teorileri

Ad Hoc

‘Doğa’ ve kadın arasında

Ad Hoc