Kültür Manşet

Safranbolu’da duran zaman

Safranbolu, Türk kent tarihinin bozulmamış örneklerinden biri. Adını bölgede yetişen safran bitkisinden alan kent, 13’üncü yüzyıldan 20’nci yüzyıl başlarına kadar kervan yolları üzerinde önemli bir duraktı. En parlak dönemini 17’nci yüzyılda yaşayan Safranbolu, 1994 yılında UNESCO Dünya Mirası kalıcı listesine alındı. 2019 yılının Aralık ayında da kentin kalıcı miras listesine girişinin 25’inci yılı kutlandı. Bunun en önemli nedeni, Türkiye’de kent ölçeğinde bu listede olan tek yer olması.

3 bin yıllık geçmişin kültürel mirasına ev sahipliği yapan kent, tarihi evleriyle ünlü. Şehirde bulunan 2 bin kadar geleneksel yapıdan bin 8’i tescil edilmiş ve koruma altına alınmış. Tescil edilen tarihi eserler arasında camiler, türbeler, hanlar, hamamlar, çeşmeler ve tarihi saat kulesi de var. Safranbolu’daki konaklar, günümüz ihtiyacına uygun olarak restore edilip, genellikle otel haline getirilmiş. Yapıların özgünlüğünü bozmadan yapılan bu yenilemeler sayesinde yükselen turizme cevap verilebiliyor.

18 ve 19’uncu yüzyıllarda içine kapalı bir ekonomik düzene sahip olan Safranbolu’da gelişen el sanatları günümüze kadar varlığını sürdürmüş. Demircilik, bakırcılık, yemenicilik gibi zanaatlar hâlâ arastada yaşıyor. Ne var ki, tek tük kalan bu zanaatkarlar dışında, arastada turistik eşya satan dükkânlar dikkat çekiyor.

Yaşamın sürdürüldüğü bir kent olması nedeniyle Safranbolu’da koruma çabası süreklilik gösteriyor. İstanbul’a yakın olması nedeniyle bir zamanlar Osmanlı hanedanının dinlenme mekânı olan kentte Osmanlı etkisi hâlâ canlı. Şehrin tarihi etkisi, sadece korunabilmiş mimarisiyle alakalı değil; ziyaretçilerini zamanın durduğuna inandıran bir enerjisi de var.

Zaman akıp gidiyor

Burada atılan adımlar insanı yüzlerce yıl öncesine götürüyor. Kentteki Cinci Han’da bir zamanlar konaklayan tüccarların sohbetleri yankılanıyor. Cinci Han’dan çıkıp bir yorgunluk kahvesi içmek isteyen bu tüccar, arastanın kahvehanesinde bir taburede oturmuş, Türk kahvesini yudumluyor. Kahvehanenin yanındaki dükkândan tokmak sesleri yükseliyor. Elinde tencere, kalaycının yolunu tutmuş bir çocuk geçiyor kahvehanenin önünden. Çocuk, tencereyi bırakıp evine dönüyor koşar adım. Arkasından seslenen kalaycıyı duymuyor bile. Manifaturacıdan çıkan genç bir kız, arastanın taş yolunda ilerliyor, yanında annesi ya da teyzesi…

İşte bu enerji sayesinde, zamanın akıp gittiğini hatırlatmak için belki de, Anadolu’nun ilk saat kulesi de Safranbolu’da inşa edilmiş. 1797 yılında, 20 metre uzunluğundaki kulenin üzerindeki saat, Londra’dan getirilmiş ve günümüzde de halâ çalışıyor. Her yarım saatte bir kez, saat başlarında da saat sayısı kadar ses veriyor. Süha Arın’ın 1974 tarihli “Safranbolu’da Zaman” adındaki belgeseli de, kentin herkeste uyandırdığı bu izlenimi özetler adeta.

“Kırmızı altın”

Safranbolu’nun geçmişten bugüne bozulmadan gelen lezzetleri de var. Bunlardan en bilineni simit. Susamsız pişirilen bu simit, iki asra yakın bir zamandır aynı tarifle hazırlanıyor. Simidin özelliği fırına girmeden önce pekmezli suda haşlanması. Safranbolu’nın tarihi simitçisi kuşaklardır aynı usulde simit pişiriyor. Her yıl kente gelen 1 milyonun üzerinde turistin tatmadan dönmediği bir lezzet. Bu lezzetler arasında bükme ve cevizli çöreği de unutmamak gerek.

Safranbolu’nun geçmişten bugüne bozulmadan gelen lezzetleri de var. Bunlardan en bilineni simit. Susamsız pişirilen bu simit, 2 asra yakın bir zamandır aynı tarifle hazırlanıyor.

Her yıl ekim ayında Safranbolu’nun çevresindeki tarlalar mora keser. Kente adını veren safran çiçekleri bu dönemde açar ve sabah gün doğumundan önce çiçekler toplanır. Her çiçeğin tepecikleri tek tek elle toplanır ve kurutulur. Safran İran’da birçok yemekte kullanılan bir baharat ama Safranbolu’da karşımıza zerde tatlısında çıkıyor. Kendi ağırlığının 100 bin katı kadar suyu sarıya boyayabilen bu baharat, az miktarda elde edildiği için pahalı ve “kırmızı altın” olarak nitelendiriliyor.

Nesli tükenen bir yaklaşım

Kalker plato içindeki vadi yamaçlarında kurulmuş olan kentte yeni yerleşime uygun arazi bulunmayışı, kültür mirasının korunmasının en önemli sebeplerinden biri. Safranbolu’nun korunabilen bu kültür mirası dışında, doğal güzellikleri de dikkat çekiyor. Özellikle ilgi çeken kanyonlardan biri olan Tokatlı, dik ve derin yamaçları dışında, üzerindeki su kemeriyle de ziyaretçi akınına uğruyor. Saat kulesini de inşa ettiren Sadrazam İzzet Mehmet Paşa tarafından yenilenen İncekaya Su Kemeri’nin taşıdığı su, Asmazlar Konağı’nın bahçesindeki teraziden kent çeşmelerine dağıtılır ve bu nedenle Safranbolu’da bu su, paşa suyu olarak anılır. Doğayla tarihin buluştuğu kentin hikâyeleri de birbirine hayat veriyor. Tıpkı Akçasu Deresi’nin üzerine inşa edilmiş Lütfiye ya da bir diğer adıyla Kaçak Camii gibi. Halk arasında altından dere geçen camii olarak da adlandırılan Lütfiye Camii.

Safranbolu’da Akçasu Deresi üzerine inşa edilmiş Lütfiye Camii bir diğer adıyla da Kaçak Camii de özgün kültür varlıklarından biri olarak ilgi çekiyor. Hikâyeye göre hacca giden Hüseyin Hüsnü Efendi’nin yurda dönüşünde bir şükür göstergesi olarak yaptırdığı ve halk arasında altından dere geçen camii olarak adlandırılan camii, aslında bir külliyenin içinde yer alır. Caminin tarımsal üretim alanlarından vazgeçmemek adına, derenin en dar yerine, dere yatağının üzerindeki kayalar üzerine inşa edilmiş olması, kaybettiğimiz bir yaklaşımı ortaya koyuyor. İnşaat için doldurulan dere yatakları, dümdüz edilen tepeler, yaşayan tek canlı türüymüşçesine istilacı davranışlarımız sayesinde, geçmişten günümüze ulaşan bu örnekler adeta farklı bir türün kültür mirası olarak görünüyor. Üzerine beton döktüğümüz bu zihniyet, kolay kolay yeşereceğe de benzemiyor.

Yazı: Gazeteci Müge Aral & Gazeteci Coşkun Aral

Benzer Yazılar

“Milyoner olursak Sulukule’yi eski haline getiririz”

Ad Hoc

DIY: Tüketme, üret

Ad Hoc

Hareketin merkezine yolculuk

Ad Hoc