Kültür Manşet

Sanal karnavalesk dünya

Sanal karnavalesk dünya

Karnavalların tarihi kültürlerimiz kadar köklü. Her coğrafyada farklı uygulamaları olan, psikolojik ve toplumsal boyutlarının yanında günümüzde ekonomik boyutlarıyla da öne çıkan karnavalların evrimsel tarihi de bir o kadar çeşitlilik barındırıyor. Hatta, evrimin en güncel safhasını sosyal medyaya bağlamak mümkün olabilir.

ABD Ulusal Perakende Federasyonu NRF’e göre Cadılar Bayramı, 9 milyar dolar ile ülkede en çok para harcanan kutlamalar listesinde Noel’den sonra ikinci sırada. Her yıl ortalama 3 milyon kişinin ziyaret ettiği Venedik Karnavalı, gondollar şehrinin 1 milyar dolarlık turizm endüstrisinin belkemiğini oluşturuyor. Sadece çılgın Mardi Gras (Şişman Salı) festivali için New Orleans sokakları, senede ortalama 1,4 milyon ziyaretçiyi ağırlıyor ve festival, şehrin GSMH’sinin yaklaşık yüzde 2’sini oluşturuyor.

Karnavalların tarihi eski Mısır’a kadar dayanıyor. Bu dönemde kışın bitişinin kutlandığı ve baharın gelişinin müjdelendiği pagan geleneği, Mısır’ın Büyük İskender tarafından fethedilmesiyle önce Yunanlılar, sonrasında ise Romalılar tarafından asimile edilerek kutlanmaya devam ediyor. Latince “carne” (et) ve “vare” (veda) kelimelerinden türeyerek karnaval ismini alan bu kutlamalar, zamanla büyük perhizden önce yapılan son ziyafet (Lent) olarak Hristiyan takvimlerinde yerini alıyor. Hristiyanlığın yayılmasıyla beraber kutlamalar da önce Avrupa’ya, sonrasında ise kolonizasyon süreciyle pek çok ülkeye aktarılıyor.

Dünyanın dört bir yanında coşkuyla kutlanan bu popüler etkinliklerin ekonomik boyutu kadar sosyolojik etkileri de üzerinde düşünmeye değer. Çünkü hepsine katılmak için önemli bir ön şart var: kimliklerden sıyrılmak.

Rus filozof, edebiyat teorisyeni ve “karnavalesk” kuramının fikir babası Mikhail Bakhtin’e göre, karnaval tarzı kutlamaların özellikle Ortaçağ Avrupa’sında bu denli popüler oluşu, hem bireysel hem toplumsal düzeyde önemli sosyo-psikolojik nedenlere dayanıyor. Bakhtin’e göre karnavalları eğlenceli bir gösteriden ayıran önemli bir özellik, izleyicilerle oyuncular arasında herhangi bir ayrımın olmaması. Karnavala katılan herkes o anın bir parçası haline geliyor ve tüm dünyevi kimlikler rafa kalkarak dünya bir süreliğine “tepetaklak” oluyor. Bakhtin karnavalları, başta toplumsal hiyerarşiler olmak üzere gündelik hayatı düzenleyen tüm kurallara ve kısıtlamalara ara verilen önemli kültürel anlar olarak niteliyor.

Anonim olmanın dayanılmaz hafifliği

Katı sınıfsal ayrımların yaşandığı Ortaçağ Avrupa’sında karnavallarda kullanılan maskeler, absürt kostümler, saç ve makyajlar, eğlenceli bir görüntüden ziyade kişinin kimliğini gizlemesine, gündelik hayatta bir araya gelemeyecek insanların -soylular ve köylülerin- etkileşimde bulunmasına imkân veren yegane kamusal anlar oluşturmaları bakımından önemliydi. Soylularla halkın toplumsal normlar olmadan özgürce sosyalleşebildiği, özne pozisyonlarının homojenleştiği bu oyun anları, bireyin kültürel kimliklerinden sıyrılarak öz benliklerini deneyimlemelerine imkân sağladığı ölçüde topluma çekici geliyordu. Anonim olmanın getirdiği bu özgürlük duygusuyla hareket eden halk, maskelerinin altına gizlenerek dünyevi zevkleri doyasıya deneyimleyebiliyordu. Anonimlik, aynı zamanda eşitlik duygusunu da beraberinde getirdiğinden, normalde izole bireylerden oluşan toplum, karnavallarda kolektif bir bütün olarak yeniden doğuyordu.

Özgürlük ve refah temelinde yükselen bir ütopya

Bakhtin’e göre gerek dinî gerek toplumsal ve kültürel anlamda gündelik yaşam içerisinde kabul görmeyecek düzeyde özgürlük ve aşırılıklar, karnavalın en temel bileşenlerini oluşturuyor. Bu anlamda karnavallar, alternatif bir vizyon, temel içgüdülerin serbest bırakıldığı, kaynakların sınırsızmışçasına tüketildiği, yarın yokmuşçasına yaşanan ütopik bir dünya çiziyor.

Günümüzde karnavalların ve benzeri festivallerin yine bu temellerde popülaritesini koruduğu ve tüketim ekonomisinin milyar dolarlık eğlence endüstrisine katkı sağladığı aşikar. Nitekim başka türlü her yıl başta dünyaca ünlü aktörler, sanatçılar ve Silikon Vadisi milyarderleri olmak üzere yetmiş binden fazla insanın Burning Man festivali için Nevada çölüne akın etmesinin arkasındaki psikolojiyi anlamak oldukça zor olabilirdi. Ancak yine de kökleri neredeyse toplum kadar eski bu fiziki geleneklerin, bahsettiğimiz tüm bu sosyo-psikolojik etmenler anlamında bugün daha sembolik bir yerde durduğu ve bu gibi eğlencelere kaynak ayırabilecek düzeyde geliri olan bir sınıfın tekeline doğru yönlendiği de kaçınılmaz bir gerçek. Yine de karamsarlığa gerek yok; çünkü karnavallarla aynı amaca hizmet eden başka bir alternatif ütopya çoktan kuruldu bile. Üstelik de herkesin sadece bir internet bağlantısıyla, dilediği zaman erişebileceği uzaklıkta.

Karnavalesk bir alan olarak sosyal ağlar

Bundan yaklaşık 30 yıl gibi kısa bir süre önce hayatımıza giren internet, sürekli bağlantıda kalabilmenin dışında, bireylere kolayca anonim hale gelme veya farklı bir kişiliğe bürünme imkânını da sundu. Özellikle internetin erken dönemlerinde ICQ, AOL Instant Messenger ve diğer sohbet odaları, anonimleşerek her kesimden insanın sosyalleşmesine olanak sağladı. Bu alanlar kendine has kural ve kültürü olan, insanların dayatılmış toplumsal kimliklerden kurtularak kendilerini istedikleri biçimde yeniden var edebilecekleri sanal dünyalar oluşturdu. Rumuzlar maskelerin yerini alırken karnavalların gerçekleştiği kamusal alanlar, sanal platformlara taşındı.

Kimilerine göre sosyal medya, çevrimiçi kimliklerin gerçek hayattan bağımsız tutulabildiği bu “eski” çağı tamamen yok etti. Çünkü internetin gündelik hayatımızın sürekli bir parçası haline gelmesi sanal ve gerçek kimlikler arasındaki ayrımı ortadan kaldırırken, bugün internet etkileşimleriyle özdeşleşen Facebook ve Google gibi devlerin başarısı -ve reklam gelirleri- da “gerçek” insanları bir araya getirme vaadi üzerinde yükseliyor. İnsanların çevrimiçi dünyada gerçek kişilerle etkileşim içerisinde olmak istediği varsayımıyla Facebook, kendini “herkesin gerçek adını kullandığı bir topluluk” olarak tanımlıyor ve hatta üyelerinden Facebook hesaplarındaki adlarının, gerçek hayatta kullandıkları adla aynı olduğunu belgeyle ispat etmelerini bile isteyebiliyor.

Her ne kadar söz konusu platformların politikaları bu yönde de olsa pratikte yaşananlar, insanların sanal dünyada gerçek kimlikleriyle var olmak istediği varsayımının pek de doğru olmadığını gösteriyor. Japonya’da kullanıcıların anonim olarak etkileşime girmesini sağlayan anlık mesajlaşma uygulaması Line, 80 milyon kullanıcı ile ülkede Twitter ve Instagram gibi platformları geride bırakmış durumda. Güney Kore’de kurumsal çalışanları -adından da anlaşılacağı üzere- anonim bir şekilde bir araya getiren ve çalışanların şirketleriyle ilgili özgürce yorum yapmalarına imkân veren Blind uygulaması, 2015 yılında ABD’ye de açıldı ve kısa sürede ciddi bir kullanıcı kitlesine ulaştı. Facebook’un gerçek isim politikası bile bu anlamda gri bir alanda. Nitekim bir röportaj vesilesiyle Mark Zuckerberg’e bu konuyla ilgili soru yöneltildiğinde, gerçek isimden kastının yasal isim olmadığını, “eğer arkadaşlarınız size bir takma isimle sesleniyorsa bunu Facebook’ta da kullanabiliyor olmanız gerektiğini” belirten oldukça kafa karıştırıcı bir yanıt veriyor. Ancak Zuckerberg’in çağrısı yanıt bulmuş olmalı ki platform her geçen gün daha fazla sahte profili silmek için savaşıyor. Öyle ki Facebook, geçen yılın Nisan – Eylül ayları arasında 3,2 milyar sahte hesabın silindiğini ve platform üzerindeki sahte hesapların, aylık aktif kullanıcı sayısının yaklaşık yüzde 5’ini oluşturduğunu açıkladı. Bu sayı 2018’in aynı dönemine kıyasla sahte hesaplarda tam iki kat artış olduğunu gösteriyor.

Rakamlar yeterli değilse, insanların sosyal ağlarda farklı veya “daha iyi” bir personayla var olmak istediğini görmek için kendi sosyal medya akışlarımıza bir göz atmamız yeterli. Özellikle son dönemde popüler olan “Instagram vs. Reality” akımı da insanların bu platformları daha eğlenceli, daha güzel, daha sosyal alternatif bir kimlik oluşturmak için kullandıklarının önemli bir kanıtı niteliğinde. Photoshop ve filtrelerle maskelenen kimliklerle yaratılan bolluk içinde, gösterişli ütopik karnavalesk hayatlar, bugün bu platformlarda en çok takip edilen hesaplar haline gelmiş durumda.

Görünen o ki belli anlara sığdırılmış da olsa karnavalesk bir dünya arayışımız hiçbir zaman yok olmuyor; yalnızca biçim değiştiriyor. Bugün bu arayış bizi sosyal ağlarda buluşturdu. İbreler sanal gerçekliği göstermekle birlikte, yarın hangi ütopyada bir araya geleceğimizi ise bekleyip göreceğiz.

Yazı: Naz Uyulur

Bu yazı ilk kez Ad Hoc Mayıs sayısında yayımlandı.

Benzer Yazılar

DIY: Tüketme, üret

Ad Hoc

Tekinsiz bilimkurgular

Ad Hoc

Vahşi doğa ve içimizdeki hayvan

Ad Hoc