Ekonomi

Sebze meyve fiyatlarının artışından etkilenmeyen var mı?

Herhalde yemek pişiren hatta yiyen herkes, yani hepimiz, fiyat artışlarından etkilendik. Peki bu ani ve aşırı artışın nedeni nedir? Sebze meyveyi yetiştiren çiftçi daha mı fazla kazanmaya başladı? Sanırım hiçbirimiz, nedenin bu olduğunu düşünmüyoruz. Aslında tarımsal üretimdeki temel girdilerin, yani gübrenin, tohumun, ilacın fiyatları çok artmış durumda. Özellikle dövizdeki dalgalanmalar hammaddesi ve/veya kendisi ithal olan bu tarımsal girdilerde önemli fiyat artışlarına sebep oluyor.

Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi Bölümü Başkanı Prof. Dr. Gökhan Özertan’a göre, “2018’de gübre, tohum, ilaç gibi temel girdilerde yüzde 60 ila yüzde 120 artış oldu.” Buna ek olarak elektrik ve mazot fiyatlarındaki artışları da düşünürsek soframıza gelen sebze meyvenin çoğunu üreten küçük çiftçinin hali harap demektir. Bir de soframıza gelene kadar sebze meyvenin kaç el değiştirdiğini, kaç defa çiftçinin emeği üzerinden kâr elde edilip komisyon kazanıldığını düşünürsek son tüketicinin yaşadığı bu pahalılığı anlayabiliriz. Üstelik bütün yıl hasat zamanı kazanacağı parayı düşünerek masraf yapan, zaman ve emeğini koyan, toprağını işleyen küçük çiftçinin bu pastadan aldığı pay pek küçük!

Küçük çiftçiler için basit bir elkitabı oluşturmak

Küçük çiftçi için bilgilenme şu anda her zamankinden daha önemli. Çünkü doğaya karşı değil, doğayla birlikte çalıştığında daha kârlı ve verimli üretim yapması mümkün. Üstelik bu yolla doğaya verdiği zarar da azalacak. Örneğin, toprağın aslında canlı olduğunu, ona iyi baktığında toprağın da ürününe iyi bakacağını öğrenmeli. Toprağın organik madde miktarını yanmış hayvan gübresi, kompost ya da solucan gübresi ile artırdığında toprak içindeki biyolojik çeşitliliğin de gelişeceğini ve bu mikroorganizmaların ürününe sağlık kazandıracağını bilmeli. Tıpkı insan bedenine iyi bakıldığında bağışıklığının yüksek oluşu sayesinde hastalıklara yakalanmaması gibi toprağa da iyi bakıldığında, ürün de hastalıklara karşı daha dirençli olacak. Bu da daha az (ya da sıfır) zirai ilaç kullanımı ve daha iyi ürün ve daha yüksek verim anlamına gelecek.

Küçük çiftçi, zirai mücadelede tek yöntemin tarım ilacı olmadığını anlamalı. Yararlı ve zararlı canlıları (kuşlar, böcekler, mikroorganizmalar) tanımalı; yararlı canlılara zarar vermekten kaçınmalı; aksine onlar için uygun ortam yaratmalı. Örneğin, hepimizin uğur böceği olarak bildiği yedi noktalı gelin böceğinin zararlı mücadelesinde ona yardım etmesine izin vermeli. Bunun için yapabileceği ücretsiz şeylerden biri tarlasının kenarındaki çalılarda uğur böceğinin yaşamasını teşvik etmek. Küçük çiftçi aynı zamanda tarlasında zararlı gördüğünde bir metrekaredeki böcek sayısını sayarak ekonomik eşik hesabı yapmalı, gereksiz ilaçlamadan kaçınmalı. Ya da yapışkanlı tuzaklar gibi daha ucuz biyoteknik mücadele yöntemlerini tercih etmeli. Tarlasında fare sorunu varsa ilk yapacağı iş rodentisit kullanmak olmamalı. Bunun yerine etrafa baykuşların tüneyebileceği çitler dikip uygun ortam yaratmalı ki baykuş doğal beslenme sürecinde tarlanın fare popülasyonunu dengeleyebilsin.

Ovacık Belediyesi’nden ders alınabilir

Küçük çiftçiler birbirlerine güvenebilmeli, kooperatif düzeninin işleyişine sahip çıkmalılar. Herkes kendi hasat makinasını satın almak için banka kredisi çekeceğine aynı makinayı paylaşmayı, ortak kullanmayı öğrenmeli. Yılın 11 ayı depoda yatıp sadece 1 ay çalışacak bir makina için borçlanmamalı. Üyesi olduğu kooperatif sayesinde girdileri toptan ucuza satın alabilmeli. Hele ki Tire Süt Kooperatifi gibi tıkır tıkır işleyen bir model varken. Küçük çiftçi en azından basit kâr zarar hesabı yapabilecek kadar düzenli kayıt tutabilmeli. Sene başında bayiden aldığı gübre, ilaç ve tohumu veresiye defterine kaydettirip unutmamalı, hasat sonrası hesabını kendi yapmalı. Neyi, nereye, ne zaman, hangi miktarda, nasıl uyguladığını bilmeli ve bunun basit de olsa bir defterini tutabilmeli. Çünkü ölçmediğinizi azaltamazsınız.

Küçük çifti tarımsal faaliyetlerine bir işletme mantığında bakmalı ve giderlerini azaltıp gelirlerini artırmak için yeniliklere açık olmalı. Örneğin, havadaki azotu toprağa bağlayan Rhizobium bakterilerini ya da topraktaki bitki besin maddelerinin bitkiler tarafından alınmasını kolaylaştıran Mikoriza mantarlarını kullanmaya sıcak bakabilmeli. Ovacık Belediyesi’nin, baklagil üretiminde, Toprak, Gübre ve Su Kaynakları Merkez Araştırma Enstitüsü’nün üretip tescillediği mikrobiyal gübreleri kullandığı gibi.

Ya da imkânları elverdiğince teknolojiden faydalanmalı, meteorolojik erken uyarı sistemlerinden veya uydu görüntüleme hizmetlerinden yararlanmalı. İklim değişikliğinin dolu dizgin geldiği ve insanın değişen koşullara uyum sağlamaktan başka şansı olmadığı düşünüldüğünde küçük çiftçi de beklenmedik hava olaylarına karşı önceden bilgilenerek önlem almalı. Dolu gibi önlem alınamayacak olaylarda ise tarım sigortası ile küçük işletmesini korumalı.

Tüketicilere düşense boş vakitlerini AVM’de geçirmemek

Özellikle şehirli beyaz yakalı tüketicilerin yapabilecekleri çok şey var. Öncelikle verdiğimiz her satın alma kararının üretimi belirlediğini hatırlamalıyız, özellikle gıda konusunda. Dolayısıyla mümkünse doğrudan çiftçiden alışveriş yapabileceğimiz sistemleri tercih etmeliyiz. Ödediğimiz paranın çoğunun gerçekten hak eden kişi olan çiftçiye gittiğinden emin olmalıyız. Örneğin, temiz gıdayı adil bir fiyata alabilmek için gıda topluluklarına üye olabiliriz. Yakınınızda gıda topluluğu mu yok, iş arkadaşınızı, komşunuzu, eşinizi, dostunu organize edip kendi gıda topluluğunuzu oluşturabilirsiniz.

Ya da topluluk destekli tarım modelinde olduğu gibi küçük çiftçinin üretimine ortak olup işgücü ve para desteği koyarak karşılığında üründen adil bir pay almak söz konusu olabilir. Böylelikle boş vaktimizde AVM gezeceğimize tarlada çalışarak hem faydalı bir iş yapmış hem de üretim sürecine katılıp risklere karşı küçük çiftçiyi desteklemiş oluruz.

Ya da bu zor mu geldi? Tarlamvar.com modelinde olduğu gibi hazır girişimlere üye olabiliriz. Kutu ile evimize organik gıdayı ulaştıran sistemlere abone olabiliriz; olmadı organik marketlerden alışveriş yapabiliriz. Organik gıdaya verdiğimiz ekstra parayı doktorumuza kendimiz ve çocuklarımız için vermediğimiz para olarak görebiliriz.

Hiçbirini yapamadınız, bu konularda çalışan sivil toplum kuruluşlarını destekleyebilirsiniz. Üstelik de aylık bir kahve parası maliyeti ile küçük çiftçinin bilinçlenmesine ve değişimine katkıda bulunabilirsiniz. WWF-Türkiye olarak topraktaki organik maddenin iyileştirilmesinden tarımda teknoloji ve inovasyonun kullanılmasına, doğa dostu tekniklerin çiftçilerimizce öğrenilmesinden tarımsal üretimin ekolojik etkilerinin azaltılmasına kadar gıda ve tarımsal üretim konusunda pek çok alanda çalışıyoruz. Bunu yaparken de özel sektörden kamu kurumlarına, akademiden diğer sivil toplum kuruluşlarına kadar çok geniş bir yelpazede paydaşlarla işbirliği yapıyoruz.

Ancak siz yoksanız, bir eksiğiz.

Arzu Baltuv, Sivil Toplum Önderi

Benzer Yazılar

Bir Birleşik Krallık muamması

Ad Hoc

Dijital reklamcılığın altın çağında ürkütücü hikâyeler

Ad Hoc

Gig ekonomisi: Dost mu düşman mı?

Ad Hoc