Kültür Manşet

Sevgiyle, merhaba

Aloha, mahalo; Hawaii’ye yolu düşen herkesin daha uçaktan inmeden öğrendiği iki kelime. Honolulu’nun en turistik bölgelerinden biri olan Waikiki’de yerliler müşterileri bu kelimelerle karşılıyor. Ama yerliler için “aloha,” sade bir “merhaba” olmaktan ziyade daha derin bir anlam taşıyor.

Hawaii bir nevi bir gurbetçi merkezi. Yolda yürürken gördüğünüz ya da tanıştığınız insanların hemen hemen hepsinin Hawaii’ye geliş hikâyeleri var. Gerçek anlamda “yerli” Hawaiililer azınlıkta gibi. Ama adalarda yaşayan herkesin mümkün olduğunca benimsediği bir felsefe, adalardaki hayatı yöneten bir yaşam tarzı var: Aloha.

Aloha; Akahai, Lōkahi, Olu’olu, Ha’aha’a ve Ahonui kelimelerinin birleşiminden oluşuyor. Bu kelimeler sırasıyla; nezaket, birliktelik, uzlaşmacı, alçak gönüllülük ve sabır anlamına geliyor. “Aloha” konseptinin ruhunu bu kelimeler belirliyor. Bu felsefeye göre, dünyanın geri kalanından tamamen izole bir biçimde yaşayan bu adalar topluluğunun ayakta kalabilmesi için herkesin birbirine sevgi, saygı ve anlayışla davranması gerekiyor. Aloha anlayışında her birey kolektif topluluk için hayati önem taşıyor. Bu nedenle bireylerin birbirlerine sıcaklık ve şefkat ile yaklaşması yazıya dökülmemiş bir yasa gibi görülüyor.

Aloha ruhunun bir yansıması da doğaya karşı olan saygı. Hawaiililer, gurbetçi olanlar bile, adalardaki doğayı hem çok iyi tanıyor hem de doğayla bir olmayı hayatın çok büyük bir parçası olarak görüyorlar. Adalardaki hayatı yöneten doğal faktörleri iyi anlıyorlar: iki Hawaiili arasındaki muhabbet eninde sonunda o günkü dalgalara, rüzgâr gücüne ve akıntılara varıyor. Dağlara tırmanmak, dalgalarla savaşmak, adaların yüksek ormanlarında kamp yapabilmek Hawaiililer için büyük bir şehrin sunabileceği diğer fırsatlardan daha önemli gibi. Yaşadıkları yere ve hayatlarına karşı çok samimi bir minnettarlık hâkim.

Sörf kültürünün evi

Hawaii, prehistorik doğasının yanında büyük dalgaları ve sörf kültürüyle de ünlü. Sörf, Hawaii’nin en eski geleneklerinden biri. Hawaii’nin krallık olduğu dönemlerde sörf, krallar ve güçlü liderlerin fiziksel formlarını koruyabilmeleri için kullanılırdı. Sörf yarışmaları; yerliler arasındaki anlaşmazlık ve tartışmaları çözüme kavuşturmanın bir yoluydu. Yerliler sörf yapılacak zamanlarda din adamları olan Kahunalar aracılığıyla Tanrılara dalgaların büyük olması için dua ederlerdi. Kahunalar ritüeller, şarkılar ve danslar aracılığıyla okyanusu tatmin etmeye çalışırlardı. Sörf, sadece asillerin uğraştığı bir spor değildi. Her sosyal sınıftan kadın, erkek ve çocuklar sörf yaparlardı.

18’inci yüzyılın sonlarına doğru Kaptan James Cook’un Hawaii’ye gelmesiyle beraber sörf kültürü değişti. Batılıların Hawaii’yi keşfi, adalarda pek çok değişikliğe yol açtı. Bunlardan en üzücü olanı kâşiflerin fark etmeden adalara taşıdığı hastalıklardı. Kaptan Cook bir süre sonra Hawaii’ye geri döndüğünde adalarda bir frengi salgını olduğunu fark edecekti. Kâşifler gelmeden önceki popülasyonun yüzde 90’i kaybolmuştu. Bu nedenle adalara şeker tarlalarında çalışmak üzere Çin, Filipinler ve Japonya’dan işçiler getirildi.

Batılıların Hawaii’ye gelmesiyle beraber Hawaii’deki ekonomi de değişti. Yerlilerin daha kısıtlı boş vaktinin olması, adalarda yapılan sörfün gerilemesine neden oldu. Hem yeni ekonominin koşulları hem de yerlilerin popülasyonunun ciddi bir şekilde azalması sörfün bütün bir toplumun yaptığı bir spordan sadece bir grup insanın yaptığı bir spora dönüşmesine neden oldu.

20’nci yüzyılın başlarında yerli bir Hawaiili, sörfün global bir fenomene dönüşmesine aracılık etti. Duke Paoa Kahanomoku, Hawaii’nin en tanınan sörfçü ve yüzücülerinden biriydi. Pek çok kez Olimpiyatlarda yarışmış, altın ve gümüş madalyalar kazanmıştı. Olimpiyatlar için sürekli seyahat eden Duke gittiği yerlere sörf kültürünü de götürüyordu. Duke, 1912 Yaz Olimpiyatları’na giderken Güney Kaliforniya’da Corona Del Mar ve Santa Monica’da sörf gösteriler yaptı ve buralarda bir fenomen yarattı. Olimpiyatlardaki başarılarından ötürü kısa sürede dünyaca bir üne kavuşan Duke; başta Avrupa, ABD ve Avustralya olmak üzere dünyanın çeşitli bölgelerinde yüzme gösterileri gerçekleştirdi. Bir yandan da Hollywood filmlerinde oynadı ve buralarda tanıştığı insanlara sörf yapmayı öğretti.

1959’da Hawaii, ABD’nin bir eyaleti haline geldikten sonra daha fazla ziyaretçi çekmeye başladı. Hawaii’ye gelen turistler burada sörfü görüp öğrendiler. 1960’lara gelindiğinde Kaliforniya’da sörf çoktan popüler bir spor olmuştu. O dönemde California Institute of Technology’de Amerikan ordu ve uzay endüstrilerine teknoloji geliştirmek üzere araştırmalar yapılıyordu. Bu araştırmalar sonucunda geliştirilen teknolojilerden sörf kültürü de faydalandı. Dalış giysileri, daha hafif, hidrodinamik sörf tahtaları ve dalga tahmini gibi teknolojik gelişmeler sörfün daha soğuk iklimlerde de yapılabilecek bir spora dönüşmesine katkıda bulundu.

Bugün sörf; ABD, Avrupa ve Avustralya başta olmak üzere 2022’ye kadar 9,5 milyar dolara ulaşması beklenen global bir pazar.

Yazı: Gazeteci Nazlı Selin Özkan

Benzer Yazılar

Sürdürülebilir yaşam biçimlerinde “hedonizm”

Ad Hoc

Ünlü-ünsüz uyumsuzluğu

Ad Hoc

Tüketimin aynası: İnovatif üretim

Ad Hoc