Kültür Manşet

Sıkışmış kültürler ve süper kahramanlar

Yapay zekâlı savaş makinelerinin savaş yasalarını dikkate almadığını düşünen Laura Nolan, geçtiğimiz yıl Google’dan ‘’bu savaş teknolojisinin içinde yer almak istemiyorum’’ diyerek istifa etti. Nolan’a göre, savaş yasalarını dikkate almadan yasadışı cinayete ve vahşete neden olabilecek makinelerin hareketleri tahmin edilemez ve bu makinelerin tehlikesi neredeyse kimyasal silahlarla eşdeğer. Bu ilk kez karşılaştığımız bir yargı değil elbette. Dev teknoloji şirketlerinin pek çok çalışanı bu ayrımın içinde buldu kendini. Tıpkı bilim kurgu dünyasının içindeki süper kahramanların mücadelesi gibi.

Savaşta da geleceğin diğer olumsuz senaryolarında da olduğu gibi teknoloji ve giderek daha da sosyalleşen medya platformları sanat, kültür ve onların işleyişleri üzerinde belirleyici bir rolü üstleniyor. Algılar yersizleşme hissini artırarak zaman ve mekân sıkışmasına neden oluyor. Giorgio Agamben’e göre her kültür kendi içinde tikel bir zaman deneyimi. Kültürü de kültürün ortaya çıkardığı kavramları da her yeni dönemde yeniden tartışmamız gerekirken birleştiriyor ve işin içinden çıkamıyoruz.

İnsanlar fantastik dünyanın korkulu rüyasını oluşturan bir alandan bahsederken mutlak bir iyi ya da kötüden bahsedemiyor. Sadece teknoloji değil; felsefede de öyle, sanatta da, kültürde de… Hatta genel bir tabirle zamanda da öyle. Süper kahramanlar bile zamanın sıkışıklığından yakınıyor. Birinci Dünya Savaşı’ndan sağ kurtulan J. R. R. Tolkien teknolojinin kötülüğü cisimleştirdiğini düşünürken, William Morris sanayinin zarar verici biçimde kullanılmasına karşı eleştiride bulundu. Marvel dünyasının Tony Stark’ı Silikon Vadisi’nin büyük patronlarına benzetilirken, unutulan, onun kitle silahları üreten bir silah tüccarı olması ve hatalarını telafi etmeye çalışmasıydı. Kısacası, teknolojinin zaman ve mekânsızlığı arasında geçmişin gelecekçiliği anlamına gelen retro fütürizm bu sıkışıklığın yansımasıydı. Sıkışıklıktan kaçmanın tek yolu ise geçmişe saklanmak…

‘’Memoria praeteritorum bonorum’’. Romalılar böyle diyor, biz Türkçeleştirelim: İnsan beyninin, eski zamanları o an yaşadığı zamana oranla daha güzel hatırlamaya eğilimli olmasından bahsediliyor. ‘’Memoria praeteritorum bonorum’’a göre, görüp geçirdiğimiz zamana ve geçmişte yaşananlara dair olumlu hisler geliştiririz. Geçmişe duyulan özlem diğer olumsuzlukları görmezden gelme isteğidir ya da bir nevi dünün muhafazası…

Benzer Yazılar

Açık adres: Bedenimiz

Ad Hoc

Yolcu değil insan

Ad Hoc

Dünyanın sonunu dijital mi getirecek?

Ad Hoc