Kültür Manşet

Simone de Beauvoir ve ‘başka’ olarak kadın

Kadın hareketinin en önemli isimlerinden Simone de Beauvoir’ın Le Deuxième Sex (1949) adlı eserinin Koç Üniversitesi Yayınları tarafından üstlenilen yeni çevirisi geçtiğimiz yılın son aylarında okurla buluştu. Gülnur Acar Savran tarafından dilimize yeniden kazandıran İkinci Cinsiyet raflarda yerini aldı. Toplumsal cinsiyet konusu üzerinde çalışanlar olarak Gülnur Acar Savran’a bu çok titiz çalışması için ne kadar teşekkür etsek azdır gerçekten.

İlk bakışta fark edilen cinsiyet farklılığı

İkinci Cinsiyet kitabında Simone de Beauvoir, kadın ve erkek olmanın insanların arasındaki farklılıkların genel olarak en göze çarpanı olabileceğinden bahseder: “İnsanlığın; giysileri, yüzleri, bedenleri, gülümseyişleri, ilgileri, yaptıkları işler bakımından iki kategoriye ayrıldığını saptamak için insanın gözlerini açıp biraz dolaşması yeter. Bu farklılıklar belki yüzeyseldir, belki de ortadan kalkmaya mahkûmdur. Kesin bir şey varsa o da şimdilik apaçık var olduklarıdır” (I. Cilt, 25). Bu sözler yazıldığından beri neredeyse 70 yıl geçti ama değişen fazla bir şey yok. İnsanlar arasındaki diğer ayırt edici niteliklerle karşılaştırıldığında, kadın ya da erkek olmak, insanlar arasında farklılık oluşturan en evrensel ve bir anlamda “doğal” nitelik gibi duruyor. Şöyle ki, ırk, renk, inanç, ekonomik sınıf gibi farklılıkların “farklılık” olarak ele alınması sosyo-politik ve tarihsel bağlamlarla doğrudan ilişkilidir. Örneğin, Jean-Paul Sartre’ın dediği gibi, Yahudi’yi “Yahudi” yapan anti-semitizmdir. Yahudi düşmanlığı tarihin bir noktasında ortaya çıkmıştır ve gene bir noktasında ortadan kalkabilir. Fakat her ne kadar kadın ve erkeğe yüklenen çeşitli anlamlar, görevler ve roller en geniş anlamda tarihsel olsa da, insanların kadın ve erkek olarak ayrıştırılması, bir anlamda, “tarih-dışıdır.”

‘Böyle düşünüyorsunuz çünkü kadınsınız’

Simone de Beauvoir, kitabında felsefi tartışmaları kastederek şöyle der, “Kimi zaman soyut tartışmalar sırasında erkeklerin bana ‘Böyle düşünüyorsunuz çünkü kadınsınız’ demesi sinirlendirmiştir beni, ama bilirim ki tek savunmam öznelliğimi ortadan kaldırarak, ‘Böyle düşünüyorum çünkü bu doğru,’ yanıtını vermek olacaktır. ‘Siz de tam tersini düşünüyorsunuz çünkü erkeksiniz’ demem söz konusu değildir, çünkü erkek olmanın bir özel durum olmadığı varsayılır; bir erkek, erkek oluşuyla doğru yerdedir, yanlış yerde duran kadındır. Nasıl ki eskiden mutlak bir düşey ve bu düşeye göre tanımlanan bir eğik düşünülüyorsa, fiilen mutlak bir insan tipi vardır, o da erkektir” (I. Cilt, 25).

Felsefe eğitiminin sonundaki zorlu sınavları başarıyla tamamlayarak çok prestijli Ecole Normale Supérieure’den ikincilikle mezun olmuş olan Beauvoir’ın maruz kaldığı bu muamele en azından manidar, nedeni de kendisinin ifadesinde gördüğümüz gibi çok açıktır. Beauvoir, eserin belki de en önemli kavramı olan “öteki/başka” kavramını kadının insani düzen içindeki statüsünü tanımlamak için kullanır. Kitap boyunca da “başka”lığın çeşitli nedenlerini serimler, bunları eleştirel açıdan irdeler ve çözüm önerileri sunar.

İkinci cinsiyet

Beauvoir’a göre kadının varlığı, erkeğin varsayılan özsel/kendi başına var olan konumuna bağlı bir varlık biçimidir. “Kadın” der Beauvoir, “kendini erkeğe göre belirler ve farklılaştırır erkek kadına göre değil; kadın özsel olan karşısında özsel olmayandır. Erkek Özne’dir, Mutlak olandır, Kadın Başka’dır” (I. Cilt, 26). Kadının “ikinci cinsiyet” olmasının anlamı da esas olarak budur. Kadın “mutlak” olan erkek karşısında varlığı bakımından “ikincil” olandır. Tam da bu nedenle, erkeğin kölesi olmamış olsa da her zaman “tebaası” olmuştur kadın. Kadınlar ve erkekler dünyayı hiçbir zaman eşit bir biçimde paylaşmamış oldukları gibi, eşit özgürlük ve hak sahibi olmak bakımından da erkekle eşit görülmemişlerdir. Dahası, insanın modeli olarak kabul edilen erkeğe karşı insani yapabilirlikler bakımından da “ikincil” addedilmiş ve bir anlamda, insan olmak bakımından da erkekle eşit görülmemiştir. Kadınlara yönelik ayrımcılık ve baskı içeren pek çok muamele bunu doğrular niteliktedir. Örneğin, Beauvoir’ın verdiği otobiyografik örnekte olduğu gibi fikirlerinin felsefenin gerektirdiği eleştirel sınamaya tabi tutulmaya hak etmesinden önce bir kadın olarak tartışmaya değer bir fikri olup olmayacağı sorgulanmaktadır adeta.

Beauvoir, kadınların kendilerini insan olarak olumladıkları oranda kadının “Başka” olarak görülmesinin tarihe karışacağını söyler. “Kadın doğulmayıp kadın olunduğuna” göre—diğer bir deyişle, kadının ikincil konumu mutlak olmayıp, toplumsal olarak kurulduğuna göre—kadının “başka”lıktan kurtulup insani düzlemde erkek ile eşit statü kazanması mümkündür. İkinci Cinsiyet kitabını bitirdiği cümle ise kanımca bu düşüncenin en iyi ifadesidir: “İnsana düşen, özgürlüğün hükümranlığını verili dünyada zafere ulaştırmaktır; bu en üstün zaferi kazanmak için, başka şeylerin yanı sıra, erkeklerin ve kadınların, doğal farklılaşmalarının ötesinde, ikirciksiz bir biçimde kardeşliklerini olumlamaları gerekir” (II. Cilt, 447).

Beauvoir’ın bu temennisi 70 yıl sonra bile henüz gerçekleşmedi. Yakın zamanda gerçekleşecek gibi de durmuyor. Ama Beauvoir’ın ufuk açıcı fikirleri güncelliğini koruduğuna göre, umutsuzluğa yer yok, onun ve diğer feminist düşünürlerin eserlerinden öğrenmeye devam etmek lazım.

Yazı: Öğretim Üyesi Hülya Şimga

Benzer Yazılar

Sinematografik gerçeklikte yeni boyut: Deepfake

Ad Hoc

Risk, çemberin içinde mi yoksa dışında mı?

Ad Hoc

Bisikletin bir ‘cankurtaran’ olarak portresi

Ad Hoc