Teknoloji

Sosyal medyadaki anne-ikonlara hukuk tavsiyeleri

Sosyal medyadaki anne-ikonlara hukuk tavsiyeleri

İnsanların beğenilme arzuları, toplum tarafından kabul görme ihtiyaçları ve kendileri hakkında çoğu zaman gerçekle tam olarak bağdaşmayan bir profil ve kişilik yaratma çabaları, bireylerin sosyal medya kullanım biçimlerini, bu mecralar üzerinde yapılan içerik paylaşımlarını ve toplumsal iletişimi en çok şekillendiren ve etkileyen motivasyonlar arasında.

Facebook 15 yıldır, Instagram ise 10 yıldır hayatımızla iç içe. Adeta yaşadığımız bir adet analog dünya, bir adet de dijital dünya var. İşte o dijital dünyayı bu çok da övünç sebebi olmayan beğenilme arzularıyla, kabul görme, takdir edilme, sevilme ihtiyaçlarımızla ve eksiklerimizi gizleyip, en “beğendiğimiz” halimizle boyamak hem bazı psikolojik anomalilerin göstergesi hem de bu anomalilerin büyüyerek gerçek birer problem haline gelmesine sebep oluyor.

Bu konuda yeterli sayılabilecek oranda toplumsal ve klinik gözlem yapabilme fırsatımız oldu ve birçok psikiyatrik, psikolojik, sosyolojik ve hukuki yayın ve değerlendirme ile önemli ve muteber bir birikim ve külliyat oluştu zaman içinde.

Ebeveynlerden hak ihlalleri

Bugün bu kullanımın, siber zorbalığa giren kullanımla birlikte, en sorunlu biçimlerinden biri ebeveynlerin, özellikle de annelerin, “ne kadar iyi ve güzel bir anneyim, ne kadar cici bir aileyiz, ne kadar mükemmel çocuklarım var” mesajlarıyla tatmin arayışına girdiklerinde, aslında çocuklarının özel hayatlarını, psikolojik ve fiziksel haklarını ve menfaatlerini istismar edici şekillerde kullanmaları olabiliyor.

Ebeveynler tarafından çocuklarına ait içeriklerin yoğun bir şekilde paylaşılması olgusu için, sosyal medya dünyası bir de eylemsel bir kavram inşa etmiş; buna ebeveynlik (parenting) ve paylaşım (sharing) sözcüklerinin birleşmesinden türetilen “sharenting” adını vermiş durumda.

Tabii ki insan en sevdiği varlığı olan çocuklarına ait çok beğendiği, gurur duyduğu anları sevdiği diğer insanlarla paylaşmak isteyebilir. Bu, hem doğal bir hakkı ve ihtiyacı hem de aileye fiziksel olarak uzakta olan yakınların ya da ebeveynin sosyal çevresinin haber alma hakkı ve menfaatiyle uyuşan bir durum. Bu hak ve menfaatlerin kullanılmasında teknolojinin her türlü imkânından faydalanmak, o teknolojinin de geliştirilme sebebi nihayetinde.


Ancak maalesef, ebeveynin çocuklara dair yaptığı paylaşımların çocukların fiziksel, zihinsel ve psikolojik gelişimlerini, ailenin huzurunu ve evlilik birliğini bozabilecek seviyelere vardığını, bunun ticari olarak bir gelir modeli olarak suiistimal edildiğini, müstehcenlikten vergi mevzuatına aykırılığa, özel hayat ihlalinden pedofili suçlarına davetiye çıkarmasına kadar birçok sakıncası var.

Ülkemizde ve teknolojiyle sosyal medya kullanımı yoğun olan diğer ülkelerde hukuk, mevzuatlar, mahkeme kararları ve doktrinlerle bu sakıncaları konu etmeye bir süre önce başladı. Zaten bu konuda hem ebeveynlik haklarını hem de çocuk haklarını düzenleyen temel mevzuat ve birikim, anayasamızda, yasalarda ve tarafı olduğumuz uluslararası sözleşmelerde mevcut.

İfade hürriyetinin “geriye çekildiği” durumlar
Anayasal olarak ve Birleşmiş Milletler Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi bakımından ebeveynin, çocuklarının yetiştirilmesinde, eğitiminde, hak ve menfaatlerinin korunmasında ellerinden alınamayacak hakları ve yükümlülükleri vardır. Bu çerçevede ebeveyn ailesel ve insani değerleri çerçevesinde çocuklarını yetiştirme ve eğitme hakkına haizdir. Ayrıca ebeveynin ifade hürriyeti de vardır. Bu itibarla ebeveynin çocuklarına ait içerikleri paylaşması yadsınamaz temel hak olarak korunur.
Bununla birlikte, her temel hak ve özgürlükte olduğu gibi bu temel hak ve özgürlükler de detayı kanunda öngörülmüş olmak kaydıyla hukuka uygun olarak sınırlanabilir veya menfaatler çatışmasında daha hafif kalabilir.

Türkiye, uluslararası camianın diğer birçok saygın mensubu gibi Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne, Uluslararası Çalışma Örgütü’nün Asgari Yaş Konvansiyonu’na, Çocukların Satılması, Çocuk Fuhuşu ve Çocuk Pornografisine ilişkin Çocuk Hakları Konvansiyonu Opsiyonel Protokolü’ne taraftır. Bu uluslararası manzumeler anayasamızın 90’ıncı maddesi çerçevesinde iç hukukumuza dahil edilmiş durumda.
Doğrudan iç hukukumuzdan kaynaklanan anayasal düzenlemeler, medeni kanun, ceza kanunu, çocuk koruma kanunu ve 5651 sayılı kanun başta olmak üzere bir dizi mevzuatta bu konu düzenleniyor.
Hukuki açıdan bakıldığında maalesef anne babalar çocuklarının mahremiyetlerini en çok ihlal eden ve onları ihlalden kaynaklanabilecek diğer risklere maruz bırakan kişiler oluyor. Sharenting’in yol açtığı korkunç sonuçlar, boyutlarıyla birlikte istatistiksel bilgi veren makalelerden ve sitelerden öğrenilebilir.

Çocuğun özgürlüğü, ebeveynin özgürlüğü üzerinde yükselmeli
Benim üzerinde durmak istediğim nokta ise kişilerin çocuklarının fotoğraflarını paylaşırken düştüğü ihlaller.
Örneğin, anne – baba kendi çocuğunun fotoğrafını paylaşırken çoğu zaman başka çocukların fotoğraflarını da, onların ebeveyninden izin almadan paylaşabiliyor. Bu paylaşımların çoğu lokasyon gösterebiliyor; yaşam tarzı ve alışkanlıklara ilişkin bilgiler sunabiliyor. Paylaşımların bir kısmı çocuğu giyinik değilken, denizdeyken veya bir temsil esnasında abartılı kıyafetlerle makyaj yapmış bir haldeyken yapılabiliyor. Paylaşımlar çoğu zaman aile meskeninden, mahrem alanından ve diğer ebeveynin mahremiyetini ihlal şeklinde olabiliyor. Çocukların hastalıkları, yeme bozuklukları ya da komik durumları, çocuğun yetişkinlik dönemlerinde böylesi kayıtlardan utanıp utanmayacağı hesaba katılmadan paylaşılabiliyor.
Bu yoğunlukta ve içerikteki paylaşımlar sebebiyle çocukta özel hayat ve mahremiyet bilinci ve talebi oluşmasında sorunlar yaşanabiliyor ve kendini korumak için kendisine hukuk tarafından bahşedilen haklara yabancılaşabiliyor.

Çocukların diğer çocuklarla birlikte, çoğu zaman lokasyon da göstererek yapılan paylaşımları özellikle belli fiziksel ve görsel bir hal arz ediyorsa siber tacize ve pedofili suçlarına hedef haline gelebiliyor. Aynı şekilde kişilik hırsızlığı (identity theft) suçları, hatta bazı insanların başkalarının çocuklarının ebeveyniymişçesine sosyal medya hesapları yarattığı görülebiliyor.

Bazı durumlarda annelerin bu paylaşımları kasten ve sistematik olarak yaparak “micro-celebrity” yani “mikro dijital ünlü” veya sosyal medya fenomeni olma gayreti içinde olmayı hedefledikleri görülebiliyor.

Bunu kısmen başaran anneler YouTube, Instagram ve Facebook hesaplarından yaptıkları paylaşımlar içine belli ürünler yerleştirdikleri, belli markalarla anlaşmalar yaptıkları ve bunların karşılığında maddi menfaat sağladıkları ve influencer marketing faaliyeti içinde bulundukları tespit ediliyor.

Çocuk gelişimine olumsuz katkılar
Bu annelerin elde ettikleri gelirlerin hiçbirinden vergilendirme yapılmadığı gibi, paylaşılan içeriklerin çoğunluğu yaş bakımından uygunluk ve pedogojik yerindelik içermiyor; tam tersine kötü ve zararlı örnek teşkil ediyor. Diğer bir deyişle, çok popüler olduğu, anahtar kelime ve arama motoru optimizasyonu enstrümanlarından faydalandığı ve hatta reklamları yapıldığı için çocuklarıyla kaçınılmaz olarak internette gezinerek eğlenen ailelere zarar veriyor, yanlış veya sorumsuz yönlendirme yapıyor.

Bunlara benzer eylemlerle sosyal medya ikonu olmaya öykünmüş ebeveynlerin çocukları ticari bir metaya dönüşebiliyor. Sürekli bir işe koşulma haliyle, ikonların çocukları içinde bulundukları veya içine yeni gireceği ortamlarda kendi fiziksel ve psikolojik gelişimlerinde bazı sorunlar yaşayabiliyorlar. Diğer çocuklarla ilişkileri de zedelenebiliyor, uyum sorunları meydana gelebiliyor. Bu durum çocuk ve aile nezdinde olması gereken eğitimsel, fiziksel, fikirsel, duygusal ve psikolojik gelişimde bazı öncelik değişimleri yarattığı için gelişimi de sağlıksız etkileyebiliyor.

Tüm bu sonuçlar ebeveynlik hakları ile çocuk haklarının ve menfaatlerinin çatıştığını gösteriyor. Böyle bir hak çatışmasında, çocuğa verilen veya verilmesi fazlasıyla muhtemel zararlar ile zamanla oluşabilecek toplumsal zararlar nedeniyle “çocuğun hakları” ağır basar.

Dünyanın bazı ülkelerinde reşit olmuş bireylerin anne ve babalarına karşı bu ihlaller sebebiyle çeşitli davalar açtıklarını, bu ihlaller sebebiyle devletin aileye müdahale ettiğini, eşlerin birbirlerine karşı çocuklarının ve kendi mahremiyetlerinin ve kişilik haklarının ihlali sebebiyle davalar açabildiklerini ve bunların boşanma davalarında da delil olarak kullanıldıklarını görüyoruz.

Sonuç olarak anne babanın, çocuklarıyla ilgili içeriklerde dijital medya üzerinden paylaşım yaparken, içeriğin mahiyetini, içeriğin çocuğa ve aileye ilişkin ne gibi veriler içerdiğini, ne gibi mesajlar verdiğini, çocuğun ileride çeşitli yaş aralıklarında bu içerikten utanıp utanmayacağını veya bunlardan sair sebeplerle rahatsız olup olmayabileceğini, başkalarının mahremiyetini ve kişilik haklarını ihlal edip etmediğini iyi düşünmeleri ve bunların çocuğun sağlıklı gelişimi üzerinde olduğu kadar, hukuki olarak da olumsuz sonuçlara yol aşabileceğini unutmamaları gerekir.

Sharenting ile ikon olmayı umanlar ise hem ticari hem de kamu menfaatini ve sağlığını ilgilendiren bir yayın faaliyeti yapmakta olduklarını unutmayarak, faaliyet altyapılarını hukuku dikkate alacak şekilde yenilemelilerdir.

Burçak Ünsal
Avukat

Benzer Yazılar

Gerçek(dışı) varlıklar

Ad Hoc

Geleceğin malzemeleri

Ad Hoc

İklim krizinde Akdeniz ormanları

Ad Hoc