Genel

Sosyal mesafe, sosyal medya ve sanal ilişkiler

Sosyal mesafe, sosyal medya ve sanal ilişkiler

Global Web Index’ten alınan veriler, akıllı telefonlarımızda ve sosyal medyada harcadığımız sürelerin arttığını gösteriyor. Sosyal medya platformlarında yaşanan trafik de bunu kanıtlar nitelikte. 24 Mart 2020 itibarıyla Facebook grup aramalarında harcanan zaman yüzde 1000 artarken, mesajlaşma süresi de iki kat artış gösteriyor. Instagram’da da durum farksız. Instagram ve Facebook canlı yayınlarının artış gösterdiği bir hafta içinde, görüntülenme sayıları da neredeyse iki katına ulaştı. Mart ayının ilk 23 gününde TikTok indirmeleri yüzde 27 artarken, toplam indirme sayısı 1,9 milyarı aştı. Çok sayıda kişinin görüntülü sohbet etmesine imkân tanıyan Houseparty ise iki hafta içinde 2 milyon kullanıcıya ulaştı.

Kısacası fiziksel sosyalleşmenin azaldığı bu günler, sanal ilişkilerimizin artmasıyla birlikte pek çok alışkanlığın yeniden yorumlanabilir olduğunu tüm dünyaya anlattı. Kişisel farkındalıklardan sosyal sorumluluklara, iletişim biçimlerimizden sosyal medyadaki davranış tercihlerimize kadar… Geçtiğimiz birkaç yılda dijitalleşmeyle birlikte yaşadığımız kültürel değişim; insanların birbirinden uzaklaşmasına, değerlerin yitimine ve ruh sağlığı açısından bazı olumsuz etkilere işaret ediyordu. Yani tehdit edici bir unsur olarak gördüğümüz sanal dünyanın, zamanı geldiğinde birleştirici bir güce dönüşebileceğini tahmin bile edemiyorduk. Ancak iyimser ve naif hallerini unuttuğumuz ağlar dünyasında çoğu engeli ortadan kaldırmayı başarabiliyoruz artık.

Wunderman Thompson Strateji Sorumlusu Meredith Chase, pandemi sürecinin sosyal medyadaki dönüşümüne dikkat çeken açıklamalarda bulundu geçtiğimiz ay. Bir süredir kaybettiğimizi düşündüğümüz otantikliğin ve samimiyetin yeniden kazanıldığına inanan Chase, sosyal medya platformlarının bizi toplu olarak bir araya getirmeye hazır olduğunu söylüyor. Zira hepimizin deneyimlediği gibi kullanıcılar bireysel sanallığa daha önce ulaşmış olsa bile bu dönemde kolektif bir iletişime de ihtiyaç duyuyorlar. Bunu gerçekleştirebileceğimiz yerler sanal ortamlar olunca; içimize dönüyor, kendimize bakıyor ve tüm dünyanın içinde olduğu toplumsal stresi katlanılır kılmak için çok daha dürüst ve gerçekçi ilişkiler kuruyoruz. Sosyal medyadaki canlı yayınlar genç, yaşlı, yoksul, zengin herkesin tek bir bağlantıda, tek bir evde buluşmasına zemin hazırlıyor ve çalan bir şarkı Michelle Obama’dan Mark Zuckerberg’e hepimizin dans ettiği bir ritme dönüşüyor.

Estetik algılardan geriye

Sosyal medyada soğuk ve mesafeli tavra bürünen paylaşımların yerini daha doğal, samimi ve günlük telaşlar alıyor. Meg Zukin, 18 Mart 2020’de yeni bir Instagram projesi olan Social Distance Project’le bunun en güzel örneğini sundu. Pandemi krizinin yarattığı olumsuz etkileri azaltmayı amaçlayan projede dijital bir günlük tutuluyor. Anonim bir şekilde sanal itirafların derlendiği Instagram hesabında, karantina boyunca yaşadığımız günlük sıkıntılar paylaşılıyor. The Guardian’a açıklama yapan Zukin, haberlerde çok daha önemli konulardan bahsettiğimizi ancak kişisel yaşamlarımızdaki etkiye de odaklanmamız gerektiğini ifade ediyor. Kişisel itirafların benzer deneyimlerle birleşeceğini ve bunun da derin bir etki yaratacağını belirtiyor. Kısa sürede artan takipçi sayısı da bu etkiyi doğrular nitelikte.

Internet Society CEO’su Andrew Sullivan da pandeminin internette ve sosyal medyada yarattığı değişime dikkat çekenlerden. Her ortamda olduğu gibi, kötü amaçlı kişilerin, internetin ilk zamanlarından beri var olduğunu ancak insanların konuşma biçimlerine ve davranışlarına göre etkilerinin azalıp çoğaldığını söylüyor. İnternetin değişmediğini, bizim internet üzerinde kurduğumuz ilişkilerin değiştiğini iddia eden Sullivan, bundan sonra olacakları bilemeyeceğimizin altını çiziyor. Ancak şu anki internet ortamının yarın için bizlere ışık tutacağını da ekliyor. “Distopik hikâyelerin gerçekleşmediğini gördük” diyerek başımız dertte olduğunda birbirimize döndüğümüze dikkat çekiyor. Belki tam da bu yüzden sanal toplulukları yeniden değerlendirmemiz gerek.

Bireysel sanallığa geçtik; peki ya kolektif sanallık?

Sosyal mesafeyi koruduğumuz zaman diliminde internet aracılığıyla kurduğumuz iletişime odaklanan bir diğer isim de Christopher Mims. The Wall Street Journal’da yayımlanan makalesinde parasosyal ilişkilere atıfta bulunan Mims, ani ve beklenmedik bir şekilde evden çalışmamızın yanı sıra daha fazla okuduğumuz, daha çok iletişim kurduğumuz ancak bunları bir mecburiyetten ötürü yaptığımızın altını çiziyor. Donald Horton ve Richard Wohl, 1956 yılında “parasosyal etkileşim”den bahsederken televizyondaki karakterlere karşı geliştirdiğimiz duygusal bağlardan bahsediyordu. Mims de bugün sadece tek taraflı olmayan bir iletişime, yani internet ağlarına dikkat çekerek, herhangi biriyle iletişim kurabileceğimiz bir ortamın mevcut parasosyal potansiyeline odaklanıyor. Zira bugün sanal iletişime geçtiğimiz herkesle parasosyal etkileşim kurabiliriz.

Bu bir geçiş süreci gibi algılansa da iletişim biçimlerimizi değiştiriyor ve sonraki alışkanlıklarımız dahil yeni normallerimizi belirliyor olabilir. Dolayısıyla kolektif sanallığı yalnızca amaç uğruna değil, aynı zamanda bireysel iletişim problemlerimiz açısından da değerlendirmeliyiz. Zira pandemi krizi pek çok temeli sekteye uğratıyor ancak bu temelleri yeniden güçlendirecek olan da samimi etkileşimlerle yoğunlaşan kolektif bir bilinç olacak.

Bu yazı ilk kez Ad Hoc Mayıs 2020 sayısında yayımlandı.

Benzer Yazılar

Alfa kuşağı ile yabancı dil öğretimini yeniden düşünmek

Ad Hoc

Algoritmik radikallikler

Ad Hoc

Georges Balandier’in yeni Yeni Dünyaları

Ad Hoc