Kültür Manşet

Şövalyeler, ejderhalar ve unutulmaz oyunlar

İlk sayıdan beri animasyon üzerine yazıyor olsam da yılın yarısından sonra bilgisayar oyunları üzerine yazma düşüncesindeydim. Ancak animasyon dehlizlerinde kaybolup gitgide daha derinlere inişim, maalesef bu planı bozdu. Bu ay sekizinci sayıya gireceğimiz bu satırlarda da halen animasyondan çıkabilmiş değilim. Ancak bu kez bir taşla iki kuş vuracak ve animasyon klasiği de olmayı başarmış bir oyundan bahsedeceğim.

Bir cengâver ortaya çıktı, yıl 1983

Atari salonlarında konsol oyunlarının zirvede olduğu bir dönemin içindeyiz. “Super Mario Bros” yeni çıkmış mesela. Atari oyunlarının kahramanları piksellerden oluşuyor. Çok basit grafikli ve birbirine benzer oyunların istilası sırasında birden atari salonlarını kasıp kavuracak bir cengâver ortaya çıktı. Bu oyunun adı: Dragon’s Lair.

Üstte bahsettiğim resmî tarih ama ben biraz da oyunu benim kişisel tarihimden ele almak istiyorum. 1984 yılında evimize “Commodore 64’’ gelmişti. Babam bir çılgınlık yapıp İzmir Fuarı’ndan alıp eve getirmiş ve o gece sanırım hayatım değişmişti. Bilgisayar oyunlarının yetişme biçimime ve kişiliğimin şekillenmesine etkisini anlatamam. Tabii o yıllardaki bilgisayarlar şimdinin tabletleri gibi değil. Her basit oyun bile çok büyük atılım olarak algılanıyor, hem küçükler hem de büyükler tarafından şaşkınlıkla karşılanıyordu. Neyse şimdi konumuz da bu değil. Babam düzenli olarak İstanbul’a gidip yeni oyunlar getirirdi. Bu seferlerden birinde beklenmedik güzellikte bir oyunla karşılaşmıştım. Elbette tahmin ettiğiniz gibi bu oyun o cengâver Dragon’s Lair idi. Oyunu çok çözememiştim çünkü çok küçüktüm ve bana karmaşık gelmişti. Bir şövalye karanlık bir şatoya giriyor ve ardından hemen ölüyordu. Oyunu yüzlerce kez tekrar yükleyip oynasam da başını hiç geçemedim ve bir süre sonra sıkılıp bıraktım. Ama çizimler hafızamda yer etmişti.

Dragon’s Lair’i yüzlerce kez oynadım, sonrasında sıkıldım. Ancak çizimleri hafızamda yer etti.

Oynanabilir şövalye animasyonu

Aradan geçen yıllar yıllar sonra bu oyun yeniden karşıma çıktı, hem de iPad’de. Görür görmez oyunu anında satın aldım ve açtığım an şunu fark ettim; grafikleri hâlâ aynı derecede güzeldi. Çünkü oyun adeta bir Disney filmi gibi görünüyordu. Sonra merak edip hikâyesini araştırmaya başladım ve “Don Bluth” adıyla karşılaştım. Kendisi gerçekten de Disney animatörlerinden biriydi. Daha sonra ayrılıp bağımsız önemli işler yapmış bunlardan en meşhuru herhalde “The Secret of NIMH”dir . Tüm bu işler arasında, 1983 yılına denk gelen bizim oyunu, Dragon’s Lair’ı da üretmişti.

Bu arada oyun için aslında oynanabilir animasyon demek daha doğru olabilir. Çocukken çözemememin nedeni de buydu büyük ihtimalle. Animasyonlar devam ederken iki ya da üç saniyelik aralıklarda komut verebildiğiniz bir sisteme sahipti oyun. Zaten aslında oynamaktan çok izlemek için yapılmış bir eser olduğunu söylemek yanlış olmaz diye düşünüyorum. Sanki oyun değil, bir kalede hapsolmuş prensesi korumak için türlü türlü badireler atlatıp tuzaklardan kaçan, canavarlarla savaşıp ejderlere kafa tutan bir şövalyenin animasyonuydu.

Toplamda tüm animasyonların içinden oyunu çıkarıp arka arkaya eklediğinizde 10 dakikalık bir kısa film elde edebiliyorsunuz. Eskiden bu sahneleri görebilmek için tüm oyunu baştan sona hatasız oynamanız gerekirdi. Tabii şimdi teknoloji sayesinde hepsini YouTube üzerinden kesintisiz izlemek mümkün hale geldi. Ben inat edip oyunu bitirdim ama siz hiç uğraşmayın, izleyin. Eski klasik animasyon lezzetini yakalayan bu masalsı macerayı izleyince neden o küçük çocuğun bu kadar etkilendiğini anlayacaksınız. Bu yüzden mutlaka öneririm.

Bu harika oyun çok yakında sinema filmi olarak geri dönüyor.

Kapatırken, döneminin efsanelerinden olan Dragon’s Lair ile ilgili bir de güzel haber vereyim. Uzun metraj sinema filmi olarak geri dönüyor Dragon’s Lair. Yönetmen Don Bluth’un 2016’da “Indiegogo” isimli fonlama sitesi üzerinden başlattığı kampanya olumlu sonuç verince böyle bir macera başladı. Çok kısa süre sonra 2020’de son bulacak macera ve bu uzun metraj animasyon, oyunun çıkışından 37 yıl sonra tekrar sevenleriyle buluşacak. Önerme sebebim bu değildi ama artık izlerseniz bu hikâyeyi salonda da anlatırsınız. Hatta şimdiden iyi eğlenceler.

Yazı: Kreatif Direktör Gökhan Yücel

Benzer Yazılar

Önyargının makine ve insan olarak portresi

Ad Hoc

Cinsiyetlendirilmiş beyin

Ad Hoc

Gastronomide yeni trend: Az ama öz

Ad Hoc