İnsan Manşet

Suç ve ceza ve balıklar ve Shakespeare

Genetic Engineering & Biotechnology News, internet sayfasında 21 Ocak 2019 tarihli bir haber yayınladı. Haber, Dr. Jiankui He’nin, çalıştığı Southern University of Science and Technology tarafından işine son verilmesi ile ilgiliydi. Kurum, açıklamasında Dr. He’nin “kişisel şöhret ve kazanç uğruna devlet tarafından yasaklanan genetik düzenleme deneyleri yapmasını” gerekçe olarak göstermiş; Dr. He, 29 Kasım 2018 tarihinde Hong Kong’da düzenlenen 2’nci Uluslararası “Human Genome Editing” zirvesinde CRISPR tekniğini kullanarak, dünyanın ilk genetiği değiştirilmiş bebeklerini yarattığını açıklamıştı. Raporun devamında, “bu davranışın etik ve bilimsel bütünselliği çiğnediği, yürürlükteki devlet yasalarını ciddi bir biçimde ihlal ettiği ve (…) ‘yan etkiler’e neden olduğu” eklendi. Bilim insanlarının karşı çıkışları ise “tekniğin yeterince araştırma ile değerlendirilmediği (…)” doğrultusunda oldu. Temel olarak He ve ekibinin yaptığı, babaları AIDS hastası olan embriyolarda CCR5 genini düzenleyerek bebeklerin hastalığa dirençli olmalarını sağlamaya çalışmaktı.

Bunu atıp yenisini yap

Bugün Dr. He ev hapsinde tutulurken, doğumu gerçekleşen “Lulu” ve “Nana” adlı bebekler Guandong eyaletinin gözetiminde bulunmakta ve kimlikleri saklı tutulmaktadır. İnsanların evcil hayvanları üzerinden statü kazanmaya çalıştığı bilinirken çocuğunun zihinsel/fiziksel özelliğinden memnun olmayan ebeveynlerin ‘‘bu çocuğu atıp yenisini yapmaya kalkışmaları’’ insan doğasından beklenen bir davranış olmadığından, genetik müdahalelere yönelik endişeler tamamen haksız kabul edilemez.

Bilimsel çalışmalarla bağlantılı etik sorunlar, kürtaj, ötenazi vb. konular her daim tartışılagelmiş, çoğunlukla mantıksal temele dayanan bir mutabakat oluşturulamamıştır. Öncelikle ‘‘etik’’ ve ‘‘ahlak’’ kavramlarını ayırmak gerekir; bir araştırma alanı olarak “etik”in kökeni ‘‘iyi ve doğru yaşamın ne olduğu ve nasıl yaşanabileceği’’ sorularıdır. Ahlak ise ‘‘belli bir kişinin/topluluğun belli bir zamanda kabul ettiği kurallar”dır.

Etik tartışmalar, bilimsel araştırmalar dolayımında ortaya çıkan sorunlar ve insanın etik doğası üzerine olan tartışmalar olmak üzere iki eksende yapılanır. Etik, felsefenin de asli konuları arasındadır. Yakın dönemde, özellikle nörobilim bulgularının ilerlemesiyle birçok alanda benimsenen multidisipliner yaklaşım, etik alanına da sirayet ettirmiş ve “nöroetik” disiplininden söz edilir olmuştur.

Kimseye söyleme ama dünya yuvarlak… (Tom Robbins)

Georg Northoff, nöroetik disiplinini, “nörobilimsel gözlemler ve etik olgular arasında bağlantılar yapılandıran alan’’ olarak betimler. Roskies’in yaptığı ayrımda, “nörobilim etiği” ile “nöroetik” farkını vurgular. İlki disiplinin kendi çalışmalarından kaynaklanan durumları ele alırken diğeri felsefi olguları, bu olguların pratik uygulanmalarının nöral temelleri ve nörobilim bulguları bağlamında soruşturur.

Duygularının esiri olan hayvanlar iyi ile kötüyü ayıramazlar çünkü onlar düşünemezler.

Çoğu filozof, etik kararların rasyonel uslamlamanın sonucunda ortaya çıktığını savunmuştur- duygularının esiri olan hayvanlarsa iyi ile kötüyü ayıramazlar çünkü onlar düşünemezler (!). Kurzban’a göre, insanlar diğer canlıların davranışlarını açıklarken evrimci perspektife dayanma konusunda ısrarcıyken kendi türünü değerlendirmede tepkisel davranarak böyle açıklamaları reddeder. Oysa insanın ve diğer primatların ayırt edici özelliklerinden olan neokorteks büyümesinin sosyal yaşama uyum sağlama amacıyla evrimleştiği düşünülmektedir. Hayvanların da empati gösterdiğini, birbirlerine zarar verdiklerinde kendilerini kötü hissettiklerini, birbirlerine yardım etmek için tehlikeye atılabileceklerini gösteren araştırmalar yapılmıştır.

İnsan bilinen canlı türleri içinde sosyal olma özelliği en ağır basan türdür; insanda sinir sistemi sosyalleşme doğrultusunda yapılanmıştır. Evrimsel bakış açısıyla insan türünün devamlılığı, sosyalliğini koruyabilmesine bağlıdır. Çalışmalar sosyalleşme açısından büyük önemi olan etik değerlerin erken çocukluk döneminde yapılandığını göstermekte -çoğu filozofun işaret ettiği gibi- etik standartların da kişiye bunları bilinçli olarak değerlendirebilir duruma gelmeden önce eğitim yolu ile kazandırılması gerektiğini söylemektedir.

Madame Tussauds müzesinde yer alan Shakespeare figürü. Berlin, Almanya – Mart 2017

Nörobilimsel bulgular, insanın muhakeme gerçekleştirme ve karar verme aşamasında beynin hem bilişsel hem duygusal yapı ve sürecini etkinleştirdiğini göstermektedir. Kurzban’a göre bireylerin kurallarla diğerlerinin davranışlarını sınırladığı türlerde, kuralların nedeni bilinmese de evrimden etkileniyor olmalarını beklemek mantıklıdır. İnsanlar verdikleri kararların ahlaksal ilkelerden kaynaklandığını düşünmekten mutlu olsalar da Kurzban, gerçekte bu kararların çoğunlukla önce belirlenip sonra haklılandırıldığını ve doğuştan gelmeyen tutarlılık için ince ayar gerektiğini savunur. İnsanlar, keyfi davranışları engellemek için toplumsal bir ahlak sopasına ihtiyaç duyar. Oysa ahlak, tutarlılık sağlanmazsa ilkelerle korunamaz.

Sıralı erselik hayvanlar arasında protandroz palyaço balığı ilk ergin dönemini erkek olarak tamamlar, büyüdükçe dişi olur; protojinöz çırçır balıklarıysa küçükken dişidir ve büyüdükçe erkek olurlar. Bu cinsiyet değişiminin balıklar arasında namus cinayetlerine sebep olmadığını varsayabiliriz; biz insanlar da protandroz veya protojinöz evrimleşme sergileseydik, cinsel kimliklere bakışımız ve hayatlarımız çok başka olmaz mıydı? Ahlak kuralları olarak hayatımız pahasına benimsediğimiz kuralların çoğu mesnetsiz ve adaletsiz dayatmalardan ibarettir.

21 gram bile değil…

Etikle bağlantılı tartışmalarda etik ikilemlerin yanı sıra “profilaksi” ve “değişim/sağaltım” sorunu önemlidir. Öncelikle etik konu olduğunda insanın yapısı ve doğasıyla ilgili olarak felsefe, hukuk, nörobilim, psikoloji, evrimsel biyoloji vb. alanlardan oluşan multidisipliner bir perspektif benimsemek gerektiği ortadadır. Aksi halde, herkesin dünya hallerini kendi terazisinde tarttığı ve tartısını sadece kendi bildiğini dikkate alarak ayarladığı düşünülür. Hayvanları sadece resimlerde gören biri için hayvan bilinci/ hayvan hakları sorunu -en hafif tabirle- “absürd” karşılanırsa bu bir noktada anlaşılabilir. Öte yandan işi çocukların işkence ettiği veya tecavüze uğrayan hayvanları sağaltmak olan bir kişi için dünya da, sorunlar da, insan tanımı ve hayvan tanımı da başkadır.

Konu profilaksiye gelince hem felsefeye hem nörobilime danışmak icap eder. Felsefesinde “özgür ve etkin ben” anlayışı ağırlıklı olan Fichte, bilincin- (ben)in ana özelliğini eylem olarak belirler ve devletin görevini” kötüyü cezalandırmak yerine onu önlemeyi bilmek” olarak tanımlar. Devlet yurttaşını yasaya uymaya zorlamamalı, onu yasaya uyan ahlaklı bir kişi olarak yetiştirebilmelidir. Diğer yandan, devletin böyle bir eğitim verebilmesi yöneticilerin cahil, akılsız, erdemsiz, şiddet eğilimli vb. olmamasıyla koşulludur. Seçmen olmak ise belki de en önemli etik sorumluluğumuz…

Bir Philip K. Dick öyküsünden uyarlanan Minority Report filmi, Bentham’ın tanımlayıp Foucault’nun yorumladığı “panopticon” kavramını çağrıştırarak “kişisel hak ve özgürlüklerimizi güvenliğe feda etmeli miyiz” sorusunu sordurur; bu soru bugünün nörobilim ve görüntüleme teknikleri imkânları dikkate alındığında “kişisel hakları koruyarak suçu önleyici düzenlemeleri nasıl yapılandırmalıyız” sorusuna dönüşür.

Bugünün hukuk ve ceza sistemi, istisnalar dışında bireyleri özgür iradeye sahip, akli değerlendirmeler yapabilen ve bu nedenlerle sorumlu sayılan varlıklar olarak kabul eder. Eagleman, beyin bilimi temelli bir hukuk anlayışının suçun tekrarı olasılığına odaklanacağını vurgular. 1980’lerin Seville Bildirisi, insanlarda şiddete yatkın bir beyin olduğunu savunmanın bilimsel bir yanlış olduğunu ilan ettiğinde kendisini olduğu gibi değil olmak istediği gibi gören insan istisnacılığının bir örneğini sergilemekle kalmaz. Şiddetin insan doğasının potansiyel bir parçası olduğu gerçeğini yadsıyarak, eğitim ve düzeltilen sosyoekonomik koşullar sayesinde gelişme göstermesi beklenebilecek bireylerle, biyolojik yapısı nedeniyle böyle bir beklentiye girmenin son derece tehlikeli olacağı bireylerin ayırt edil(e)memesine de neden olur. Einstein, aptallığın bir tanımını “aynı şekilde davranıp farklı sonuçlar beklemek” şeklinde yapar; aynı kelimenin diğer tanımı “kişisel ve insani kör noktalarımızla yüzleşmek yerine; ellerimizle gözlerimizi kapatarak canavarların yok olacağına inanan çocuklar olarak kalmaya direnmek”tir.

Yazı: Dr. Burçak Özkan

Benzer Yazılar

Sinematografik gerçeklikte yeni boyut: Deepfake

Ad Hoc

Dönüşen bedenler: Olumlama, değişme ve sabit durma özgürlüğü

Ad Hoc

Çeşitliliğe kucak aç ya da…

Ad Hoc