Analog Manşet

Suya adanmış gizemli bir şehir: Bath

Jane Austen, Charles Dickens gibi ünlü İngiliz edebiyatçılara ilham olmuş bir küçük şehir Bath. Jane Austen, 1800-1809 yıllarında yaşadığı bu şehirde ilk romanı “Sense and Sensibility”i yazmış. Gizemli Bath şehrinin hikâyesi Romalılara kadar uzanıyor. Kent, adını antik Roma Hamamı Aquae Sulis’ten almış. 1987’de UNESCO’nun Dünya Mirası Listesi’ne giren Bath, yalnız antik Roma Hamamı ile değil aynı zamanda mimarisiyle de öne çıkan bir şehir.

Acaba bugünün hangi teknolojileri gelecekte şehir mobilyası görevini üstlenecek?

Londra Paddington İstasyonu’ndan hızlı trene bindiğinizde yaklaşık bir saat sonra ulaşıyorsunuz Bath şehrine.

Şehrin gizemli havasını tren istasyonundan çıkar çıkmaz hissediyorsunuz. İlginç mimarisi, sıcak ve samimi ortamı sanki başka bir ülkeye gelmiş gibi karşılıyor sizi. Tren istasyonundan çıkar çıkmaz bir zamanlar İngiltere’nin ikonlarından biri olan meşhur kırmızı telefon kulübeleri ile karşılaşıyoruz.

Şu anda büyük saksılar olarak şehrin güzelliğine katkı sunan kulübeleri görünce insan ister istemez soruyor: Acaba bugünün hangi teknolojileri gelecekte şehir mobilyası görevini üstlenecek?

Burada bulunma amacım, şehre adını veren meşhur Roma Hamamı’nı ziyaret etmek. Zamanının şifalı arınma merkezlerinden biri olan Aqua Sulis, dünyadaki en iyi korunmuş Roma eserlerinden biri.

“Water is best”

Bath adeta suya adanmış bir şehir. Şehrin en önemli katedrali Bath Abbey’in önündeki çeşmenin üzerindeki yazı bile bu mesajı veriyor: “Water is best”.

Şehirde Roma döneminden kalma üç şifalı su kaynağı var. İki tanesi kullanıma sunulmuş. Ancak en büyüğü turizme açılmış. Ama kullanmak yasak. Sadece ziyaret edebiliyorsunuz. Kaynağın suyu yaklaşık 2 bin yıldır 3 bin metre derinlikten geliyor. Suda 43 farklı mineral bulunuyormuş. Günde yaklaşık 1 milyon 250 bin litrelik bir hızla, 46,5 derece sabit sıcaklıkta akıyor. Romalılar Hamam ve Tapınağı bu kaynağın çevresine inşa etmişler.

Antik Roma kasabası Aquae Sulis’in mirası

Bilgelik Tanrıçası Minerva’nın yaldızlı bronz başı.

Bath’daki Aquae Sulis şifalı su merkezi Kuzey Avrupa’nın en iyi korunmuş arkeolojik alanlarından biri. İngiltere’nin M.S. 43’te Romalılar tarafından işgal edilmesinden sonra kurulmuş. Adını Romalı tanrıça Minerva’nın Kelt dilindeki anlamı olan Tanrıçası Sulis’ten almış.

Su kaynağının kuzeyine Sulis Minerva’nın tapınağının bulunduğu özel bir alan inşa edilmiş. Güney tarafına ise temizlik, arınma, şifa banyoları yapılmış. Kurulduğu yıllarda hem Sulis Minerva’ya sunu yapılan bir ibadet merkezi hem de Hamama sıcak su sağlayan bir sarnıç hizmeti görüyormuş.

12’nci yüzyıl dokunuşu

Romalıların gidişinden sonra pagan tapınağı yıkılmış, hamamlar çökmüş, toprağa gömülmüş. 12’nci yüzyılda İngiltere Kralı, doğrudan kutsal kaynağın üzerine Kral Hamamı’nı inşa ettirmiş. Şifalı sular yüzme amaçlı kullanılmaya başlanmış. 18’inci yüzyılda şifalı su içme modası başlayınca yeni bir Pompa odası yapılarak kaynaktan gelen su içilmeye başlanmış. Bugüne kadar ulaşan kompleksin bir kısmında 12’inci yüzyılda yapılan eserleri de görmek mümkün. Örneğin girişteki heykellerin bir bölümü ilerleyen dönemlerde eklenmiş. Roma Hamamı’nın bir kısmı 18’inci yüzyılda keşfedilmiş, ama büyük kısmı 1880’lerde açığa çıkarılmış.

Tarihe saygı projesi

İngiltere’deki Roma dönemine ait en ünlü nesnelerden bazıları Aquae Sulis Roma Hamamı’nda kurulan müzede sergileniyor. Tapınaktan çıkan Gorgon Kafası alınlık, tanrıça Sulis Minerva’nın yaldızlı bronz başı gibi pek çok eseri görmek mümkün. Sergilenen diğer eserler arasında sunaklar, Roma İmparatorluğu boyunca şifalı sular merkezini ziyaret eden askeri ve sivil ziyaretçilerin kaydedildiği mezar taşları da var. Ziyaretçilerin merkezdeki suya dokunmaları, suda yüzmeleri ve su içmeleri yasak. Ancak Pompa Odası’nda şifalı su içilebiliyor. Hatta isteyenler bu şifalı sudan satın alabiliyor.

Roma hamamları: Sosyal alanlar

Pek çok arkeolog ve tarihçiye göre Roma Hamamları sadece yıkanacak, temizlenecek yerler değildi. Romalılar, temizlik ve hijyenin yanı sıra eğlenmek, sosyalleşmek ve şifa bulmak için hamamlara giderdi. Arkadaşlarıyla buluşurlardı. Boş zamanlarını hamamlarda geçirirlerdi. Bu nedenle özellikle büyük Roma Hamamlarında restoranlar, oyun odaları, barlar, hatta kütüphaneler vardı. Bunlardan dolayı çoğu Roma Hamamı çok lükstü. Bu şatafatı Bath Aquae Sulis’te de hissedebiliyorsunuz.

İki şehir, bir hikâye

Bu yazıyı hazırlarken gördüm ki İngiltere’de tüm dünyanın tanıdığı Bath Roma Hamamı’nın benzeri bir başka Roma Hamamı daha var. Üstelik bizim ülkemizde. Yozgat’ın Sarıkaya ilçesi Kaplıcalar Mahallesi’nde bulunan Roma dönemine ait Basilica Therma’nın keşfi henüz çok yeni. Aqua Sarvenae, antik kentinin bulunduğu alandaki Roma Hamamı Basilica Therma’nın kazı çalışmaları, 2010’da başlamış ve büyük bir kısmı 2014’te günyüzüne çıkarılmış.

Basilica Therma

Halk arasında Kral Kızı olarak bilinen Basilica Therma yaklaşık 2 bin yıllık bir tarihe sahip. Yani İngiltere Bath’deki Roma Hamamı Aquae Sulis’ten bile çok daha eski bir geçmişi var. Sarıkaya’da 2010 yılında başlayan kazı çalışmaları sonucu 2014’te, yaklaşık yarı olimpik yüzme havuzu büyüklüğündeki antik havuz ortaya çıkmış. 2018’de UNESCO Dünya Mirası Geçici listesine alınan Basilica Therma ve antik kentin kazı çalışmaları halen devam ediyor.

Sarıkaya’daki Basilica Therma 2014 yılında bulundu.

Basilica Therma kazı ekibi yaklaşık 2 bin yıldır buradaki şifalı sıcak suyun aktığını söylüyor. Ekip, günümüze kadar sıcak su kaynağı ile ulaşabilmiş, bilinen sadece iki Roma Hamamı olduğunu belirtiyor. Birisi İngiltere Bath’deki Roma Hamamı Aquae Sulis. Diğeri ise Yozgat Sarıkaya’daki Basilica Therma. Onlara göre Basilica Therma, yani Kral Kızı şifalı su merkezi dünyada şu ana kadar bilinen en eski antik termal tedavi merkezi.

Kral Kızı’nın öyküsü

Basilica Therma’ya halkın Kral Kızı demesi etkileyici bir efsaneden kaynaklanıyor: Kayseri’de yaşayan Roma krallarından birinin kızı amansız bir hastalığa yakalanır. Kral güzeller güzeli kızının iyileşmesi için her türlü çareye baş vurur. Ancak bir türlü kızını iyileştirmeyi başaramaz. Kızın hastalığı her gün biraz daha ilerler ve kız yürüyemez hale gelir. O günlerde Sarıkaya sazlık ve bataklıktır. Sazların ortasında küçük bir gölet vardır. Kral, kızını oyalanması için bu sıcak çamurlu gölete gönderir. Avunmak için gölete giren kralın kızı bir farklılık hissedince burada kalmaya devam eder. Zamanla ayaklarını ve bacaklarını hissetmeye başlar. Bu sıcak çamurlu sular kralın kızına o kadar iyi gelir ki sonunda yürümeye başlar.

Kral, kızının tamamen iyileşmesini sağlayan bu göletin yanına hemen mermerli bir havuz yaptırır. Çevresini kesme taşlarla çevirtir. Önceleri bomboş olan bu havuzun çevresinde yavaş yavaş bir yaşam alanı oluşur. Zamanla önemli bir merkeze dönüşen şehre kral kızının adı verilir: Hoperi. Dönemin büyük depremlerinden birinde Hoperi yerle bir olur. Geriye sadece hamamların olduğu yer kalır.

Kral Kızı Roma Hamamı

Geçmişi M.S. 2’nci yüzyıla dayanan bu etkileyici arınma merkezi bölgede bulunan Aquae Sarvenae olarak bilinen termal kaynağın üzerine inşa edilmiştir. Basilica Therma, Roma mimarisinin Anadolu’daki en iyi yapılarından biri olarak kabul ediliyor. Hristiyanlığın bölgede yayılmasından sonra kuzey kısmına bir kilise eklenmiştir. M.S. 451’e kadar Basilica Therma aynı zamanda bir piskoposluk merkezi olmuştur.

Hikâyelerin gücü

Hikâye insanlık tarihinde keşfedilmiş en güçlü iletişim aracıdır. Meydan okumak için verilere, kendimizi yeterince iyi hissetmek içinse hikâyelere ihtiyaç duyarız.

Yaşadığımız coğrafya tanrının bir lütfu. Tarihten gelen binlerce hikâye, binlerce eserle iç içe yaşıyoruz. Tüm mesele hikâyelere sahip çıkabilmekte. Onlara hak ettikleri değeri vermekte. Bu hikâyeler sadece bizim değil, tüm insanlığın. Onlara yeterince sahip çıkabilirsek tüm dünyayı kendilerine çekeceklerdir. Londra’ya trenle yaklaşık bir saat uzaklıktaki Bath, İngiltere’nin en küçük şehirlerinden biri olmasına karşın Aquae Sulis Antik Roma Hamamı’ndan dolayı yılda 1,5 milyon turist çekiyor.

Yozgat’ın Sarıkaya ilçesindeki Kral Kızı (Basilica Therma) ile ilgili herhangi bir veriye ulaşamadım. Ancak bildiğim bir şey var: Bizdeki hikâyeler o kadar kıymetli ki… Bu hikâyelere hayat vermemiz, tüm dünyaya anlatmamız gerek.

Yazı: MediaCat Genel Yayın Yönetmeni Pelin Özkan

Bu yazı ilk kez Ad Hoc Ocak 2020 sayısında yayımlanmıştır.

Benzer Yazılar

Sadece ‘kadın’

Ad Hoc

Food market vs. food hall: Yoksa ikisi de mi?

Ad Hoc

Şövalyeler, ejderhalar ve unutulmaz oyunlar

Ad Hoc