Kültür Manşet

Tarih sahnesinden silinen ilk devlet

Son dönemde Anadolu’nun farklı bölgelerinde ziyaret ettiğimiz ve çekim yaptığımız arkeolojik alanlarda, tarımın doğuşunun izlerini sürüyoruz. Sürdüğümüz izler bizi Diyarbakır’dan Kırklareli’ne, Malatya’dan Aksaray’a birçok farklı noktaya taşıdı. Tarım devrimi olarak nitelendirilen, neolitik insanların doğada avcılık ve toplayıcılık yaparak hayatlarını devam ettirirken, buldukları yabani tohumları toprağa ekerek yetiştirmeye başlaması süreci, ateşin bulunuşu kadar önemli. Bereketli Hilal olarak adlandırılan ve Lübnan, Suriye, Irak, Mezopotamya ve hatta Anadolu’nun içlerine kadar uzanan topraklar, neolitik dönem insanlarını şanslı kılacak şartlara sahipti. Toprağın verimi tarihte ilk tarımın burada yapılmasına olanak sağladı.

Doğaya hükmetmeye başlayan insan, büyük bir değişim gerçekleştirdi. Ektiği topraktan verim almaya başlayınca, elde ettiği hasatta en iri taneleri seçerek türlerin evrimleşmesini sağlamış ve kuraklık ya da sel gibi iklimsel değişimlerden etkilenmemek için tohumları saklamayı başarmış. Tüm bunlar doğaya hâkim olan insanların başarısı. Bu öyle bir başarı ki bugünkü tarımsal faaliyetlerimizin temelini oluşturuyor.

Binyıllar önce

11 bin yıl önce toprağı ekip biçmeye başlayan insan aynı zamanda hayvanları da evcilleştirmişti. Binlerce yıl süren bu maceranın Anadolu’nun dört bir yanında izleri var.

Sınıfsal farklılıkların yaşam şeklini çerçevelemesi ilk olarak Malatya’nın Arslantepe höyüğünde gerçekleşti.

M.Ö. 4 bin yılına gelindiğinde otorite ve güç sahibi bir sınıf, Anadolu’daki ilk şehir devletinin temellerini atmıştı. Zaman içinde Mezopotamya’da tarımla birlikte hiyerarşik bir düzen doğmuştu ama siyasi ve dini bir liderin doğuşuna ve erken devlet sistemine ilişkin ilk izlere Arslantepe’de rastlandı.

M.Ö. 3600–3500 yıllarında tarihlenen tapınak, devlet sisteminin başladığı ilk yapı. Tapınakla birlikte başlayan bu sistem, giderek büyümüş ve M.Ö. 3350 yıllarında saray inşa edilmiş. Eski ismiyle Melid, Meliddu veya Meliteya olan Arslantepe’de başta tapınakta toplanan güç, sarayla birlikte krala geçti. Bundan sonra da din ve devlet işleri ayrı yürütüldü.

Verimli Malatya Ovası’na tepeden bakan görkemli sarayın kerpiçten duvarları arasında elitler yaşardı. Elitler, tarımsal üretimi kontrol ediyordu. Temel gıdanın dağıtımını yapan elitler, yapılan kazılarda bulunan kil mühürlerden anlaşıldığı üzere, bu dağıtımın muhasebesini de tutardı. Bu dağıtımın yapıldığı seri üretim kil kapların örnekleri ve mühürler Malatya Müzesi’nde görülebilir. Höyükteki kazılar, İtalya Roma La Sapienza Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Marcella Frangipane’nin başkanlığında yürütülüyor.

Geleceğin habercisi olan geçmiş

Siyasi otorite, egemenliğini temel ihtiyaç mallarına hâkimiyetiyle sağlıyordu ve sahip oldukları yüksek statü toplumda kabul görüyordu. Nüfusun artışı bu malların daha fazla kişiye dağıtımı anlamına geliyor, güç ve prestij sahibi liderler üretimin artmasını istiyor, halkın büyük bir kısmı çok çalışıp az kazanıyor ve kendi hayatını kontrol edemiyordu. Seçkinler olarak nitelendirebileceğimiz elitler resmî yetkiye sahipti ve halk da karın tokluğuna çalışıyordu. Besin kaynaklarının yönetimine ve insan işgücüne sahip elitler karmaşık ve laik bir yönetim sistemi yürütüyordu. Bu, adeta geleceğin habercisi niteliğinde bir sosyal dönüşümdü.

Neolitik toplumlar tarihe tarım devrimiyle damga vurur ve izini bırakır.

Üst sınıfın yaşadığı saray ve çevresindeki yapılaşma öylesine gösterişliydi ki, kazılarda ortaya çıkarılan binanın duvarları bile ziyaretçileri etkilemeyi başarıyor. 2 bin m²’yi aşan saray yapısının 2-2,5 metrelik beyaz kerpiçle sıvanmış ve resimlerle süslenmiş duvarları şaşırtıcı özelliklere sahip. Dönem yaşamına dair sahnelerin işlendiği bu resimler ve resimleri destekleyen kazı buluntular, hayati öneme sahip tarımsal ürünlerle, insanların hayatlarının nasıl kontrol edildiğini ispat ediyor.

Kazılan toprakların kuru eleme denilen bir yöntemle örneklere ayrılıp elenmesiyle elde edilen arkeobotanik veriler, bölgede yetiştirilen ve tüketilen ürünleri işaret ediyor. Bulunan tohumlar arasında tahıllar ve baklagiller yer alıyor. Dönemin parasının gıda olduğunu düşünün ve insanların bir tas tohum karşılığı çalıştığını hayal edin. Arslantepe’de saray yapısının depo olarak kullanılan odasındaki duvar resmi, elinde anahtar tutan kralı gösterir. Kral, tahılın ve baklagillerin sahibidir ve bu depoların anahtarı da ondadır. Tıpkı müzede bulunan mühürler arasında Arslantepeli bir çiftçinin harmanda ekinlerin saplarını ayıklamak için iki öküzün çektiği bir dövenin üzerinde oturduğunun betimlendiği sahne gibi, bu resimden de önemli bilgiler ediniliyor.

Bir tas tahıl

Kazılarda bulunan silahlar, dönem insanlarının metal işlemedeki ustalığını da ortaya koyuyor. Yapılan analizlerle metalin bölgeye, Kafkasya’dan ve Karadeniz kıyılarından geldiği anlaşılmış; bu da elitlerin metal ticareti yaptığını açıklıyor. Nitekim bulunan mızrak ve kılıçlar da ticaretin hacmini gösterir nitelikte.

Saray, M.Ö. 3 bin yıllarında büyük bir yangınla yok oldu ve bu da şehir devletinin sonunu getirdi. Bu yangının neden çıktığına dair yapılan yorumlarda, halkın isyan çıkarması ön plana çıkıyor. Bir tas tahıl için çalışmak zorunda kalan halk arasında filizlenen memnuniyetsizlik, büyük bir ihtimalle sonunda sarayı küle dönüştürecek büyük bir isyana dönüştü. Böylece ilk devlet, tarih sahnesinden silindi.

Yazı: Haberci Müge Aral & Haberci Coşkun Aral

Benzer Yazılar

Video oyunlarda siyasetin izini sürmek

Ad Hoc

Zaman, mekân ve engel tanımayan sanat

Ad Hoc

Göz görür, gönül aldanır

Ad Hoc